27 Mayıs 2013 Pazartesi
Liste
Kimi kitaplar vardır, türlü nesnel gerekçe ile birbirine akrabadır. Çağrışımlara, kitaplardan kitaplara açılan geçitlere ve kendi oluşturduğu ipsiz sapsız listelere fazlasıyla düşkün olan blog yazarınız olarak, Ginsberg'ün öğrencilerine okuttuğu kitaplar listesine her Internet tarayıcısında işaretli olması gereken güzide Open Culture'ın sayfalarında rastladığımda epey heyecanlandım. Evet, görselde yer alan, Ginsberg'in Naropa Enstitüsü'nde verdiği 'Beat Edebiyat Tarihi' dersinde öğrencilerine dağıttığı 'ilahi okuma listesi'nden bir yaprakla başlıyoruz haftaya... Detaylı listeyi buradan inceleyebilirsiniz. Corso, Snyder, Ferlinghetti gibilerinin burada bulunması doğal, hatta Rimbaud, Artaud, Jean Genet, Celine ya da Thoreau ve Whitman'a rastlamak da şaşırtıcı sayılmaz ama örneğin Dostoyevski'den Budala'nın, Kafka'dan Dönüşüm'ün ya da Melville'den Moby Dick'in burada yer alması fazlasıyla ilgi çekici. (Gerçi bu metinler, hemen her türlü başlığı taşıyan bir okuma listesine sızabilecek denli zamansız yapıtlar, liste bahane.) Naropa Enstitüsü, Rinpoche'nin Budist geleneğini devam ettiren ve 'kısmen manastır, kısmen üniversite, kısmen toplantı merkezi, kısmen de simya laboratuvarı' görevi gören bir merkez olarak tanımlanıyor. Ginsberg, dönemin başlangıcında bu listeyi öğrencilerine dağıtır, öğrencilerin hiç değilse bu kitaplardan bazılarına bir göz atmalarını ister ve listede yer alan eserlerin Beat'lerin üslubunu şekillendirmiş olduğunu belirtirmiş.
Beat'lerden Rusya'ya, Prag'a, Shakespeare'e, Gregor Samsa'ya açılan derin bir geçit - yeni hafta hoş sürprizlere gebe anlaşılan.
En yakınınızda duran kitaba uzanın ve simya çalışmalarını başlatın derim.
7 Mayıs 2013 Salı
Zaman
1962
OCAK: Kerouac'ın ajansı, Sterling Lord, Big Sur ve Visions of Gerard'ı 10.000 dolarlık avans karşılığında yayımlayacak yayınevi ile anlaşır - Kerouac, otuz gün boyunca sarhoş olduğu bir New York seyahati gerçekleştirir - Peter Orlovsky ve Allen Ginsberg, Tel Aviv'de bir araya gelir, Ginsberg Kudüs'te düşünür Martin Buber'le tanışır - Ginsberg ve Orlovsky Nairobi'ye giderler - Kerouac, Big Sur metnini daktilo eder ŞUBAT: Ginsberg ve Orlovsky Mombasa'dan Bombay'a giden bir gemiye biner - Ginsberg ve Orlovsky, Bombay'dan Kalküta'ya doğru bir tren yolculuğuna çıkar - Kerouac, Brooklyn'de bir restoranda, 10 yaşındaki kızı Jan ile ilk defa görüşür MART: Gary Snyder ve Joanne Kyger, Delhi'de Orlovsky ve Ginsberg ile biraraya gelir ve beraberce on dördüncü Dalay Lama Tenzin Gyatso'yu Daramsala'da ziyarete gider - Grove Press, Burroughs'un Çıplak Şölen'ini yayımlar - Komedyen Lenny Bruce, San Francisco'da hakkında müstehcenlikten dolayı açılan davada hüküm giyer NİSAN: Harvard İlahiyat Okulu öğrencisi Walter Pahnke, Timothy Leary'nin danışmanlığı ve Harvard Psilosibin Projesi kapsamında Boston Üniversitesi'nde Marsh Chapel Deneyi'ni gerçekleştirir; bu