2 Temmuz 2019 Salı

Şato!


Günün birinde bütün kitaplar sinemaya uyarlanacak mı bilmiyoruz ama Shirley Jackson romanı Biz Hep Şatoda Yaşadık yeni uyarlamasıyla perdede... Bizim duruşumuz, çok sıra dışı bir olay olmadığı sürece belli: Kitap filmden daha iyi 👊

28 Haziran 2019 Cuma

Kapak


Time dergisinin kapağında, Pulitzer, Arthur C. Clarke ve Amerikan Ulusal Kitap Ödülü gibi pek çok payeye layık görülmüş Yeraltı Demiryolu'nun yazarı Colson Whitehead var - Time, en son on yıl önce, Büyük Amerikan Romanı temalı sayısında Jonathan Franzen'ı kapağa taşıdığından bu yana ilk defa bir edebiyatçıyı kapak yapıyor, yani bu, ender rastlanan ve sevindirici bir olay.

Siren'in sonbahar kitapları arasında yer alan ve yılın en önemli kitaplarından biri olarak anılacak yeni Whitehead romanı The Nickel Boys'a listenizde şimdiden yer açın, bizden söylemesi.

27 Haziran 2019 Perşembe

Daha iyi biri


(...) bütün bunlar bana anlatıldıktan sonra bir karar verdim, artık duygularımı ifade etmeyecek, insani duyguların aracı olmayacaktım. Televizyonda haberleri izledim ve kendimi onlardan ayırmak istedim. Kendi katılımımdan feragat etmiştim. Kendimi insani zaaflardan koparacak, daha iyi biri olacaktım. Sesimi yükseltmeyerek, ağlamayarak, sinirlenmeyerek, üzülmeyerek, içerlemeyerek veya heyecanlanmayarak daha iyi bir insan olacaktım. Geceleri yatmayıp şafağı beklemekten, uyursam ne olacağını, neyin beni öldürmeye geleceğini düşünmekten yorulmuştum.   

(Dave Eggers, Hızımızı Tadacaksınız. Çeviren: Garo Kargıcı. Görsel: Henry Fool 🖤)

25 Haziran 2019 Salı

Günlük!

Önümüzdeki sezonun kitaplarını hazırlayarak geçirdiğimiz şu günlerde bu alana pek uğramıyor gibi görünsem de, buranın da çehresini değiştirecek birtakım yeniliklerle meşgulüm, ilkin onu bildireyim... Son günlerde kendi sessizliğim içinde çok okudum, çok yazdım ve çok çalıştım fakat elime öyle bir kitap geçti ki, burada paylaşmadan duramadım. Bu aralar beni en çok şaşırtan, Ari Folman'ın uyarladığı, David Polonsky'nin resimlediği Anne Frank'in Günlüğü grafik romanı oldu - Folman, bugünlerde, son derece yenilikçi görünen bir Anne Frank'in Günlüğü animasyonunun yapımıyla meşgul; benim elime geçen kitap, gerek çizimleri gerek de adaptasyona dair yaklaşımıyla çığır açan bir yerde duruyor; buradan yola çıkarak Folman'ın animasyonunun, Oscar'a aday olan Beşir'le Vals gibi ses getireceğini varsayıyorum. Grafik romanın güzel yanı, esas metnin uyarlanış biçimindeki incelik; çizimlerin ve içerik düzenlemesinin özgünlüğüne değinmiyorum dahi... Bu bir yaz kitabı tavsiyesi değil fakat bir kitap tavsiyesi, rastlarsanız yaz kış, zaten konusunu biliyorum demeden okuyun ve bir uyarlamanın ne denli yenilikçi, ne denli aslına sadık ve ne kadar derinlikli olabileceğini görün. On beş yaşında, Bergen-Belsen toplama kampında tifodan ölen/öldürülen Anne Frank'in doksanıncı yaş günü 12 Haziran'mış; yetmiş dile çevrilen günlüğü, halen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa'da yaşama dair en önemli ve en çok okunan belgelerden biri.

Anne Frank ve Adolf Hitler, aynı yılda (1945) öldükleri için Kavgam ve Anne Frank'in Günlüğü'nün teliften muaf kalarak serbest kullanıma açılmaları eşzamanlı olarak tartışıldı; Anne Frank'in Günlüğü, savaştan sağ çıkan Otto Frank tarafından yayına hazırlandığı ve Otto Frank de yazar sayıldığı için bu metin kamusal alanda değil; Kavgam için durum farklı öte yandan... Belki bir teselli, hep on beş yaşında kalacak bu çocuğun metninin Hitler'in yazdığı kitaptan daha fazla okunması olabilir.

David Polonsky'nin bir başka işi içi bkz. Domuzu Kırmak, Etgar Keret. 

Günlük nedir, nasıl yazılmalıdır gibi sorulara kafa yoruyorsanız eğer, buraya da bir bakın: Annem Sen Misin, Alison Bechdel. Bechdel'den bahsetmişken, pek faydalı Bechdel testi için de bir bağlantı bırakalım, erkeklerin çekip erkeklerin oynadığı filmler, diziler, tartışma programları vs'den bıkıp usansalar da esas meseleye hâlâ parmak basamayan birileri kalmışsa diye. 






12 Haziran 2019 Çarşamba

Kurtulmak


"Fakat şu da doğru; hikâyeler bizi kurtarabilir."

(Tim O'Brien, Taşıdıkları Şeyler. Çeviren: Avi Pardo.)

11 Haziran 2019 Salı

Burada

Bir oda dolusu insanın karşısında dikilip onlara bir hikaye anlatmak... David Grossman, bir stand-up komedyeninin gösterisine odaklı Bir At Bara Girmiş'te, tüm klişelere inat sahneyi hikâyenin zemini olarak örüyor. Grossman, Cumhuriyet Kitap söyleşisinde bu arka plana dair şöyle diyor:

S: Metnin tamamı, Dovaleh G.’nin sahnedeki stand-up gösterisinin akışına odaklı... Komedyen esprilerle söze başlarken anlatı yavaştan aksi yöne doğru kayıyor ve öykü, izleyiciyi rahatsız eden şahsi bir tını kazanmaya başlarken kalabalık isyana koyuluyor. İzleyici ve göstericinin arasındaki bu hoyrat ilişkiyi nasıl değerlendirdiğinizi merak ediyorum; sizce bizler birbirimizin acılarına, çektiği dertlere ne denli duyarlıyız?

Grossman: Sefaleti, acıyı, çileyi görmezden gelmekte ustayız; kötü olduğumuzdan değil çoğu zaman; daha ziyade yorgun, bıkkın olduğumuzdan, dört bir yandan üzerimize üşüşen imge ve taleplerle karşı karşıya olduğumuzdan, vs. Ve bir başkasının yarasına dikkatlice bakacak olursak duruma dahil olma ihtimali doğuyor, biz de bundan kaçınıyoruz, sadece ne olup bittiğine çabucak bir göz atıp oradan uzaklaşmak istiyoruz. Uluslararası medya bu damarı feci biçimde besliyor aslında, olup bitene dahil olmadan, başkalarının acılarına şöyle kısaca bir göz atmamızı sağlıyor. Mesele tam olarak bu. Kahramanın çabası bundan; o, öyküsünü anlatırken izleyicilerin çoğu masalarından kalkıp gidiyorlar ama onu izleyen, gösterinin bitimine kadar kalan küçük bir grup var. Azınlıktalar belki, fakat oradalar; sefaletten, üzüntüden kaçmayan, derinlemesine bakmaktan çekinmeyen ve göstericiyi, böylesine mahrem ve acı dolu bir hikayenin anlatılmasını sağlayacak ölçüde sarıp sarmalayan birileri... Onlar orada.

(Sahi, kimler burada?)


-->

31 Mayıs 2019 Cuma

Dinlemeni isterim



(...)

“Bir podcast yayını açsam rahatsız olur musun?” diye sordu Jacob. Hem başka şeylerle ilgilenmek istediği hem de Julia’dan izin alması gerektiği için utanmıştı. 
“İyi fikir,” dedi, nedenini bilmese de Jacob’ın utandığını hisseden Julia. 
Yayın başladıktan birkaç saniye sonra Jacob, “Bunu daha önce dinlemiştim,” dedi. 
“Başka bir tane aç o zaman.”
“Yo, gerçekten çok iyi. Dinlemeni isterim.”

(Buradayım, Jonathan Safran Foer. Çeviren: Begüm Kovulmaz. Buradayım, Foer'in en muazzam yapıtı olabilir, bu roman, aynı zamanda podcast dinlemeden uyuyamayan bir kahramanı, Jacob'ı karşımıza çıkarıyor... Podcast demişken, blogla kan bağı olan Kitap, Kaşık ve Diğer Gerekli Şeyler'in bağlantısını -bir kez daha- şuraya bırakıyorum; programın bu ilk sezonunda çevirmenler ve editörler kendi hikayelerini, kendileri için önemli olan kitapları anlatıyor, kitap odaklı profesyonel ortamdan hayli kişisel ve hayli samimi ayrıntılarla bir bakıma zamanın manzarasını çiziyorlar. Görsel: Moonrise Kingdom.)

27 Mayıs 2019 Pazartesi

Umut!


Hakikatın aşıldığının iddia edildiği bir devirde ilhamını gerçeklerden alan ve çağımızın meselelerine odaklanan kurmaca dışı kitaplardan oluşan yeni bir seriye başladık: Yaşadığımız Dünya. Serinin ilk kitabı, Şeyda Öztürk'ün çevirisiyle, yazar ve aktivist Rebecca Solnit imzasıyla Karanlıktaki Umut. Solnit, yakın geçmişin siyasi manzarasını ele alarak çok temel ve çok mühim bir sorunun yanıtını arıyor: Dünyanın her köşesinde bunca savaş, bunca adaletsizlik ve bunca organize kötülük varken -ve çağın gereği olduğu üzere biz hepsinden, her şeyden haberdar oluyorken- umutlu olmak mümkün mü? Solnit, umudu, göklerden yağarak bereket getirecek bir sağanak ya da büyük ikramiye kazanacak bir piyango bileti olarak değil, etkin bir eylem biçimi olarak değerlendiriyor ve okuruna -tarihsel gerçekler zaman zaman insanı yanıltsa da- en karamsar zamanların umut için en uygun zeminler olduğunu gösteriyor. Umuda dair düşünmeye ve umudu bir eylem zemini haline getirmeye en çok şimdi, bu devirde ihtiyacımız var.

Halihazırda ABD'de temsilciler meclisinde yer alan en genç kongre üyesi olan ve bu ülkenin geleceği en parlak siyasetçileri arasında anılan Alexandra Ocasio Cortez, geçtiğimiz günlerde sosyal medyada kendisine bu devirde nasıl umutlu olunur diye soran bir takipçisine Solnit'in kitabını salık vermiş; yanıtı da Karanlıktaki Umut'u özetler nitelikte... Tünelin ucunda bir ışık var mı diye kuşkuya düşenler için, Cortez'in mesajı aşağıda.

"Umut sizin kendi eylemlerinizden doğar. Eğer umutlanmak için haberlerden medet umarsanız, asla umutlanmazsınız. Umut için bekleyemezsiniz -umudun kendisi haline gelmeniz gerekir. Haberlerin kendisi haline gelmeniz - bu da öğretmen veya aktivist olmak ya da değişimi sağlayacak yerel bir hareketin parçası haline gelmek demektir. Ağaç dikmek, insanların kapılarını çalmak, davranışlarınızı değiştirmek, yeniden kullanılabilir bardak /çatal-bıçak/ torbaları tercih etmek, merak ettiğiniz konulara dair bir şeyler okumak; kendinizi eğitmek ve öğrendiklerinizi başkalarıyla paylaşmak.

Siyasi bakımdan umuda dair müthiş bir kitap (var) Rebecca Solnit'ten Karanlıktaki Umut. Uzun değil. Onu okuyun - okuyun ve en sarsıntılı dönemlerin aynı zamanda en büyük umutlara gebe olduğunu görün.

Vakit şimdidir! Bir şeyleri düzeltmek, değiştirmek için şimdiden daha iyi bir zaman olamaz. Ama bunun için üzerimize düşeni yapmamız gerekecektir."