22 Mart 2017 Çarşamba

Buradayım



 “Kırık bir kalpten daha bütün bir şey yoktur.”

(Buradayım, Jonathan Safran Foer. Çeviren: Begüm Kovulmaz. Çok yakında... Görsel, Nobuyoshi Araki.)

20 Mart 2017 Pazartesi

Ben


"(...) biz böyleyiz. Paramparça bir dünyada paramparça olacak birlikteliklere kendini adayan paramparça varlıklarız."

(Jonathan Safran Foer'in on bir yıllık bir aradan sonra yazdığı muazzam roman Buradayım, ay sonunda tüm kitapçılarda. Beklediğinize değecek.)

3 Mart 2017 Cuma

N-n-n

Bu hafta her zamanki n-n-n'lardan biraz daha şahsi notlarla karşınızdayım: Jonathan Safran Foer'in on bir yıllık bir aradan sonra yazdığı Buradayım'ın son hazırlıkları yapılıyor; coşkumuz, sevincimiz büyük, umarız siz de sabırsızlıkla bekliyorsunuzdur... Kitap bu ayın sonuna doğru raflarda olacak. Onun dışında blog yazarınız T2 Trainspotting'i izledi ve filmi şiddetle tavsiye ediyor, homage iddialarında bulunacaklara muhakkak bakmalarını söylüyor; hikaye anlatımıyla ilgilenenlere ise bilhassa Moonlightöneririm - film bu niteliğiyle pek anılmıyor ama satır aralarının, boşlukların, sessizliklerin bu denli etkin kullanıldığı bir anlatıyla uzun zamandır karşılaşmadım. Bunlar haricinde bu sıra en çok T2 soundtrack'inden Shotgun Mouthwash'ı ve Slow Slippy'yi dinliyoruz, Spotify'da 'bituhaf' adlı yeni bir liste var, ona takılıyoruz - nergisler, frezyalar, sümbüller açtı, sabahın yedisinde eskisi kadar karanlık değil ortalık farkındaysanız, bahar yolda.

Geçen hafta Çağlayan Çevik, Hürriyet Kitap Sanat için Irvine Welsh ile bir söyleşi yaptı; filme hazırlık niyetine okuyayım derseniz burada, Kanat Atkaya'nın söyleşiye cevaben yazdığı 'Adam 20 yıl sonra da haklı beyler' başlıklı yazısı ise bağlantıda. Doksanlar demişken, yeni bir belgesel haberi verelim: Underground, Inc. Üzerine, doksanlar başlığında, belgesel bahsinde olmazsa olmaz: David Lynch, The Art of Life. Ardından, serbest çağrışımla, Edward Hopper ve sinema.

Nostaljik giden notlarda çocukluğa dönüş: Hello Kitty'den önce o vardı; yaratıcısı Dick Bruna geçen hafta aramızdan ayrıldı, Miffy. Homage başlığı altına alınacak takdire şayan bir çalışma: Miyazaki filmlerindeki nesneler, poster. Sıradaki bağlantı bahar gelirken kışı özleyen, canı kışın karpuz, çilek, şeftali çeken arıza bünyelere gelsin: İzlanda hikayeleri. Fotoğraf demişken Sedat Pakay ve muhteşem James Baldwin fotoğrafları. Arada gözlerden kaçmasın: Aslı Erdoğan'ın Dünya Öykü Günü konuşması. Sona yaklaşırken fanzin temalı bir duyuru: siz yapın, onlar okusun.

Kapanış benden: Mutfak Üçgeninde Manzara: Çiğ, Pişmiş ve Çürük ve Salinger'ın Çocukları: Üzüntü ve Muz Balığı.

Görselde en sevdiğim kurmaca kahramanlardan biri, Trainspotting ve Porno sayesinde tanıdığımız: Spud Murphy. Bugün notlarda iyice karmakarışığım, ama mevsimdendir, mazur görün.

İyi tatiller!



24 Şubat 2017 Cuma

17 Şubat 2017 Cuma

N-n-n

Notlar!

