6 Ekim 2010 Çarşamba

Modern bir intihar yöntemi


Joshua Ferris'in yeni romanı Bilinmeyen, ay sonunda raflarda olacak. Ferris, blogda sık sık bahsettiğimiz bir yazar; ilk romanı Ve İşimiz Bitti ile yakaladığı kendine ait bir okur kitlesi de mevcut. Bilinmeyen, ton olarak Ve İşimiz Bitti'nin keskin mizahından epey uzak; ancak Ferris'in her iki kitapta da -bambaşka biçimlerde- günümüz insanının çıkmazlarını, özellikle çalışma hayatı üzerinden irdelediğini söyleyebiliriz. Ve İşimiz Bitti, kolektif anlatılan bir öyküydü; Bilinmeyen ise tek bir karakterin yaşamına odaklanıyor - avukatlık yapan ve günün birinde tanısı konulamayan bir 'şey' yüzünden hayatı ve hayatla ilişkisi yeniden tanımlanmak zorunda kalan bir adamdan... Gerisi, hikayenin kendisinde gizli, şimdilik bu kadar ipucu yeterli sanıyorum. Yukarıdaki görsel Nathan Sawaya'ya ait; Sawaya, tıpkı Ferris'in Bilinmeyen'de yarattığı ana karakter gibi avukatlık yaparken işinden ayrılmış ve sonrasında legolarla yaptığı çalışmalarla büyük ün kazanmış bir figür.

Ve İşimiz Bitti'nin girişi için çevrimeni Duygu Günkut bir önsöz yazmıştı; onu burada paylaşalım ve Bilinmeyen'i bekleyin, diyelim:

"Ey gökleri delercesine yükseklere uzanan plazaların döner kapılarından girip çıkan isimsiz kahraman! Bu kitabı gülerek oku, e mi? Bu hayat başka türlü çekilmez. Hem işini bırakıp bir deniz kıyısına da yerleşemiyorsun madem… Ayrıca gönderdiğin e-postalara biraz özen göster. Dikkatsizliğin işten atılmana bile yol açabilir!

Ben bu yazarı çok sevdim!


İşten çıkarılma tehdidi… Hiyerarşi, güç çekişmeleri, ayak kaydırma, göze girme, gözden düşme… Ferris’e anlatıcı sesi olarak neden “biz”i kullandığı sorulduğunda: “Kitap kendi beyni olmayan birinin ağzından anlatılıyor” diyor. İyinin içindeki kötüyü görmezlikten gelmeyen Ferris, karakterlerine haklarını vermiş. Acaba bu insanlara bir iş çıkışı olsun birer bira ısmarladı mı? İçinden geçenleri kim bilebilir? Belki de bir Maya’dır Ferris. Belki de bizim hayatlarımızı daha önceden yaşamıştır.

Belki çalışmak, modern bir intihar yöntemidir…

İnsan kendi ipini kendi çekiyor olabilir mi?

İşyerinde tüm mutsuzluğumuza, her şeyi bırakıp bir kıyı kasabasına yerleşmeyi aklımızdan geçirmemize rağmen neden işlerimizden ayrılmayız? Sosyal güvence mi, iş arkadaşlarımızın güvenlik çemberi mi yoksa para mı? Kimsenin bizim dedikodumuzu yapmasını istemediğimiz halde başkalarını çekiştirmekten neden hiç kaçınmayız? Annemizden daha fazla gördüğümüz iş arkadaşlarımızı aslında ne kadar tanıyoruz?

Aklıma bir mühendis arkadaşımın gittiği bir iş görüşmesi geldi. Saçma sapan klişelerden sonra "Bizi ne kadar istiyorsunuz?" diye sormuş patron. Arkadaş da kollarını iki yana açıp "Bu kadar!" demiş. En güldüğüm iş görüşmesi hikâyesidir bu.

İsterseniz bir işle meşgulmüş gibi yapıp işyerinizde bir dosyanın arasına sıkıştırıp okuyun bu kitabı, eminim daha fazla zevk alacaksınız.

Yoksa hayatınızda hiç kopya çekmediniz mi?"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme