e-kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
e-kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2012 Çarşamba

Mutlu

Geçtiğimiz günlerde, Believer'da, Maurice Sendak ile ölümünden önce yapılmış bir söyleşiye rastladım - Sendak öylesine öfkeli, yaşlılığın verdiği bilgelik ve çocuksuluk ile öylesine dopdolu ki bağlantıyı paylaşmadan edemiyorum. Believer, huysuzluğuyla tanınan sanatçıya e-kitaplar hakkında fikrini soruyor, buyrun cevabı:

Onlardan nefret ediyorum. Seksin başka türlü olabileceğini iddia edenler var ya, onun gibi. Başka türlü bir seks (deneyimi) olamaz. Başka türlü bir kitap olamaz. Kitap kitaptır. Fena halde eski kafalı olduğumun farkındayım. Ben yaşlıyım artık ve öldüğümde kitaplarımı bütün bu şeylere sokacaklar ama bununla savaşacağım. Tipik bir ihtiyara dönüştüğüme inanamıyorum. Dakikalar öncesinde gençtim.

E-kitaplarla ilgili asıl mesele renkten mi kaynaklanıyor?

Evet. Resimli kitaplar büyük ölçüde renklere bağlıdır. O makinelerde renkleri henüz oturtmadılar. Ama o değil. Bu kadar güzel olan bir biçimden vazgeçmek asıl mesele. Kitap sevgili gibidir. Hayatınıza güzelce oturuverir. Küçükken bile, ablam bana kitap getirdiğinde vaktimin çoğunu okumakla değil, onlara dokunup koklamakla geçirirdim. Kitabın verdiği hazzı anımsıyorum, cildin güzelliğini. İçinin kokusunu. Mutlu.

(Efsanevi çocuk kitaplarının yaratıcısı Maurice Sendak, 8 Mayıs 2012'de hayata veda etti. Kitaplarına e-kitap formunda -henüz- erişilemiyor. )


21 Şubat 2012 Salı

Odun

Geçtiğimiz günler oldukça sarsıntılı geçti ey blog okuru - geriye dönüp bakınca en güzel heyecanı, başımı geçen hafta geceyarısı sularında masamdan kaldırıp pencereden dışarıya baktığım ve hayatımda gördüğüm en büyük kar tanelerini -parça demek daha doğru- gördüğümde yaşadım diyorum. Her neyse, hayat böyle ufak tefek ve hoş sürprizlerden ibaret değil elbette, can sıkıntısı, heyecan ile kardeş olmakta. Can sıkıntısı minvalinden gidersek aynı gece, tahminen 1974'ten beri eline kitap almamış bir TV personasını birtakım gençler ile kitapların geleceği temalı bir sohbet içinde ancak kitaplardan çok mobilyadan, marangozundan, raflarından falan bahsederken buldum. Söylenenler burada aktarılamaycak denli boş olduğundan bu hadiseyi atladım ve fakat Leanne Shapton'un tahta kitaplarıyla karşılaşınca bu saçma sohbeti anmadan edemedim. Kitaplardan kurtulmak isteyen cenahın genelde kitaplarla fazla haşır neşir olmayan tipler oldukları dikkatinizi çekti mi bilmiyorum; ancak bünyenin de bir doyma noktası var, e-kitap iyi, güzel, buna bir diyecek yok ama IKEA artık Billy marka kitaplık üretmeyeceğine göre iPad'lerimizle mutlu mesut yaşayabiliriz tayfasına nereye kadar sabır gösterilebilir, işte ondan emin değilim. Her neyse, mobilyalarını kitaplarından çok seven güruh, belki Leanne Shapton'un tahta kitaplarına birer dekoratif obje olarak değer verir; diğerleri için ise bu objelerin referans aldıkları kitapları anımsatmamıza gerek yoktur sanıyorum. Shapton'un sitesi burada; ve evet, aşağıdaki kitaplar, tahtadan yapılma. Yukarıdaki görsel, yine Paul Klee.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Duş?