kapsamda bir grup öğrenciye psilosibin, diğer bir gruba ise plasebo verilir ve psilosibin deneyimi sırasında yarı mistik/ruhani deneyimler yaşandığı belgelenir TEMMUZ: Houghton Mifflin, Rachel Carson'ın Sessiz Bahar adlı kitabını yayımlar, Sessiz Bahar, çevreci hareketin gelişmesinde milat sayılır - Andy Warhol, Kaliforniya'da ilk solo sergisini açar - San Fransisco Şiir Festivali kapsamında Ferlighetti, Rexroth ve Whalen gibi şairler şiir okur, Robert Duncan, Jack Spicer ve Michael McClure festivali boykot eder - Neal Cassady, Palo Alto'daki evinde Ken Kesey ile tanışır AĞUSTOS: 36 yaşındaki Marilyn Monroe, Kaliforniya'daki evinde ölü bulunur - İskoçya'nın Edinburgh kentinde Uluslararası Yazarlar Konferansı düzenlenir, katılımcılar arasında Norman Mailer, Henry Miller, Alexander Trocchi, Mary McCarthy, William S. Burroughs ve Aldous Huxley de vardır - Robert Zimmerman, ismini mahkeme kararıyla Bob Dylan olarak değiştirir EYLÜL: Carolyn Cassady, Neal Cassady'ye boşanma davası açar - Kerouac'ın Big Sur'ü, Farrar, Straus & Giroux tarafından yayımlanır ve büyük beğeni ile karşılanır EKİM: Küba Füze Krizi yüzünden ABD ve SSCB, nükleer savaşın eşiğine gelir ARALIK: Ginsberg ve Orlovsky, tren yoluyla Benares'e seyahat eder ve Noel'i Taç Mahal'de geçirir - Ginsberg, Harvard Crimson dergisine Kalküta'dan bir mektup gönderir ve "zihni bozan uyuşturucular" terimi yerine "zihni açan uyuşturucular" teriminin kullanılmasını önererek son on yılda (psilosibin, meskalin, peyote ve yage ile) yaşadığı otuzdan fazla deneyimi bu değişiklik için referans olarak gösterir - Viking, Ken Kesey'nin Guguk Kuşu romanını yayımlar - Olympia (Paris) Burroughs'un Patlamış Bilet'ini yayımlar - 13 yaşındaki Jim Carroll'ın New York'taki eroinmanlık günleri başlar - Burroughs, en iyi dostunu yanlışlıkla boynundan yaralar ve bu olay sonrasında sinir krizi geçirir.
(...)
(Robert Niemi'nin The Ultimate, Illustrated Beats Chronology adlı çalışmasının yardımıyla derlenmiştir.)
30 Nisan 2013 Salı
Para!
(Ginsberg ve Orlovsky) Kerouac'ı alıp meşhur kimseler ve gazetecilerle vakit geçiren sürrealist ressam Salvador Dalí ile tanıştırmak için Russian Tea Room'a götürdüler. Dalí o zamanlar varlıklı sanat tacirlerinin siparişleri üzerine guaj boyalarla büyük panellere resimler yapıyordu. Ginsberg ve Kerouac'ı özel bir odada karşıladı. Dalí'nin yanında, ona 'büyük meblağlar vaat eden çeklerle' yanaşmayanları delici bakışlarıyla ezmesiyle bilinen eşi Gala oturuyordu. Dalí çenesini bastonuna dayadı; kıvrık bıyığı ince yüzünde bitivermiş gibiydi, aldığı yaşla gıdısı sarkmıştı. Ginsberg ve Kerouac'a bir sanatçının başarısının kazandığı para ile eş olduğunu söyledi. Yakınlarında Marlon Brando oturuyordu; Ginsberg Dalí'ye İspanyolca olarak onunla tanışmak istediklerini söyledi. Dalí, yüzüklerle bezeli üç parmağını Kerouac'a doğru uzatarak, "Ama o, Brando'dan daha güzel!" diye feryat etti. (...)
