21 Kasım 2014 Cuma

N-n-n

Geçen haftadan bir notla başlayalım: Ömer Türkeş, Radikal Kitap'ta Colson Whitehead'in Bölge Bir'ini kaleme almış: Üç Uzun Gün. Bu arada Radikal Kitap, abonelik sistemine geçiyor, bayinizde bulmakta güçlük çekiyorsanız aklınızda bulunsun. Radikal Kitap demişken, bugünkü sayıda Çağlayan Çevik imzalı harika bir Araba Sevdası yazısı var, onu da atlamayalım. 

Biz fuardayken yazarımız Joshua Ferris'in Dylan Thomas International Ödülü'nü kazandığı duyuruldu. Ödüle vesile olan roman To Rise Again at a Decent Hour, önümüzdeki aylarda Begüm Kovulmaz'ın çevirisiyle Siren'de.

Bu ayki (Kasım) Istanbul Art News'un Edebiyat ekinde Etgar Keret ve Sayed Kashua'nın birbirlerine yazdıkları mektuplar yer alıyor; dünya hallerine dair... Keret'i özleyenlere duyurulur. Dosya konusu Sinema olan edebiyat eki yine arşivlik.

Ursula K. Le Guin: "Direniş ve Değişim Sanatta Başlar."

Listeler yavaş yavaş dökülmeye başlıyor: İdefix'ten 2014'ün En İyi Elli Romanı. Sanal Kitap Fuarı başladı bu arada, onu da hatırlatalım.

Oxford, yılın kelimesini belirledi: Vape. Geçen yılın kelimesi, 'selfie' idi hatırlarsanız. Vape, elektronik sigaradan nefes çekme edimine verilen ad; ne denli kalıcı olacağına dair kuşkularım var fakat.

Annie Leibovitz'in gözdeleri. Üzerine, Instagram'da fotoğraf sanatı: Out of the Phone. Kitapta, logomuzu tasarlayan Elif Suyabatmaz'ın fotoğrafları da yer almakta.

Notları, Boğaziçi Film Festivali ve Christopher Nolan'ın Yıldızlararası filmi için okuma listesiyle bağlayalım.

İyi tatiller!

(Görselde, Asmalımescit'te bir telefon dolabı, nedense bana Building Stories'i anımsattı. Yanılmıyorsam EVOL'a ait.)


20 Kasım 2014 Perşembe

Sonrası...

Geçen haftanın tamamını fuarda, her günün toplam üç buçuk saatini yolda geçirmiş olduğumdan halen kendime gelmiş değilim sevgili blog okuru. Fiziksel arazlar bir yana, kimi zihinsel illetlerden de mustaribim; kafamdaki uğultuyu henüz atamadım. Yine de, fuarın, hem okur hem de yayınevi çalışanları için bulunmaz bir fırsat olduğunu düşünüyorum; kitabevlerinde rastlayamayacağınız bir çerçevede, bir yayınevinin tüm icraatını inceleyebildiğiniz gibi, okurların neye yöneldiğini, nelerle ilgilendiğini de gözlemleme şansı buluyorsunuz. Kendi adıma, pek çok değerli meslektaşım ve müstesna okurla diyalog kurma olanağı bulduğumu ve birbirinden güzel kitaplara kavuştuğumu söyleyebilirim.

Fuarla ilgili pek çok eleştiri okudum bu sene; sanki olumsuz eleştirilerin sayısı artmış gibiydi. Bu, sektörel anlamda genel bir memnuniyetsizliğin tezahürü olabilir; ama ben, halihazırda, 'sahada' geçirdiğim dokuz günün ardından fuarın olumlu yanlarının ağır bastığını söyleyeyim.

En sık dillendirilen eleştiri, fuarın merkeze olan uzaklığı hususunda... Bilhassa Tepebaşı'ndaki fuarları anımsayanlar ve şehir içinde yaşayanlar, Taksim gibi kolay ulaşılabilen bir semt varken Beylikdüzü'ne gitmenin anlamsız olduğu konusunda hemfikir. Gidip gelmek, nerede yaşadığınıza ve zamanınızı nasıl değerlendireceğinize dair tercihlerinize göre size kalmış elbette; Tüyap'ın verilerine göre beş yüz bin ziyaretçi gelmiş fuara, okulların getirdiği çocukların sayısı düşülse dahi, oldukça yüksek bir sayı bu. Ta uzaklardan, Anadolu yakasından kalkıp gelenler olduğu gibi, Tekirdağ'dan ve ağırlıklı olarak Beylikdüzü civarından gelenlerin sayısı da azımsanacak gibi değildi. Tepebaşı'nı sevgiyle anımsayan biri olarak, Beylikdüzü ile kıyaslamayı çok da sağlıklı bulmuyorum; o dönemde, kitabevlerinin sayısı çok daha düşüktü, AVM kültürü ise henüz yerleşmemişti; tüm dinamiklerin farklı olduğu iki farklı düzlemi kıyaslamak ne denli anlamlı bilemiyorum. Şunu söylemek ise mümkün sanırım; merkezden Beylikdüzü'ne gitmek, önceki senelere kıyasla daha kolay. Ne kadar kolay olduğu nereden geldiğinize göre değişiyor elbette... Sonuçta, karar sizin.

Sık sık dile getirilen diğer eleştiri çocuk kitaplarıyla yetişkinlere yönelik kitapların birarada olmasının yarattığı ziyaretçi kaosuna dair... Kişisel görüşüm, çocuk kitaplarına ayrılacak bağımsız bir salonun buna çare olabileceği doğrultusunda; öte yandan, belli saatlerden kaçınırsanız çocukların şamatasıyla karşılaşmamanız pekala mümkün. Akşam saatleri yetişkinlerin dolaşması için gayet elverişli, belirtelim, üstelik kimi çocuk kitapları öylesine güzel ki yetişkinlerin de inceleme fırsatı bulamaması yazık olur. Mesela: Helena'nın Rüyaları, Benim Annem Bir Goril, Böcekler için İlkyardım Merkezi, Robot Balesi... (Liste uzar tabii, bunlar benim geçen hafta severek okuduklarım sadece.)

Bu yıl, fuarın genç katılımcılarının sayısı artmış gibi göründü bana, ki bu, umut verici bir şey haliyle. Geçen seneki fuarda (bana) en çok sorulan kitap Soğuk Kahve iken bu sene herkes Aynı Yıldızın Altında'nın peşindeydi, ya da bana kitabı nerede bulacaklarını soranlar bunlara yoğunlaşıyordu. İndirimler çok düşük diyenlere kulak asmayın, beş-altı büyük yayınevinin haricinde, websitelerindeki indirimlerle boy ölçüşebilecek fırsatlar mevcuttu. İndirimler ve kitaplarına hemen her yerde rahatça ulaşabileceğiniz büyük yayınevleri bir yana, kitabevlerinde rastlama fırsatı bulmanın görece güç olduğu, bağımsız ve küçük yayınevleri inanılmaz işler yapıyor ki fuara, sırf bu nedenle, bu insanların hazırladığı kitapları tanımak için dahi gitmeye değer bana sorarsanız.

Senelerce, senelerce evveldi; Tepebaşı'nda İyi Şeyler'in kitaplarıyla tanımıştım. Şimdi yine yüzyıllarca önceymiş gibi gelen zamanın birinde, Orhan Pamuk'un Yeni Hayat'ı çıkmış, salon bu yüzden izdihama uğramışken zeminin bunca insanı taşımayacağını düşünmüş, oradan asla çıkamayacağımı sanıp evhamlansam da elimde kitaplarım, zihnimde listemle dışarı adım atmayı başarmıştım... Aklımı içerde, inceleyemediğim kitaplarda bırakıp elimdekilerle caddeye uzanmıştım çoğu kez. Bugünün fuarları, eskiye dair zihnimizde saklı resimlerden epey farklı belki, ama görünüşe aldanmamak gerek, çünkü kitaplar, değişen manzaraya rağmen orada.

Hâlâ.

Hatırlatmak istedim.

(Not: Koltukname'nin fuar tüyoları için buraya buyrun. Fuardan fuara gördüğüm ve pazar gecesinin kargaşasında vedalaşma fırsatı bulamadığım tüm çalışanlar, eğer okuyorsanız bana bir mesaj yollayın da irtibatı yitirmeyelim. Son olarak: Bir kez daha, fuarı güzelleştiren tüm arkadaşlara, üşenmeyip gelen ya da gelemeyen kitap okurlarına ve hazırladıkları kitapları her şeye rağmen türlü mecrada okurlarıyla buluşturan, tanıdık/tanımadık tüm kahramanlara teşekkürlerimi sunarım.)


19 Kasım 2014 Çarşamba

Fuar!


İstanbul Kitap Fuarı sona erdi. Varlığımızı anlamlı kılan, fuara gelen, gelemeyen tüm kitapseverlere teşekkür ederiz. Seneye yeniden, yeni kitaplarla görüşmek üzere!

(Görselde fuara tepeden bakan Endem Televizyon Kulesi, sisler içinde.)

13 Kasım 2014 Perşembe

Uzmanlık



... Gözlerini açık tutar ve çevresinde ipuçları arardı; küçük yaşlardan itibaren hayatta kalmaya şartlanmıştı. Her etkileşimin bir şifresi vardı ve hepsine uyardı. Keyfi rekabetteki başarının ilk değerlendirmesine, harfli not sistemine kolayca uyum sağlamıştı. B’yi kendi mi seçmişti yoksa B mi onu gözüne kestirmişti, belli değildi ama B’yi memleketi bellemiş, ortaokul ve lise boyunca B sınırlarından dışarı adımını dahi atmamıştı. Onun gibiler vazgeçilmezdi: ne kaptanlığa getirilir ne de takıma en son seçilirdi. Ceza ve iftihar listelerinden eşit ölçüde uzak kalmıştı. Lisesi, hararetli veli öğretmen toplantılarının ardından, evrensel özgüven ilkeleri hayrına okul yıllığında öğrenciler hakkında Büyük İhtimalle Şu veya Bu Olur yazılması uygulamasını kaldırmıştı ya, kaldırmasa adının altına herhalde Büyük İhtimalle Herhangi Bir Şey Olacağı İddia Edilmez yazılırdı ki öyle bir kategori yoktu. Harala gürele içinde hiç göze batmadan, geriye düşmeden, hayatın sunacağı bir sonraki gelişigüzel engeli aşmak için anca gerektiği kadar odaklanarak ilerleme eğilimindeydi. 

Tek ciddi uzmanlığı buydu ve bugüne dek gelmesini sağlamıştı. 

(Bölge Bir, Colson Whitehead. Çeviren: Algan Sezgintüredi. Görsel, buradan.)


12 Kasım 2014 Çarşamba

Yaşam


Hafta sonunda kalabalık bir yere çıkacak olduğunuzda, toplu taşımada balık istifi ayakta durmaya çalıştığınız sırada, trafiğin böğrüne saplandığınız otoyollarda, uğultulu avm koridorlarında, akıllı telefonunuzda parazit gibi akan Twitter ve diğer sosyal medya uygulamalarında ya da başınızı kaldırıp veya yere bakıp betonla, yine betonla karşılaştığınızda yabancılaşıp da kendinizi bir distopyanın içine düşmüş gibi hissetiğiniz, etrafınızdakileri mezardan yeni dışarı fırlamış zombiler gibi gördüğünüz oluyor mu? Diyelim zihniniz kargaşaya zemin tanımıyor ve böylesi ruh hallerine geçit vermiyor... O zaman meşum bir gecede dünyada sadece yaşayan ölülerin ve ölmeden yaşamaya çalışan birilerinin kaldığını ve mutlak bir yalnızlık içinde kendi safhınızda debelendiğinizi hayal edin.

Ne olurdu?

Bölge Bir. Bütün korkuların toplamı, uygarlığın bitimi. Ait olduğu karanlığa bakmaktan çekinmeyenler için bir tür çağdaş yaşam alegorisi.

Yaşam kisvesi altında salgın kol geziyor. Önleminizi alın.

(Görselde New York ve binaları kötülüklerden koruyan bekçileri.)


11 Kasım 2014 Salı

Korku



İnsanlar, tarih boyunca, farklı bölgelerde farklı kültürel sistemler kurmuş, farklı inanışlar geliştirerek yaşam mücadelelerini sürdürmüştür. Yeni Gine'deki inanış ve kültürel pratiklerin İskandinavya'dakilerden farklı olması, bu yüzdendir; bir köyden bir başkasına gittiğinizde karşılaştığınız adetlerin değişmesi de elbette... Her topluluk, hayatta kalma savaşı verirken kendi yorumlama sistemlerini geliştirir, kendi manevi barikatlarını inşa eder. Her insan, her kültür bir diğerinden bunca farklıyken, büyük şehirlerdeki yaşam alanları ve tercihleri neden bunca birbirine benzer? Her insan bir diğerine bunca benzerken peki, yalnızlık niçin hüküm sürer?

Kimi korkular evrenseldir ve genlere işlemiştir. Biliminsanları halen tartışsa da, farklı kültürlerin birleştiği yegane nokta, ölüm korkusunun evrenselliğidir. Onca ritüel, mitoloji, inanış ve söylence, insanın faniliğine tahammül edebilmesini sağlamak üzere gelişmiştir. Bugün, kendi ömrümüzün günün birince tükeneceği gerçeğiyle yüzleşmemek için farklı şeylerin tüketimine ölümüne saplanmış halde olduğumuz bu dünyada, alışveriş merkezleri en büyük unutuş mabedleridir. Televizyon ekranlarının karşısında beyin uyuşturmak, en çok tercih edilen eğlencelerdendir. Örnekler çeşitlendirilebilir.

Colson Whitehead, Bölge Bir'de, New York'ta başlayıp New York'ta biten bir tükeniş öyküsü anlatıyor. Yaşayan ölülere ve ölmeden yaşamaya çabalayanlara dair, tüm inançların boşa çıktığı, tüm tesellilerin bir kenara atıldığı, uygarlık yalanının pullarının döküldüğü bir düzlemde... Öyle bir düzlem ki o, insanlığı en çaresiz, en savunmasız olduğu noktada, ölüm korkusundan başka bir şeye sahip olamayacağı bir yerde betimliyor.

Barikatlar, eninde sonunda çökeceğine göre, korkularla yüzleşmenin zamanı gelmiş demektir.

Bölge Bir. Şimdi tüm kitapçılarda.

(Görselde Chrysler binasının 'koruyucalarından' biri, yaratanlarıyla birlikte yer alıyor.)

10 Kasım 2014 Pazartesi

Umut



Kapkara bir kitap hazırladık bu ay; Bölge Bir, şimdi raflarda ve bu romanda gökten yağmur değil, çöken uygarlığın külleri yağıyor.

Sokaklarında leşlerin, kopukların ve insan kalıntılarının dolandığı bir şehir... Colson Whitehead, Bölge Bir'de New York şehrini ve uygarlığın çöküşünü anlatıyor; görünen o ki küllerden yeniden doğmak, ancak söylencelerde mümkün oluyor. Whitehead, popüler kültürün sıklıkla ele aldığı bir senaryodan yola çıkarak medeniyet eleştirisine soyunuyor ve önümüze serdiği resim, en iyimser bünyeleri bile zorlayacak bir nitelik taşıyor. Medeniyetin, mülkiyetin ve kültür kapsamında inşa ettiğimiz tüm barikatların bir bir çöküşünü, yaşam denen hastalığın nihai safhasını ustalıkla betimliyor; Bölge Bir'in kahramanları, sağ kalma dürtüleri haricinde hiçbir şeye tutunmuyor ve yaşam, bu kapkara manzarada hiçbir umut barındırmıyor.

Soralım öyleyse: İnsan neyle yaşar?

Satırları aralarsanız toz ve dumanla karşılaşacağınız garanti.

"Umut en tehlikeli uyuşturucudur, sakın kullanma."*

(Bölge Bir, Colson Whitehead. Çeviren: Algan Sezgintüredi. Görsel, Asmalımescit civarından.)


7 Kasım 2014 Cuma

N-n-n

Kitap ayracınızı nasıl tercih edersiniz? Ben şahsen ayraç olarak kullanılacak her şeyi 'ayraçlaştırmaktan,' kendi ayracımı kendim yapmaktan yanayım ama tıpkı eski zamanların peçete koleksiyonculuğu gibi, şimdi de -Tüyap sayesinde ayraç çılgınlığının boyutlarını gözlemleme fırsatı bulduğum- ayraç koleksiyonculuğu diye bir şey var... Bu ve bu, onlar için gelsin, ayraçlara doymayanlar ise Tüyap Kitap Fuarı'na bizzat gelsin, gelmişken de kitap karıştırmayı ihmal etmesin.

