30 Temmuz 2018 Pazartesi

Bütün isimler






İsimler dar bir alanda anlam yaratmanızı sağlarlar - fikir üretmenize, sorular sormanıza yol açarlar. Hoşuma giden bir şeydir bu benim. Elbette, dikkatli olmanız şarttır. Kimi zaman okuru yabancılaştırabilir isimler; kahramanın metaforik bir ismin ağır yükünü sırtlanması başlı başına bir dolaylama haline gelebilir. Kahraman bir kişi olarak etlenip canlanamadan önce bir araca dönüşür ki bu, eserinde duygusal yakınlık zemini sağlamaya çalışan yazar için elverişsiz bir durumdur. Bitmek bilmeyen bir mücadeledir bu, oyunbazlık arzusu ve katı bir duygu düzleminde irtibat çabası arasında.

(Joshua Ferris, Paris Review söyleşisi. Görseller, Leipzig Kitap Fuarı'ndaki En Güzel Kitaplar (Schönste Bücher) alanından.)

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Şarkı


Dün gece İstanbul'dan Nick Cave geçti - blog'daki etiketi takip ederseniz, Bunny Munro'nun Ölümü'nü yayımladığımız süreçte kendisi ile yaptığımız söyleşiden hakkında yazılıp çizilenlere varana değin tarayabilirsiniz. Bunny Munro halen sanatçının son romanı; öte yandan Cave'in Türkçede en son yayımlanan kitabı, Sırtlan Kitap'ın yayımladığı Kusmuk Torbası Şarkısı. Fotoğraf Nick Cave'in Berlin'de yaşadığı dönemden; dağınıklığın yaratıcılığı körüklediği söylenir; doğru mu? Son olarak Nick Cave'in Berlin yılları demişken şuraya bir belgesel bırakalım, lazım olur. Kapanışta, yine Sırtlan etiketiyle bir kitaba, Berlin Efsaneleri'ne bir geçit açalım ve onun yanına bir başka çizgi romanı, Berlin - Taş Şehir'i yerleştirirken Cave'in Berlin günlerine bir de buradan bakalım.

Berlin'deki dostlarımıza ve Berlin semalarına selamlarımızla...


26 Haziran 2018 Salı

Muazzam



Kütüphane kitaplarını özene bezene seçerdim. Evimizde de kitaplar vardı elbette, babamın çalışma odasında iki duvar kitapla kaplıydı ama ben peri masallarından ve tarih kitaplarından hoşlanıyordum, Constance ise yemek kitaplarını seviyordu. Julian Amca eline hiç kitap almasa da akşamları, kendisi kâğıtlarıyla uğraşırken Constance'ın okuduğunu görmekten hoşlanırdı ve ara sıra uzanıp ona bakarak memnun memnun başını sallardı. 

"Ne okuyorsun tatlım? Hanımefendilerin eline kitap ne de çok yakışıyor."

"Yemek Pişirme Sanatı diye bir şey okuyorum Julian Amca."

"Muazzam."

(Shirley Jackson, Biz Hep Şatoda Yaşadık. Çeviren: Berrak Göçer. Çağdaş gotik edebiyatın klasiklerinden Biz Hep Şatoda Yaşadık, iki kız kardeşin romanı ya da güvenilmez bir anlatıcının... İçeriyle dışarının, ana rahmi gibi de görülebilecek bir yuvanın ve tılsımlarla kabusların, alametlerle felaketlerin romanı... Shirley Jackson, kendilerini eve kapatan bu iki kız kardeşin romanını yazdığında agorafobiyle boğuşuyor, kimi zaman aylarca evinden çıkmıyordu. Görsel Jackson ile doğrudan alakalı değil, Nan Goldin'e ait.)

19 Haziran 2018 Salı

Saklı!



Bu filmle, The Circle ile ilgili en iyi şey, Tom Hanks'in, Silikon Vadisi'nden çıkma gıcık teknoloji adamı rolüne cuk oturmuş olması sanıyorum...

Bu tanıtım filminin altında bir de Mark Zuckerberg bağlantısı bırakayım da gelecek, şimdiki zaman, hepsi birbirine karışsın.

Distopya mı demiştik? Bir daha düşünelim.


18 Haziran 2018 Pazartesi

Yalan



Aklıma yıllar boyunca çekilen okul portreleri geldi; sevgi dolu bir okşayış kisvesi altında kalkan saçları düzelten, yalanmış avuçlar; şık ve rahatsız giysilerini giydirirken çocukların çizgi film izlemesine izin verme; “doğal” bir gülümsemenin değerini söylemeden ima etmeye çalışma. Fotoğraflar eninde sonunda hep aynı çıkardı; zorla gülümseyen kapalı dudaklar, boşluğa anlamsızca bakan gözler - Diane Arbus’un kullanmayıp attıkları gibi. Ama o fotoğrafları seviyordum. İlan ettikleri gerçeği, çocukların rol kesememesini seviyordum. Henüz samimiyetsizliklerini gizleme becerisine sahip değildiler belki de. Çok güzel gülümser çocuklar, o kesin, ama sahte gülümsemeler konusunda berbattırlar. 

Yalandan gülümsemeyi becerememekti çocukluk.

(Jonathan Safran Foer, Buradayım. Çeviren: Begüm Kovulmaz. Görselde nedense çok sevdiğim bir fotoğraf, Jim Henson ve ekibi, karakterleri Edi ve Büdü'ye can veriyor.)

13 Haziran 2018 Çarşamba

Kim?