Yeni yıl telaşını ve yılın ilk haftasını kapattık; şanslı takipçilerimize Dave Eggers'ın Vahşi Şeyler'ini gönderdik; harıl harıl çalışmayı sürdürüyoruz sevgili okur. Takipçilerimizden Türker, Vahşi Şeyler'in ilham kaynağı Maurice Sendak kitabı Where The Wild Things Are'ı sormuş, bizler de meraktayız, tek bildiğimiz Türkçe yayın haklarının epey evvel satılmış olduğu - şahane çocuk kitapları basılıyor Türkiye'de, umarız bu kült klasik de tez elden yayınlanacaktır. Bu arada, Eggers demişken, kendisi iştahla takip ettiğimiz McSweeney's dergisi ve türevi faaliyetlerin editörü olmasının yanı sıra, birbirinden yenilikçi metinleri ve 826 Valencia adlı derneğin kuruculuğu ile iştigal etmesi üzerinden tanıdığımız bir şahıs - 826 Valencia, ABD'de lise öğrencilerine yönelik kurulmuş ve okumayı teşvik eden bir oluşum, alışılmadık metodlar dahilinde işliyor ve büyük bir başarı kazanmış; Eggers, burası için yaptığı işlerle 2008'de TED tarafından da ödüllendirilmiş. Her neyse, bütün bunları Eggers'ın yeni marifetinden bahsetmek için özetledim; on parmağında on marifet Eggers'ın yeni marifeti: bir duş perdesi. Evet, bir duş perdesi. The Thing Quarterly dergisi, yazarlardan sıra dışı objelere basılmak üzere kısa öyküler alıyor, bu metinleri beklenmedik ortamlarda 'yayınlıyor'; Eggers da bu proje dahilinde kısa bir öyküsünü bir duşperdesine basılmak üzere sunmuş - yıl sonlanırken hemen her web sitesinde karşıma çıkan bu perdeyi/dergiyi paylaşmadan edemedim. Bir de şu var tabii, malum, uzun süredir tartışıyoruz, matbu kitap ölecek mi, ya sonra ne olacak vs. vs. - hatta Marshall McLuhan'dan da bahsettik, mesajın içeriği kadar bulunduğu ortamın bizleri değiştirme yetisi taşıdığı iddiasını vs. andık burada... Elektroniğin kağıdı 'öldüreceği' tartışmalarında kağıttan yana durduğu bilinen Eggers'ın duş perdesi, süregiden tartışmaların kısırlığına bir meydan okuma olarak da değerlendirileceği gibi, neden duşperdesi sorusunun cevabı -pekala- 'neden olmasın' şeklinde de gelebilir. Yeter ki canımız sıkılmasın, içimiz daralmasın, alanlarımız küçülmesin de büyüsün, genişlesin.
Sürprizlerinizin bol, algınızın her daim açık olmasını dileriz.

(Yukarıdaki görsel, Basquait.)

19 Eylül 2011 Pazartesi

Cenaze

The Economist, akıllara ziyan bir haber yapmış ve hem yurt dışında hem de burada basın, üzerine atlamış; haftaya bununla girelim bakalım... İki günde bir "Kitap öldü, ölecek," feryatlarıyla ortalığı inleten, matbu kitabı bir an evvel gömüp dijital bir evrene yelken açma niyetlisi bir güruh mevcut, siz de farkındasınızdır. Economist'te yer alan deli saçması iddia, kimilerince delice bir sevinçle karşılandı. E-kitapların yükselişine dair herkes tarafından bilinen birtakım istatistikleri sunan bir makale, sanıyorum yazarın yeni bir şeylerden bahsetmiyor olmasından kaynaklanan bir kaygıyla, İsveç kökenli mobilya mağazası IKEA'nın -mobilyanın Amazon'u sayılır mı? Sayılmaz ama bu yazı için biz de çarpıtalım bakalım: IKEA=Amazon- meşhur (!) kitaplık modeli Billy'nin tarihe karışacağını, üretiminin durdurulacağını çünkü kimselerin rafa koyacak kitabı olmadığını, herkes dijitale geçtiği için kitap raflarına ihtiyaç duyulmadığını iddia ederek lafa başlıyor. Eskiden bulvar gazeteleri böyle oyunlara başvururlardı; diyelim bir sinema oyuncusu, çekilen filmin senaryosu gereği tutuklanıyor olsun - manşet affetmezdi: BilmemKim Hapse Girdi! Hapse giren çıkan yoktu tabii, filmin kurgu karakteri haricinde, onu da manşet altını okuduğunuzda fark ederdiniz... Bu Economist makalesinde de aynı buna benzer bir kafa mevcut -fol yok, yumurta yok kafası- makaleye atlayanlara ise diyecek söz olduğunu sanmıyorum. Umberto Eco, "Kitap tekerlek gibidir. Bir kere icat edildi mi daha iyisini yapamazsınız," diyor. Matbu kitapla dijital kitabın varlıklarını yan yana sürdürmeleri, pekala olası. Basılı kitap "ölecek" olsa, bunu IKEA'nın tasarım çözümleri üzerinden anlayacağımızı da sanmıyorum... Bu arada belirtelim, IKEA'nın Billy isimli kitaplığı, rafları daha derin ve cam kapaklı olmak üzere yeniden tasarlanıyormuş, yani Billy'ler ortadan kalktığı için kitaplarınızı koyacak yer bulamayacağınızdan nasılsa dijital devrim gerçekleşti diyerek onlardan kurtulmaya çalışmanıza gerek kalmayacak sevgili okuyucu. IKEA'nın Billy dışında kitaplık modeli yok mu peki? Elbette var. Kitap rafı IKEA'dan olmayan kimseler yok mu ya? Elbette var. Ama olsun, matbu kitapların cenazelerini kaldırmak adına bir şeyleri çarpıtmışız işte, çok mu?