Fuar demişken, dün duyurduk, bugün tekrar söyleyelim, Salon 2, 207A'dayız, bize uğrayın!

Tenenbaum Ailesi'nin kitapları. Burada. Arada Flavorwire'dan gelsin: Film icabı görünen, gerçekte var olmayan kitaplar. Son olarak Wes Anderson ve Moonrise Kingdom'ın kitapları ve Wes Anderson & Mark Mothersbaugh'dan Magic Kingdom eğlence parkı.

Fuar için ilham niyetine: Richard Wentworth'un tavandan sarkıttığı kitaplar. Üzerine, Louise Bourgeoise'nın havadan sarkıttıkları.

Harry Potter oteli. Ardından edebiyattan ziyade tipografi düşkünleri için, Paris'ten gelsin, Apostrophe Hotel. Son olarak, Stephen King'e The Shining (Cinnet) için ilham veren, dehşetengiz otel: The Stanley... Koridorlarında 'redrum,' 'teyanic' ya da 'kızıl şerbet' nidalarıyla gönlünüzce koşuşturmak, boş sayfalara 'All work and no play makes Jack a dull boy,' yazmak için ideal. Noktayı, Chelsea Otel ile koymak gerekir.

Bu hafta rastladım: Moskova metrosu yıkılıyor. Epey evvel burada ben de Moskova metrosunun duvar sanatlarından bahsetmişim.

Notları siyahın en siyahı ile kapatalım: Vanta siyahı?

Görselde Tenenbaum Ailesi'nden bir kare... İyi tatiller.







6 Kasım 2014 Perşembe

Fuar


Cumartesi gününden itibaren, fuara geldiğinize şükrettirecek indirimler ve fuara özel tasarladığımız, sınırlı adetteki, tekrarı olmayan sürprizlerle tam kadro olarak Tüyap'ta, her zamanki gibi Salon 2, 207 A'dayız, bekleriz!


5 Kasım 2014 Çarşamba

Kale




... Olağanüstü iyileştirici bir etkisi var düzeltmelerini yaptığım bütün bu felaketlerin. Tam bir bağışıklık durumu hayal edin, memnuniyet verici bir hayat, mikrobik bir ortamda güvenli bir yaşam. Hiçbir şey etkilemiyor beni; ne deprem, ne patlama, ne ayaklanma, ne açlık, ne savaş, ne devrim. Her türlü hastalığa, felakete, acıya ve sefalete karşı aşılıyım. Yıkılmaz bir kalenin içinde yaşıyorum sanki. (...)

(Yengeç Dönencesi, Henry Miller. Çeviren: Avi Pardo. Henry Miller, Paris'te bir gazetede düzeltmen olarak çalıştığı günlerden bahsediyor. Görselde Saat Hastanesi'nden bir kare; Doğubank İş Hanı.) 

4 Kasım 2014 Salı

Atmosfer




Bir öykünün geri planını üç boyutlu olarak göremiyor, zihin gözümle canlandıramıyorsam, o öykünün oluşmasını sağlayamam. Sevdiğim kitapları soracak olursanız -Russell Banks'in Kemik Kanunu ya da Anna Karenina- atmosferin, kitabın coğrafyasında yol almaya dair şeylerin, hatırımda kahramanları veya kitabın konusunu geride bıraktığını, benimle daha uzun süre kaldığını söyleyebilirim. - Karen Russell, Believer söyleşisi, Ekim 2014.

(Ekim ayının Agos Kitap/Kirk ekinde, Banu Yıldıran Genç imzalı bir Timsah Park yazısı yer alıyor. Genç, hemen hemen tüm kitap eklerinde yer alan incelemelerden farklı olarak, kitabın atmosferine değinmiş ve Florida'nın On Bin Ada'sından bahsetmiş; bu coğrafyayı tanımanın, kahramanı Ava'yı anlamayı kolaylaştırdığını söylemiş. Görselde On Bin Ada coğrafyasından bir kesit, Banu Yıldıran Genç'in yazısına ise buradan ulaşabilirsiniz. Anna Karenina hakkında bir şey demeye gerek yok; Kemik Kanunu'nu şiddetle tavsiye ettiğimi ekleyeyim.)