(Deli saçması bir anekdot, ama her allahın günü de aklımızın başında olması beklenemez, saçmalamak, sanatçının değerini kazandığı para ile ölçen Dalí dahil, hepimizin hakkı - Paul Maher'in Kerouac biyografisinde yer alıyor. Kerouac (fotoğrafçı: Tom Palumbo) ve Brando görselleri bağlantılardaki adreslerden, Dali fotoğrafı Willy Rizzo'ya ait.)
12 Mart 2013 Salı
Bekleyiş
Beat hareketi başlar başlamaz kendi momentumunu kazandı ve dünya çapında etkili oldu. Amerika'nın tutucu kesimine mensup zeki kimseler, Beat yazarlarından çok daha önce kendilerine karşı bir tehdit olarak değerlendirmişti bunu. Komünist Parti'den daha ciddi bir tehdit denebilir. Beat hareketi tam da doğru zamanda doğdu ve her milletten milyonlarca insanın duymaya hasret kaldığı şeyleri dile getirdi. Birine bilmediği bir şeyi söyleyemezsiniz. Yabancılaşma, huzursuzluk, tatminsizlik duyguları, Kerouac yolu işaret etmeden çok önce bekleyişe geçmişti.
(Alıntı William S. Burroughs'dan; Ann Charters'ın derlediği Portable Beat Reader'ın girişinde yer alıyor. Görselde, uluyan Kerouac, Ginsberg'in objektifinden.)
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Ağaçlar, kitaplar, yıldızlar...
Sevgili Lois,
12 saatlik uzun bir uykudan yeni uyandım ve çok mutluyum çünkü düşümde mavi dev adamların gökdelenlere sarıldıklarını ve heykellere dönüştüklerini gördüm, yeni düşlerimden bu, bundan sonra kendi istediklerimi yapma ve Yolda'nın başarısından bu yana, 1957'den beri yaptığım gibi diğer insanların peşine takılıp gitmeme kararı almamdan dolayı gördüğüm bir düş -şimdi mavi bir devadamım ben ve kendi irademi kucaklıyorum- King Kong'un iki katı büyüklüğündeydiler ve çevreye hiç zarar vermiyorlardı, gökdelenlere sarıldıkları anda kocaman bronz heykellere dönüştüler (...) Kesinlikle kararımı vermiş bulunuyorum: bu bahar hazırlıklarımı yapıp ehliyet alacağım sonra da 1600 dolarlık bir Volkswagen çekeceğim altıma, sonra gidip ihtiyaçlarımı karşılayacak bir kulübe bulma peşine düşeceğim. Böylece cuma akşamları işten çıktığında seni de alır, 100-150 millik bir yolculuktan sonra oraya götürürüm ve ağaçlar & kitaplar & yıldızlarla birlikte pazar günü öğleden sonraya kadar orada kalırız.
Bir başlangıç olacak.
(Jack Kerouac - Lois Sorrells'e mektup, 1960. Kerouac'ın 1960'a değin ehliyet almamış olması mümkün mü? Yukarıda Kerouac'ın Yolda için çıkarttığı harita-taslak.)19 Mart 2012 Pazartesi
Delişmen
Kerouac'ın doksanıncı doğumgünü şerefine yayımladığımız kayıp oyun Beat Kuşağı'nın sahnelenecek olduğu haberi duyuldu geçen hafta, darısı gölgede kalmış diğer metinlerin, diğer oyunların başına. Bahar zihinlerden içeri yavaş yavaş sızarken Kerouac başyapıtı Yolda'nın sinema uyarlamasının ilk trailer'ı da ortaya çıktı. Yönetmen, Motosiklet Günlükleri'nden tanıdığımız Walter Salles, trailer'a bakılırsa vahşi danslar, silahlar ve Kristen Stewart bekliyor bizleri - kitaplardan uyarlanmış filmlerden işkillendiğimden burada daha önce bahsetmiştim, bu trailer'dan kötü kokular almadım desem yalan olur sevgili okuyucu, eh, onu da olağan şüpheciliğimize verelim, filmi görmezden evvel hakkında ileri geri konuşmuş olmayalım. Bir Kerouac uyarlaması daha geliyor bu yıl; Michael Polish yönetmenliğinde Big Sur -ki kendisini önümüzdeki aylarda Nevzat Erkmen çevirisiyle okuyabileceksiniz- de sonbaharda vizyonda olacak. Sinemalarda ne var ne yok takip ediyor musunuz bilmiyorum ancak pek çok yabancı film, ülkemizde vizyona giremez halde; festivaller derseniz senelik ücretler ödeyerek edineceğiniz kartlarınız yok ise fena halde zorlu girişimler. Her neyse, bir yolu bulunur elbet...