Geçen hafta neleri takip ettiniz bilmiyorum ama ben, gece uykumdan uyanıp uyanıp (mışıl mışıl saatlerce uyuyan bir tip değilim, o yüzden o kısım gayet olağan) Kuyu adı verilen ve yetmiş metre derinliğindeki bir sondaj kuyusuna düşen köpeğin kurtarma operasyonunu takip ettim. Kuyu'nun şerefine ve yeni çıkacak romanı öncesinde okunsun öyleyse: Paul Auster'dan Timbuktu. Yanına, blog yazarınızın en sevdiği Çehov öykülerinden biri: Küçük Köpekli Kadın. (Bir diğeri, bir çocuk kitabı: Kaştanka.) Arkasından gelsin, Raimond Gaita ve Filozofun Köpeği. Eh, bu kadar köpek referansı arasında bizim kitaplarımızdan birini, insan suretine bürünen Tanrı'nın Afrika'da yeryüzüne inmesi ve savaş esnasında can verdikten sonra cesedinin köpeklerce yenmesi (olaylar, olaylar) bahsini içeren Tanrı Öldü'yü anmamak olmaz, hem Tanrı hem de köpek meraklıları kaçırmasın (her kim iseler...) Korku sevenler için Stephen King klasiği Kujo veya Dean Koontz'dan Nöbet diyelim; düz klasikçiler için de Beyaz Diş'e ya da Vahşetin Çağrısı'na birer bağlantı yollayalım ve devam edelim... David Foster Wallace, Ryan Gosling, Humprey Bogart ve Pablo Picasso'nun ortak noktası: köpek dostu olmaları. Pablo Neruda'dan bir şiir: Un Perro Ha Muerto veya İngilizcesini isterseniz A Dog Has Died - Türkçe Neruda okumak isterseniz Kuruntular Kitabı ya da Kuşlar Sanatı'na göz atabilirsiniz. Köpekler ve köpeklerden ilham alan sanat; üzerine, Smithsonian'ın müthiş arşivinden sanatçılar ve köpekleri.

Köpek parantezinde notlarımıza kitap harici başlıklarla devam - Instagram'da hep aynı cilalı hayatları izlemekten bunalanlar için gelsin: İllüstratör Rafael Mantessa ve Bull Terrier'i Jimmy Choo. Wes Anderson (Anderson'ın müthiş renk paletleri için buraya) ve yeni filmi Isle of Dogs: köpekli! Frida Kahlo ve tüysüz köpekleri. Grace Kelly ve köpekleri; Audrey Hepburn ve minik dostu Mr. Famous; Naomi Campbell ve Dalmaçyalılar. Üzerlerine: Virgina Woolf ve köpeği Pinka; Donna Tartt ve Pug dostu; Gertrude Stein, Alice B. Toklas ve köpekleri Basket. Bir ara çok modaydı, sonra unutuldu: Köpekler ve marifetleri, nam-ı diğer dogshaming. Tekrar yazarlar ve köpeklere dönelim ve bir parantez de burada açalım: Yazarlar ve dachshund'ları. Arkasından, Vogue ve köpekler. Üzerine bir sergi, ama köpekler için. Sonra Canis: kısa film. Kısa film demişken, Serge Avedikian'ın Altın Palmiye ödüllü Chienne d'historie'si ve tarihten utanç yaprakları. Film bahsine girdik mi çıkamayız ama hiç yerli bağlantı vermediğim için kapatırken buraya Sivas'ı koyuyor, bir alt satıra da tüm zamanların en sevdiğim filmlerinden birinin, Paramparça: Aşklar Köpekler'in fragmanını bırakıyorum.

Noktayı Laika ile koyalım.

İyi tatiller.



(Görselde Zadie Smith ve Pug.)

15 Şubat 2017 Çarşamba

Çember


Bunu dün atlamışım, yeni trailer, bugün buyrun: Çember, baharda sinemalarda. Tüm kadro için buraya.

Emma Watson rolüne müthiş uyum sağlamamış mı?

14 Şubat 2017 Salı

Müjde!