Akıl, fikir ve ruh sağlığı dileklerimizle.

24 Şubat 2011 Perşembe

İnsan eli

Gelişen teknoloji yurtdışında bir süredir bir panik havası estiriyor; geleneksel formatıyla kitapların ortadan kaybolacağı ve her türlü yazı ve paylaşımın elektronik ortamlara kayacağı konuşuluyor. Amazon, geçtiğimiz sene e-kitap satışlarının diğer kitap satışlarını aştığını da duyurdu. Bu tartışmaların ortasında Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser ve Ne Nedir ile tanıdığınız Dave Eggers'a bu konuda ne düşündüğünü sormuş Newsweek, cevap epey olumsuz:

Elektronik bir kitap okuyucuya sahip değilim ve böyle bir cihazda bir sayfa olsun okumadım. Ekran önünde geçirdiğim vakti azaltmak için elimden ne gelse yaparım. E-kitapların yüzde onluk bir pazar payı edindikleri iddiasına da inanmıyorum. Olup olabileceği zaten yüzde 10 ila 15 arasındadır; çünkü cihazlar pahalılar ve ucuzlamayacaklar. Okur burada bir seçimle karşı karşıya; kapağı ve sayfaları olan bir kitaba yapılan yatırımın sizde kaldığı sürece bir geri dönüşü var; elektronik okuyucu üzerinden edinilecek tecrübe ise oldukça steril.

Dave Eggers gibi yenilikçi bir figürün yeni yeni hareketlenmekte olan e-kitap mevzusuna olumsuz bakması aslında şaşırtıcı, ancak yersiz de sayılmaz. Cihazlar gerçekten pahalı - ancak cihaz sahiplerinin 'içerik' ihtiyacı su götürmez. Sanırım rahatsız edici olan, kitap gibi zengin bir tecrübenin içeriğe indirgenmesi fikri ki tam olarak ne yönde gelişeceğini ancak yaşayarak göreceğiz.

Bir başka kitap haberine bu hafta hem yabancı basında hem de BirGün gazetesinde rastladım. Haber Voynich El Yazması hakkında - bu kitap, kimsenin okuyamadığı metin olarak da ün salmış... Kimi çizimler de içeren metnin tüm araştırmalara rağmen kırılamayan bir şifreyle yazıldığı ve tıbbi bir metin olduğu tahmin ediliyor. 10 Şubat itibariyle yapılan testlerden alınan sonuçlar, el yazmasının 1450 ile 1520 yılları arasında yazılmış olduğu yönünde. Kitabın 'insan' eliyle yazılmamış olduğu da iddialar arasında ki şüpheci bir bakış açısına sahip blog yazarınız ben, bu noktada iddiaları iletiyorum sadece, sahiplendiğimden veya 'işte, uzaylı eliyle yazılmış bir kitap!' diye heyecana geldiğimden değil. Her neyse... Voynich El Yazması ilginç bir vaka gerçekten ve şifresinin kırılmasına yönelik araştırmalar sürüyor, haberleri geldikçe ileteceğim.

Şifre demişken, Jonathan Safran Foer'in Tree of Codes (Şifre Ağacı) isimli kitabına da yeniden değinelim; Dave Eggers'la benzer çizgide yer aldığı söylenebilecek olan Foer'in bu kitabı da, elektronik ortama aktarılamaz olması dolayısıyla Eggers'ı destekleyen bir duruş sergiliyor. Şifre Ağacı, burada daha önce değindiğimiz üzere yazarın Bruno Schulz'un metni Krokodil Sokağı'nı oyarak, kimi yerlerini örtüp kimi yerlerini açıkta bırakarak, kısacası Schulz'un kelimeleri yardımıyla Foer'in kurguladığı bir öyküyü anlatıyor ve başlı başına bir sanat objesi olarak kabul görüyor. İnsan eliyle yazılmış ancak dijital ortama gelemeyen bir kitap, işte budur.

