Bir şey gerçekleştiği halde bütünüyle yalan, gerçekleşmemiş bir şey ise gerçeğin kendisinden daha doğru olabilir.
Gerçekleştiği halde bütünüyle yalan olan şeye ne denir? Merak etmeyin, haftaya paradokslarla başlayıp akıl bulandırma niyetinde değilim. Tim O’Brien’ın Taşıdıkları Şeyler’inde yer alan bu cümleye, Kemal Varol’un romanı Jar’da, bir epigraf olarak rastladım - Jar, hayat kendi gizemleri içinde hoyratça ve kafasına göre akıp giderken hikayeye odaklanan bir roman. Jar bir yana, yukarıdaki epigraf (ki esrarı öldürür) tam da kurgu ve gerçek ilişkisi üzerine kafa yorduğum şu haddinden fazla parlak yaz günlerinde zihinde pek çok kapı açıyor. Yabancı basında bir süredir Jon Kraukauer’ın Greg Mortensen’e yönelik dolandırıcılık iddiaları konuşuluyor; Mortensen, satış gelirinin çoğu bir insani yardım örgütüne yönelen anı kitabı Three Cups of Tea’de “gerçekleri” çarpıttığı için eleştirilere hedef olmuş. İşin vahim yanı, kitabın tutarsızlıklarının ötesinde, bahis konusu yardım örgütünün yaptırdığını iddia ettiği okulların çoğunun yapılmamış olması aslında; ancak Mortensen, hem kitaptaki “kurgusal” anılar hem de bağışçılarını kandırması dolayısıyla topun ağzında.