Ve Bahar! "Artık delişmen rüzgârlar, çılgın bulutlar dolu günler."
(Jack Kerouac, Zen Kaçıkları, çeviren: Nevzat Erkmen, Ayrıntı. Görselde, Ken Kesey'nin efsanevi kamyonu Further - Kesey'nin çiftliğinde, bir bataklık ile yakın münasebetlere girdikten sonra.)12 Mart 2012 Pazartesi
Bitimsiz
Bugün Jack Kerouac'ın doğumunun doksanıncı yıldönümü; hayır, gelenekçi olduğumuz söylenemez, dolayısıyla 'Kerouac 90 Yaşında!" demekten şiddetle imtina edeceğiz. 12 Mart 1922 tarihinde, Masschussetts'in Lowell kasabasında dünyaya gelen Kerouac, 1969 yılında hayata veda etmeseydi, evet, o zaman kendisi bugün 90 yaşında olacaktı. 1942 yılında kaleme aldığı ilk romanı The Sea is my Brother'ın ancak 2011'de yayımlandığı düşünülürse, fanilere özgü 'doğrusal' ve bitimli yaşam süreci tanımlamalarının geride bıraktıkları yapıtlarıyla 'yaşam'larını sürdüren yazarları bağlamadığı ortada. Paris Review söyleşisinde Kerouac, yazdığı her şeyde kendi kendiyle 'söyleşi' yaptığını ve kapısını çalan gazetecilere zaten kitaplarında yazdıklarını tekrar tekrar anlatmaktan hiç hazzetmediğini, önemli olanın diyecekleri değil yazdıkları olduğunu belirtiyor. (Ardından da kendi yazdıklarından, belki de fazlasıyla kişisel oldukları için o kadar da memnun olmadığını söylüyor - İçinde yaşadığımız çağda tevazu denen şeyi anımsayan kaldı mı?) Islak ve gri bir haftaya başlarken, sözü Kerouac'ın da zihnine ışık tutan bir şairle, Blake ile bağlayalım biz: "İsteyip de eylemeyen bela doğurur." (William Blake, Kaplan! Kaplan! Çeviren: C. Hakan Arslan. Helikopter.)
İyi haftalar!
7 Mart 2012 Çarşamba
Daktilo
Beat'lere, özellikle Kerouac'ın hızla yazdığı metinlere burun kıvıran Truman Capote'nin meşhur bir lafı var, Kerouac'ın yaptığına 'yazmak değil daktilo etmek' demenin daha doğru olacağını söylüyor. Kerouac, özellikle Benzedrine ve türevi uyarıcılar eşliğinde 3 hafta içinde yazdığı Yolda üzerinden böylesi eleştirilere maruz kalmış, ancak belirtmek gerek, Yolda'nın yazımı 3 hafta sürse de, yazarın yollarda olduğu yıllar boyunca doldurduğu pek çok defter, taslak olabilecek pek çok not, mektup ve her şeyden önemlisi biriktirdiği pek çok tecrübe mevcut, bunları, haydi bunlar bir yana metnin yetkinliğini görmezden gelmek pek akıl kârı sayılmaz. Tempo mühim bir şey elbette, yaşamın, yazmanın, soluk almanın, cazın, yolun bir temposu var; o tempoyu okura kelimeler üzerinden aktarmak, işte Kerouac'ın düzyazı ile başardığı şey bu.