Bugünlerde beni sevindiren pek çok şey oldu ama sanırım en büyük sevinçlerimden biri, Fenerbahçe'nin efsane oyuncusu Ekpe Udoh'un bizim kitaplarımızdan birini, Dave Eggers'ın Çember'ini Kitap Kulübü için seçmesiydi... (Bunu yazarken ağzım kulaklarımda, siz düşünün :-)) Ekpe'nin Kitap Kulübü'ne buradan kayıt oluyor, sonra, belli tarihlerde Twitter'da dönecek tartışmalarda  etiketini kullanarak kitap hakkında konuşuyorsunuz; mevzu gördüğünüz gibi gayet basit ve keyifli. Ekpe daha önce takipçileriyle Kürk Mantolu Madonna'yı ele aldı, fakat şimdi, anladığım kadarıyla herkes kitabı beraberce okuyacak, duyurulan tarihler doğrultusunda aynı sayfalarda olmaya çalışacak - eğer okumadıysanız, size de bu kolektif okuma deneyiminin bir parçası olmanızı öneririz, biz tartışmaları zevkle takip edeceğiz.

Duyurumuzu da yaptığımıza göre, bu Çember bahsini romanla örtüşen güncel bir haberle, Apple'ın uzay üssü misali yeni yerleşkesinin açılış tarihinin yaklaştığı 'müjdesiyle' bitirelim... Kitabı okuduysanız eğer, üzerine sos niyetine birkaç bölüm Black Mirror izleyip Twitter timeline'ınıza bakmanız tir tir titremeniz için yeterli olacaktır, zira dünyanın hali, biz altını çizsek de çizmesek de epey fena.

Çember, yakın geleceğin ve uzak olmasını diyeceğiniz ihtimallerin romanı. Ve gelecek, çok yakında, kapınızda.

(Video'daki iş Aristarkh Chernyshev'e ait 2007 tarihli Loading; Whitechapel Gallery'nin Electronic Superhighway sergisinden.)


video



13 Şubat 2017 Pazartesi

Kime ait?


Bir isim bir şahsın tekelinde olabilir mi? Ya da bir renk, bir roman kahramanı? Bir adayı toptan satın almanın ya da yıldızın birinin tapusunu elde etmenin mümkün olduğu dünyada, her şey mümkündür elbette... Geçen hafta, tam olarak ne iş yaptığını asla anlamadığım Kylie Jenner ile Kylie Minoque, Kylie ismini kimin tescilleteceğine dair cebelleşiyordu, ama daha garibi, daha önce vanta siyahı adlı rengin kullanım haklarını satın alan Anish Kapoor'a sinirlenen Stuart Semple'ın kendi yarattığı özel tondaki pembe rengi tescilleyip Kapoor hariç herkesin kullanımına açmasıydı sanırım - Kapoor, yine de bu kısıtlamayı hiçe sayacak ve Instagram sayfasında parmaklarına bulaşmış pembelerin pembesiyle el hareketi yaptığı bir fotoğrafını yayımlamayarak nispet yapmaktan çekinmeyecekti.

Bu bağlamda Salinger'ın yarattığı kahraman Holden Caulfield'i alıp kendi romanının kahramanı haline getiren Fredrik Colting bu işten men edilirken fan-fiction başlığı altında kahramanlar oradan oraya sıçrayacak, Kylie Jenner ile ismi üzerinden çatışmaya girmekten çekinmeyen Kylie Minoque, Nick Cave'in, Bunny Munro'nun Ölümü'nde kendisini neredeyse bir avatar'a çevirip kullanmasına bir şey demeyecekti... Eh, dünyanın pek de tutarlı bir yer olduğu söylenemezdi.

'Kime ait?' başlıklı tartışmaların en çetrefillisinin merkezinde, bana sorarsanız, hâlâ Kafka duruyor; İsrail'in mi, Almanya'nın mı yoksa Prag'ın mı kültürel arşivinde olması gerektiği tartışmaları ve yaşanan türlü dram derken geçen hafta yine, yeni bir sayfa açıldı ve Kafka araştırmacısı Kathi Diamant, Kafka'nın kaleme aldığı kimi aşk mektuplarının Berlin'de, Naziler tarafından yok edilmemiş gizli bir arşivde bulunduğunu iddia etti. Yabancılaşma duygusunu benzersiz bir biçimde aktarmış yazarın ölümünden bunca yıl sonra bu kadar farklı kurum ve kişi tarafından sahiplenilmesi ise, eh, yine ancak onun makus kaderine yakışabilirdi...