Yazıyı kapatırken hatırlatmamızı tekrar yapalım, Etgar Keret !F İstanbul için yeniden şehre geliyor ve cumartesi günü bir dizi etkinlikle sevenleriyle buluşuyor. Tha Hall'da gerçekleşecek senaryo yazım panelini, G-Mall D&R'daki imza gününü ve Bilekkesenler'in (Wristcutters) gösterimini kaçırmayın deriz. Bu arada laf lafı açmışken ekleyelim, bu gece Edwyn Collins Bant organizasyonuyla Ghetto'da bir konser verecek ve sanatçının en sevdiği üç kitap şu şekilde sıralanmış: 1. Zamanımızın Kahramanı - Lermontov 2. Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D Salinger (Gönülçelen bana kalsa ama neyse, bu adla analım) 3.Amerika'da Alabalık Avı - Richard Brautigan. İlginç bir üçlü, Lermontov'dan Brautigan'a uzanıyor olması kayda değer. Yazıyı kapatırken temennimiz, hangi formatta olursa olsun kitaplardan ırak düşmemeniz yönünde! Yukarıdaki görsel Nam June Paik'in işlerinden, aşağıdakiler ise Voynich El Yazması'nın gizemli sayfaları... Kaynayan bir kazana bir çok kadın atılmış gibi durmuyor mu?


2 Ocak 2011 Pazar

Soru

Yılın ilk gününe artık bir ritüel haline gelmiş bir şey yaparak, Dave Eggers'ın derlediği Okumanız Gerekmeyenler 2011 antolojisiyle başladım. Antolojide yok yok, okumamız gerekmeyenler tuhaf ölçüde eğlenceli ve ilham verici. Haftanın ilk yazısını Don DeLillo'nun PEN'e gönderdiği faks ile açayım dedim; malum, geçtiğimiz yıl matbu kitapların cenazesini kaldırmaya yönelik pek çok haber, beyanat vs ile karşılaştık; Amazon -eğer satışları kızıştırmak adına bir desise içine girmediyse- Aralık ayının her bir haftasında bir milyon adet Kindle cihazı sattığını falan açıkladı. Ekran ve kağıdın arasında bir çekişme olduğu ve kağıdın kaybetmeye mahkum olduğu iddialarını daha çok duyacağız bu yıl, o yüzden bakalım DeLillo -ki faks cihazı kullanması hangi kampta olduğunda yönelik bir tüyo sayılır- ne demiş:

"Sormamız gereken teknolojinin devasa gücü ve bunun zamanı hızlandırarak zemini daraltma ısrarının insanların anlatıya duyduğu ihtiyacı azaltıp azaltmayacağı - geleneksel anlamda anlatıya... Bireyler sadece kendi zevklerine, ihityaçlarına ya da ruh hallerine göre bir düğmeye basıp roman seçmekle kalmayacak, aynı zamanda kendisinin başkahraman olduğu, kendi romanını tasarlayabilecek. Dünya giderek kişiye özel hale geliyor, bireysel taleplere göre değişiyor. Bu daralan bağlam illa ki konuştuğumuz, yazdığımız, okuduğumuz dili değiştirecek. Öylesine soralım o zaman: Dil, elektronik ortamda basılı kağıtta ulaştığı zenginliğe ulaşabilecek mi? Dilin güzelliği ve değişkenliği bir yerde kelimeleri taşıyan ortama dayanıyor mu?

Şiirin kağıda ihtiyacı var mı?"

(Sizce?)