Daktilo etmek demiştik, yukarıda Kerouac'ın ölümü sonrası müzayedeye çıkan daktilolarından biri, hayata veda ettiği 1969 yılında kullandığı, son cihaz. Aşağıda yine bir müzayedede satılan, Kerouac'a ait sırt çantası.
Beat Kuşağı'na eşlik etmesi için bir liste bir de çıkma var burada; kitaba yancı niteliğinde. Bu arada 6 45'in Uluma'yı yeniden yayımladığını, James Franco'nun Ginsberg'ü canlandırdığı Howl adlı filmin ilgiye şayan animasyonlar içerdiğini ve 2012'de beyazperdeye uyarlanmış bir Yolda filminin 'yolda' olduğunu belirtmekte yarar var.
6 Mart 2012 Salı
Deli dolu
“Yapmak istediğim şey, Amerika’daki tiyatro ve sinemayı yeni baştan yaratmak, ona spontane bir ruh kazandırmak, “durum” üzerine önyargıları ortadan kaldırmak ve insanların günlük hayatlarındaki gibi deli dolu konuşmalarına olanak tanımak. Oyun dediğin budur: özel bir konusu yok, özel bir “anlamı” yok, insanlar nasılsa aynen öyle. Yazdığım her şeyi, dünyaya inmiş ve onu hüzünlü gözlerle izleyen bir Melek olduğumu hayal eder ve öyle yazarım.” – Jack Kerouac
'Kayıp' metin Beat Kuşağı, bugünden itibaren tüm kitapçılarda.
5 Mart 2012 Pazartesi
Akış
Editörün masasındaki kitaplardan bahsetmiş, Blake, Hayyam ve hipodrom bülteni kombinasyonunun hangi kitabın hazırlandığına delalet edeceğini sormuştuk... Bu ay, çağdaş edebiyatın gündeş örnekleri minvalinde ilerleyen çizgimize bir mola verip biraz gerilere uzandık ve Jack Kerouac'ın 'kayıp' metni Beat Kuşağı'nı hazırladık sizler için, hipodrom bülteni ile Hayyam'ı, Blake'i buluşturan kitap bu kitap oldu. Tuhaf bir öyküsü de var kitabın; Kerouac, Beat Kuşağı'nı 1957'de bir oyun olarak yazmış, -tayfanın hayatından bir günü olduğu gibi yansıtmak amacıyla- ancak metin, 2005 yılında bir depoda yazarın eşyaları arasında bulunduktan sonra yayımlanmış. Yazım tarihi biraz eski olsa da yine 'yeni' bir metin söz konusu anlayacağınız.
Beat Kuşağı'nın bir oyun olduğunu söylemiştik, oyunun bir perdesinden spontan biçimde uyarlanmış Pull my Daisy isimli bir kısa film de mevcut bu arada; yönetmenler Robert Frank ve Alfred Leslie, oynayanlar Jack Kerouac, Allen Ginsberg, Gregory Corso, Peter Orlovsky ve Beat ekibin diğer üyeleri. Frenciler, şarapçılar, bahisçiler, şairler... Beat Kuşağı'nda tayfa, güne şarap içerek, Tanrıdan bahsederek, hayalller kurarak ve bahis yaparak başlıyor, zamanla beraber akışa katılıyor. Karakterler her zamanki gibi tanıdık, Allen Ginsberg var burada, Jack Kerouac var, Neal Cassady var... Naif ama bilge, oldukları gibi, yaşadıkları gibi; haz, müzik, şiir ve şarap eşliğinde.
Yukarıdaki resimde Kerouac'ın cebinde görünen: Demiryolu Frencisi için Kurallar Kitabı. Doludizgin, anında, şimdi ve burada yaşamanın kitabını yazmış birinin bir dönem demiryollarında 'frenci' sıfatıyla çalışmış olmasında bir ironi yok mu sizce de?
Aydınlık günler dileklerimizle...