Jack Kerouac, tüm yazdıklarının Duluoz Söylencesi başlıklı bir yapıtta bir araya gelmesini dilediğini, yazdıklarının her zaman gerçeklerden beslendiğini ve edebiyatın "hakiki" olması gerektiğini düşündüğünü belirtiyor; bu, tabii bu denli basit değil, yazar hakikati yazınında bir model olarak kullansa da bire bir olan biteni dökmüyor sayfalara, yaratıcı özgürlüğüyle gerçekleri düşlüyor daha ziyade, açılımları ve izdüşümleriyle birlikte, daha zengin ve daha derinlikli bir minvalde... Yayınevi, onu efsaneleştiren metinlerini okurla buluşturken, dava açılması çekincesiyle kişi adlarının değiştirilmesinde ısrar etmiş, ancak biraz irdelerseniz kimin kim olduğunu çıkarmak yeterince kolay. Yukarıda, Zen Kaçıkları'nın kahramanlarını görüyorsunuz; ama bize sorarsanız, bu kitabın esas kahramanı, asıl karakteri bir sensei gibi çizilen Japhy Ryder, yani muhteşem Gary Snyder.

Aşağıdaki görselde Kerouac'ın bu kitabında da bahsettiği, yangın gözcülüğü yaparken bir başına yaşadığı dağların zirvesindeki kulübe yer alıyor.

Sizin de manzaranız güzel olsun der, huzurlarınızdan çekiliriz.


11 Haziran 2018 Pazartesi

Frida



Dünkü Guardian'da, Dişlerimin Hikâyesi ve Kalabalıkta Yüzler'in yazarı Valeria Luiselli, Londra'daki Victoria and Albert Müzesi'nin yeni Frida sergisinin açılışı öncesinde bugün artık bir tüketim nesnesine dönmüş Frida Kahlo hakkında yazmış - Eğer siz de bu Frida fetişine doyduysanız bir göz atmanızı öneririz:

Frida, pervasız kaltak. Frida, sakat sanatçı. Frida, radikal feminizmin sembolü. Frida, Diego'nun kurbanı. Frida, şık, akışkan cinsiyetli, güzel ve dehşetli ikon. Frida çantaları, Frida anahtarlıkları, Frida t-shirt'leri ve bu yıl yeni çıkan Frida Barbie bebeği. (Kaşları ayrık.) Frida tüm dünyanın ilgisine ve ticari sömürüye maruz kaldı. Küratörler, tarihçiler, sanatçılar, oyuncular, eylemciler, Meksika elçileri, müzeler ve Madonna tarafından kullanıldı.

Yıllar içinde, bu çığ gibi büyüyen ilgi Frida'nın eserlerini gölgede bırakarak sığ bir Frida kültüne geçit verdi. Bazı eleştirmenler onu naif, az gelişmiş, hasbelkader bir sanatçı olarak değerlendiren görüşlere karşı çıksa da, hakkındaki anlatıların çoğu onu coğrafi bakımdan marjinal bir ressam olarak konumlandırmayı sürdürüyor: gelişmekte olan dünyadan çıkma, "keşfedilmeyi" uman, sesten yoksun, halen "çevrilmeyi" bekleyen bir özne, pek çok benzeri gibi.

(...)

(Yazının tamamı için buraya.)



1 Haziran 2018 Cuma

Dharma!



Bizim çelimsiz Azize Teresa ipsizi tanıdığım ilk gerçek Dharma Serserisi’ydi, ikincisi ise tam manasıyla bir numaralı Dharma Serserisi olan Japhy Ryder’dı, zaten bu lafı da o çıkarmıştı. Japhy Ryder, Oregon’un doğusunda, bir dağ başında büyümüş bir fırlamaydı; ormanlar içinde babası, anası ve kız kardeşiyle yaşarmış; daha çocukken ormancılık, bıçkıcılık, çiftçilik yapmış, üstelik hayvanlara ve Kızılderili söylencelerine meraklıymış, öyle ki, allem edip kallem edip koleje girdiğinde antropoloji bölümünün hazırlık kurslarında okutulanları su gibi biliyormuş, sonraları da Kızılderili mitolojisini yalayıp yutarak bu konuları özgün metinlerden bile izleyebilir duruma gelmiş. Ardından Çince ve Japonca öğrenerek bir doğubilimci olup çıkmış ve bütün Dharma Serserileri’nin pirleri olan Çinli, Japon Zen Kaçıkları’nı keşfetmiş. - (Jack Kerouac, Zen Kaçıkları'nda (Gary Snyder'dan ilhamla yarattığı kahraman) Japhy Ryder'ı anlatıyor. (Çeviren: Nevzat Erkmen.)) 




"Bir şair olarak değerlerim oldukça eskiye dayanıyor. Geç Paleolitik döneme kadar gidiyor bunlar: toprağın bereketi, hayvanların büyüsü, yalnızlığın sağladığı kuvvet-görüsü, başlangıcın dehşeti ve yeniden doğum, dans sevgisi ve esrimesi, kabilenin imece işleri. Hem tarihi hem doğayı bulunduruyorum aklımda, şiirlerimin şeylerin gerçek ölçüsüne yaklaşması, zamanımızın cehaleti ve dengesizliğine karşı koymaları için." - Gary Snyder, A Controversy of Poets.



(Görseller, sırasıyla: 1. (Ayakta) Gary Snyder ve Philip Whalen. 2. Ön sıra, sağdan ikinci, gözleri kapalı çıkmış Gary Snyder ve tayfa. 3. Geri planda Himalayalar ve soldan sağa Gary Snyder, Peter Orlovsky, Allen Ginsberg.)