15 Ekim 2010 Cuma

Hayal fabrikası

Geçtiğimiz hafta yayıncılık sektörünün en geniş kapsamlı organizasyonu Frankfurt Kitap Fuarı vuku buldu, Türkiye gündeminin kaynayan kazanı içinde atlamış olabilirsiniz. 300,000'e yakın ziyaretçi sayısıyla beş gün süren fuar boyunca yayıncılar, yazarlar, yazar ajansları ve sektörün farklı dallarında faaliyet gösteren insanlar şehre akın edip, yarım saatlik görüşmeler ve türlü farklı organizasyon dahilinde dünyada yayıncılık alanında neler olup bittiğine dair fikir edinme fırsatı buldular. Şehrinize tüm dünyadan yüzbinlerce insanın geldiğini ve bir yerlere kapanıp kitaplardan konuştuklarını düşünün bir! Jonathan Safran Foer, Her Şey Aydınlandı'da uzaydan bakan birinin sevişen çiftlerin kıvılcıma benzer parlamalarını seçebileceğini anlatır (kurgunun şiirseliği) ya; kitap okuyan, kitap üzerinden dünyaya bakan ya da işi gücü kitap olan yüzbinlerce insanın bir yerlerde toplanması da benzer bir etkiye sahip olabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan... Bir salon dolusu kalabalığa bakıp herkesin birbirlerine kitaplardan bahsettiğini görmek, surreal denebilecek bir etki bırakıyor.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Ivır zıvır çağı

"Yaz mevsimi durmaksızın devam etmeye yazgılı, sürekli aşağı doğru kıvrılan bir sarmal gibiydi."(Jess Walter, Körler Ülkesi. Çeviren: Seçil Kıvrak.)

Nick Cave'in Bunny Munro'nun Ölümü'nü TV'ye uyarlayacağını duyurmuştuk ki, yazarın bu kez The Crow'un beyazperde uyarlamasının senaryosunu yazma konusunda anlaştığı haberi düştü. Yönetmen Stephen Norrington'ın önceden bir senaryo yazmış olduğu ve Nick Cave'in senaryoyu yeniden yapılandırmak adına projeye dahil olduğu söyleniyor. Hatırlatalım; Cave Bunny Munro'nun Ölümü'nü de öncelikle senaryo olarak yazdığını ve sonradan romanlaştırdığını söylemişti. Ayrıca Nick Cave'in Russell Crowe'un ricasıyla Gladyatör filminin devamı niteliğinde akıllara ziyan bir Gladyatör 2 senaryosu yazdığı ancak stüdyolardan veto yediği de biliniyor. 1990'lı yılları anımsayanlar The Crow filminin ve soundtrackinin sarsıcı etkisini de hatırlıyorlardır; The Crow filmi aslen James O'Barr'ın yarattığı bir çizgi roman serisinden uyarlama ki, filmi anımsayanlar yine bir film setinde hayatını yitirmiş olan Bruce Lee'nin oğlu Brandon Lee'nin bu filmin çekimleri esnasında içi boş olduğu söylenen bir tabancanın patlaması sonucu öldüğünü de hatırlayacaklardır. Doğaüstü hadiselere girmeden bu gotik klasiğin Nick Cave dokunuşuyla nasıl olacağını şimdiden merak ettiğimizi belirtelim.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Kitaplardan kurtulmak

Geçtiğimiz günlerde ilk kitabımız Anıkolik’in e-kitap formatında satışına başlandı, yanılmıyorsam burada da duyurduk bu haberi. E-kitap konusu bugünlerde oldukça tartışmalı ve karışık bir durum arz etmekte; ülkemizde henüz emekleme evresinde olsa da özellikle ABD’de bu alanda fazlasıyla kızışmış bir pazar ve dolayısıyla, tabiri caiz ise köpekbalıkları kaynayan sular söz konusu.

Tartışmaların kalbinde e-kitap okuyucularının kütüphanelerimizin yerini alıp almayacağı yatıyor. En önemli telif hakları ajanslarından Wylie, geçen hafta 20 kadar yazarının e-kitap haklarını Odyssey Editions adı altında yayıncılarından bağımsız olarak amazon’a satınca tartışmalar iyice alevlendi. Dağıtıcı kanalını ortadan kaldıracağına yönelik savlar, bu kez e-kitapların yayıncılık sektörünü tamamen yıkacağı yönünde yoğunlaştı. Wylie’nin hamlesinin bu pazara hareket getirdiği tartışılmaz elbette, ancak sektörün nasıl gelişeceği önümüzdeki senelerde belli olacak.

Can Yayınları geçtiğimiz günlerde Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın adlı bir kitap yayımladı; kitap Umberto Eco ve Jean Claude Carriere’in kitap, okuma, yeni formatlar ve temelde bilgi paylaşımı konulu sohbetlerinden derlenmiş. Kalıcı veri depolama ortamlarından daha geçicisi olmadığını savunan yazarlar, disketlerden USB’lere nice veri depolama aygıtının kolayca kullanılıp bir kenara atıldığı, ancak baki kalanın kütüphaneler olduğu görüşünde.