Beat Kuşağı, yarından itibaren tüm kitapçılarda.
2 Mart 2012 Cuma
Nane
Berkeley'deyken Alvah Goldbook'la birlikte, onun ufacık, güllerle çevrili kulübesinde kalıyordum. Milvia Sokağı'nda büyücek bir evin arka bahçesindeydi evcağızımız. Kulübenin önündeki iyice çürümüş veranda, öne doğru yatmış, sarmaşıkların içine girmiş.(...)
Önümüz yeni olgunlaşan domates fideleriyle dolu, bir de naneler, naneler... Her taraf nane kokmakta.
24 Ocak 2012 Salı
İnsan denen...
Bu hafta planlama ve yapım aşaması nerdeyse yirmi yıldır devam eden, Kerouac metni Yolda'nın Coppola imzalı aynı adlı beyazperde uyarlamasının sonunda bu yıl Cannes'da gösterileceği açıklandı; böylelikle bir yılan hikayesinin daha sonuna gelmiş olduk... Yolda'yı sinemada izlemek için geri sayımı başlatmakla beraber, henüz film hakkında sizdırılan fazla bir şey yok, dolayısıyla hayal etmekten ötesi olası değil daha. Önümüzdeki ay, Kerouac'ın uzun yıllar bir depoda yatmış olup ilk olarak 2004'te yayımlanan oyunu Beat Kuşağı, Garo Kargıcı çevirisi ile raflarda olacak. 6 45'in de Ginsberg'in Uluma'sı için özel bir baskı gerçekleştirdiğini ekleyelim ve Yolda'nın devamı niteliğindeki Big Sur'un sonraki aylarda karşınızda olacağını belirtelim bu arada. Takip ettiniz mi bilmiyorum; bir yandan Burroughs (ve çevirmeni Süha Sertabiboğlu ile yayıncısı İrfan Sancı) mahkemelerimizde halen ve ısrarla yargılanmakta, geçen haftaki celsede mahkeme kitabı inceleyecek bilirkişi bulunamadığını açıklamış; komik mi komik ama komedi diye nitelenemeyecek denli saçma ve trajik bir yandan bütün olan biten. Web'de dolaşırken Ginsberg'in 90'larda İstanbul'a yaptığı ziyaret sırasında epey şenlikli bir ekiple Kumkapı'ya, Kara Kartallar meyhanesi adlı bir mekana gittiğini okudum - gecenin başlangıcında Ginsberg, "Dünyanın bağışıklık sisteminin insan denen bir virüs tarafından fena halde yıpratıldığına dair" bir konuşma yapmış - ifadeye katılmakla beraber, üzerinde belli oynamalar yapıp yaşadığımız topraklara uyarlanabileceği kanaatindeyim. Ters Ninja'daki yazı, gece ile ilgili detayların şiir eleştiri dergisi Heves'in 23.cü sayısında yer aldığını belirtiyor - henüz dergiyi temin edebilmiş değilim, ancak sana buradan haber edeceğim sevgili blog okuru, zira Ginsberg'in Kumkapı macerasını fena halde merak etmekteyim. Yukarıdaki görselde Kerouac, New York'ta, kendi yansıması karşısında... Beat yazılarına henüz giriş yapmadık, yavaş yavaş oralara da uzanacağız. Yakındır.
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Tercihen
Jack Kerouac'ın -ölümünden çok sonra bir depoda bulunan- kısa oyunu Beat Kuşağı'nı ve Yolda'nın devamı niteliğindeki metni Big Sur'u yayına hazırladığımız şu günlerde, Paris Review söyleşisinden birkaç kesit yayınlayalım dedik. Hiperaktif zihni ve coşkulu tepkileriyle söyleşiyi başlı başına bir performansa çeviren Kerouac'a bir yazar olarak ideal yazı ortamının neresi olduğu soruluyor; cevap aynen şöyle geliyor:
KEROUAC
Odadaki masa, yatağın yakınında, iyi bir lamba eşliğinde, geceyarısından şafak sökene değin, yoruldun mu bir içki, tercihen evde ama eğer evin yoksa otel ya da motel odanda bir yuva kur kendine: Huzur. (Mızıkasını alır ve çalmaya başlar) Harbiden çalabiliyorum!