Bugün, bir romanın açılış cümlesi üzerinden hayat, ölüm, sahiplenme ve hükmetmeye dair düşündüm. Masa bana ait değil ama fotoğraf vasıtasıyla sahiplendim sayılır.

Aidiyetlerinizi sarsmayacak bir hafta diliyorum.

Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
(...)

(Şiirler bizim olsun bari.)

10 Şubat 2017 Cuma

N-n-n

Bu haftanın notları gerçekler ve alternatif gerçekler arasındaki gitgeller üzerine kurulu. Başlıyoruz:

Mark Twain'den William Faulkner'e yazarların evleri. Aslan yattığı yerden belli olur diyorsanız devamı var: evler, evler, evler. Üzerine, Dracula'nın şatosu, kelepir denebilir. Ardından, Harry Potter'ın evi, sizin olabilir. (Dilerseniz merdivenaltında bir dolapta bile uyuyabilirsiniz, kim karışacak?) Edebiyat eserlerinden çıkma evler, krokileriyle birlikte. Üzerine, Jonathan Safran Foer ile Nicole Krauss'un evi, boşanma sonrası, satışa çıkmış halde. Peşi sıra gelsin, Gore Vidal'in Amalfi'deki evi - malikane demek daha doğru gerçi. Kapanışa yaklaşırken: Salinger'ın evi, şimdi bursla orada yaşayacak çizerlere açılıyor. Son olarak: Ziyaret edebileceğiniz yazar evleri, bir de Sherlock Holmes'un 221b Baker Street konumundaki müzesi.

Trainspotting'in devamı T2 (ki kendisi Porno'dan uyarlama) Film Ekimi'nde gösterilecek, bildiğiniz gibi: Buyrun, Vice soruyor, Trainspotting kuşağının cankileri nerede şimdi? Arkasından gelsin, İskoçya'nın en leş tuvaleti ve diğer meşhur tuvaletler. Tekrar Vice'tan: Trainspotting film ekibine yol gösteren eski tüfekler. Arkasından: Kült nedir, ne değildir? Filmin görsel estetiğini tasarlayanlar anlatıyor. Bir kurmaca roman, bir döneme dair bunca gerçeği nasıl gözler önüne serer? İşte, aynen böyle. 

Bu hafta notlar bu kadar; kapatırken yalnız kalplere ve sevgilisini fazlaca ciddiye alan ruhlara yönelik geleneksel 'sevgililer gelir geçer, yeter ki havanız yerinde olsun,' temalı görsellerimi paylaşacağım, geçen hafta kaldığımız yerden, Cher'den devam - yanınızda kim olursa olsun, keyfiniz gıcır olsun. Temenni gibi temenni işte, ama buyrun, sevgililer gününüz kutlu olsun.

İyi tatiller.








8 Şubat 2017 Çarşamba

Hakikat ve Hayal Oyunları III


Jose Ortega y Gasset, romanın ölümünü ilan ettiği konuşmasında, “Öyle ya, yaşantımız zaten hiçliklerin devasa bir bileşiminden başka nedir ki?”[1] diye soruyor... Nedir sahi yaşantımız? Durmaksızın bir şeylere şifa, deva aradığımız bir süreç mi? Kişisel hayat adı altında nasıl bir medeniyet inşa edersek edelim ölümün eliyle yıkıma uğrayacak, nafile bir girişim mi? Tozdan gelip toza dönmek uğruna oraya buraya diktiğimiz tüm bayraklar bir kenara... Basılı kitabın, romanın, şiirin, kurmacanın öldüğü konuşulup duruyor yıllardır, fakat size bir sır vereyim, bunların her biri yaşıyor ve yaşayacak. Ölmekte olan bizleriz, tek hakikat bu.

Diğer her şey kurmacaya giriyor.


[1] Ortega y Gasset, Jose. Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üzerine Düşünceler. Çeviren: Neyyire Gül Işık.