15 Mart 2011 Salı
Kurgunun gerçeği
Kerouac'ın Marlon Brando'ya yazdığı mektuptan devam edelim; Kerouac Amerikan sinemasını sığlıkla suçlayıp, Fransızların fersah fersah ileride olduğundan ve spontane bir sinemaya özlem duyduğundan bahsediyor. Kerouac'ın kendi yazdığı oyun Beat Kuşağı'nın (Siren'de yayıma hazırlanıyor) 3. perdesinden uyarladığı kısa film Pull My Daisy, tam da yazarın Brando'ya mektubunda özlemini çektiğini söylediği unsurlarla bezeli, otobiyografik ve emprovize yönleriyle öne çıkıyor. Beat Kuşağı'nı önümüzdeki aylarda okuyacaksınız; haliyle metnin kendisi de oldukça spontane gelişen diyaloglar eşliğinde Beat "gerçekliğine" dair bir kesit içeriyor. Gerçekliğe film ile ayna tutanlardan bahsetmiş ve Kerouac'ın Fransızlara övgülerine yer vermişken 1917 doğumlu yönetmen Jean Rouch'tan bahsederek kapatalım yazıyı; Jean Rouch görsel antropolojide önemli bir yer edinmiş, kurgu ile gerçeklik arasındaki sınırları belli olmayan ve öze-dönüşlü yaklaşımlarıyla kendini gösteren pek çok "belgesel"in yaratıcısı. Afrika'da yaptığı işleriyle sonradan Afrikalıların haklı olarak tepkisini çeken yönetmenin, en ilgi çekici filmlerinden biri kendi ülkesinde çektiği Chronique d'un Ete (blog yazarınıza göre elbette) - Bir yaz mevsimi boyunca Fransa'nın çeşitli yerlerinden insan manzaralarına odaklanan film, birtakım kadınların sokaklarda insanlara ellerinde mikrofonlarla yanaşıp 'Mutlu musunuz?' diye sorduğu, soru karşısında pek çok kişinin tuhaf ifadeler takınarak kaçıştığı görüntülerle başlıyor ve yönetmen ile birlikte filmin izlenip seyircilerce (aynı zamanda filmde rol alan kişiler) gerçekliğe sadakatinin eleştirildiği bölümler içeriyor. 1960 yazını "belgeleyen" film, zihinsel bir egzersiz olarak düşünüldüğünde, gerçekten çarpıcı bir iş koyuyor ortaya.
"Gerçeklik" üzerinde konuşuldukça kurguya kayan bir platform, 2004 yılında hayata veda eden Rouch, kurucularından biri sayıldığı Cinema Verite (Gerçeklik Sineması) hakkında şöyle diyor: "Cinema Verite gerçeğin filmi değil; filmin gerçeğidir." Bir başka noktada, bu bulmacamsı beyanı şu şekilde geliştirmiş: "Belgesel, sinemanın en yanlış biçimidir. Gerçek, sadece aktarıldığı zaman değere sahip olur. Başka deyişle, sanatçı sadece kendi küçük dünyasını yaratabildiği sürece var olur." Karakterlerin yaşadıkları görüntülenen şehirlerde değil yönetmenin dünyasında hayat bulduklarından dem vuruyor sonraki sözlerinde Jean Rouch. Uzun bir sıçrayış yapalım ve belgeselci olmasa da filmlerinde mekanla derin bağlar kuran bir yönetmeni analım hemen, Woody Allen ki erken dönem filmlerinin New York'u başta olmak üzere kendi sinemasal şehirleriyle çıkar karşımıza, bu tanımlamayı doğruluyor gibi. Allen'ın sinema için kurgulayacağı en son şehir, geçen hafta haberlerde okuduğumuz üzere: Roma.
















