Yengeç Dönencesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yengeç Dönencesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2014 Çarşamba

Kale




... Olağanüstü iyileştirici bir etkisi var düzeltmelerini yaptığım bütün bu felaketlerin. Tam bir bağışıklık durumu hayal edin, memnuniyet verici bir hayat, mikrobik bir ortamda güvenli bir yaşam. Hiçbir şey etkilemiyor beni; ne deprem, ne patlama, ne ayaklanma, ne açlık, ne savaş, ne devrim. Her türlü hastalığa, felakete, acıya ve sefalete karşı aşılıyım. Yıkılmaz bir kalenin içinde yaşıyorum sanki. (...)

(Yengeç Dönencesi, Henry Miller. Çeviren: Avi Pardo. Henry Miller, Paris'te bir gazetede düzeltmen olarak çalıştığı günlerden bahsediyor. Görselde Saat Hastanesi'nden bir kare; Doğubank İş Hanı.) 

26 Ağustos 2014 Salı

Güç



Bazı kitaplar, onları kuşatan tartışmalar ile hatırlanır. Yengeç Dönencesi de, ne yazık ki, yasaklarla anılan kitaplardan biri. Bu konuda ancak şöyle bir tesellimiz olabilir: hakkında açılan davalar ve maruz kaldığı yasaklar bu güçlü metni gölgede bırakmayı başaramamıştır.

On yıla yakın süre yaşadığı Paris’e cebinde on dolar ile gelmiştir Henry Miller... Otobiyografik özellikleri ağır basan romanı Yengeç Dönencesi, yaşam adı da verilen kaosa dair yazılmış en güçlü metinlerden biridir.  Henry Miller’ın Paris’i açlık, umutsuzluk ve iç sıkıntısıyla yoğrulur. Bu güçlü metin, edebiyatı yok edip onu ait olduğu kaynağa, hayata iade etmek isteyen yazarının ‘çağı tüketme’ iddiasını olduğu gibi ortaya koyar; dünya sancısıyla doğmuş, karın gurultuları eşliğinde kağıda dökülmüştür.  Yengeç Dönencesi, zamanın kanser gibi yiyip bitirdiği bir aleme karşı tutturulmuş bir şarkı niteliğindedir.

İnsan olmanın sefaleti son derece dürüst, can yakıcı ve sarsıcı biçimde belgelenmiştir Yengeç Dönencesi’nde. Belki de, dünyanın felaketleri karşısında kahkahalarla gülen yazarın tuttuğu aynadan yansıyanların böylesine ‘sakıncalı’ bulunması, bu yüzdendir.

Fransa’da yayımlandıktan kısa süre sonra ABD topraklarına sokulması yasaklanan ve neredeyse otuz yıl boyunca yasaklı kalan bu metin, bugün çağdaş edebiyatın değerli ve benzersiz klasiklerinden biri. Anais Nin, Amerikan edisyonu için yazdığı önsözde zamanımızın çorak topraklarının derinlerine inerek kazdığı çukurlarda yeraltı baharlarının peşinde olduğunu söylüyor Miller’ın. Hayatta kalmanın, yaşama rağmen yaşamanın belgesidir Yengeç Dönencesi; işte tam da bu yüzden, karşılaştığı engellerin hiçbiri Miller’ın şarkısının duyulmasını, yeraltı baharlarının izlerinin sürülmesini engelleyememiştir.  


Yaşam kavgasının tüm haz ve hüzünlerini yansıtan bu çağdaş klasiği sunarken kitapların yasaklanmadığı bir dünya düşlemekte ısrar ediyoruz.

(Sunuş, Yengeç Dönencesi, Henry Miller. Fotoğrafta Paris, Sanatçı: Ilse Bing.)

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Evrim



Kağıda geçireceğiz hepsini - ölmüş ama henüz gömülmemiş olan bu dünyanın evrimini kağıda geçireceğiz. Zamanın yüzeyinde yüzüyoruz ve bizim dışımızda her şey boğulmuş, boğulmakta ya da boğulacak. 

Devasa olacak Kitap. 

(Yengeç Dönencesi, Henry Miller. Çeviren: Avi Pardo. Görselde Pera Müzesi'nin Stephen Chambers deseniyle şenlenmiş asansörü yer alıyor.)

18 Temmuz 2013 Perşembe

Dans!



Lanetliyizdir belki de, hiçbirimiz için umut olmayabilir, öyle olsa bile kan dondurucu, acılı bir çığlık atalım hiç değilse; bir karşı koyma, bir savaş çığlığı. Ağıtların canı cehenneme! Mersiyelerin, ayinlerin canı cehenneme! Biyografilerin, tarihçelerin, kütüphanelerin ve müzelerin canı cehenneme! Ölüler yesin ölüleri. Biz, yaşayanlar, kraterin kenarında dans edelim; ölümden önce son dansımız. 

Ama dans!

(Henry Miller, Yengeç Dönencesi. Çeviri: Avi Pardo. Fotoğrafta ön sırada soldan ikinci Dali, sağdan ikinci Max Ernst; Ernst, bakışlarıyla, bütünüyle kuşkuda. Kaynak: ineedartandcoffee.)

15 Ocak 2013 Salı

Tuhaf



Üçümüz işten çıktıktan sonra eve yürürken sadece hayatın kıyısında kalmış insanların duyabilecekleri bir heyecanla dünyanın halinden konuşuruz. Bu heyecanın zaman öldürmek, bürodan Montparnasse'a yürümek için gerekli üç çeyrek saati katletmek için duyulması gece yatağa girerken çok tuhaf gelir bana bazen. Şunun ya da bunun geliştirilmesi için olağanüstü parlak fikirler üretiriz ama onları hayata geçirebilecek bir araç olmaz. 

Yarın ellerimizin üzerinde yürümemiz emredilse hiç karşı koymadan itaat edeceğiz, asıl tuhaf olan bu.

(Yengeç Dönencesi, Henry Miller. Çeviren: Avi Pardo.)

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Anafor


Bir ölüm dansında birleştik ve anafora o denli hızlı kapıldım ki tekrar yüzeye çıktığımda dünyayı tanıyamadım.

(Henry Miller, Yengeç Dönencesi. Çeviren: Avi Pardo. Görselde, Bresson'un objektifinden Miller, bisikletinin başında.)

24 Mayıs 2012 Perşembe

Sevgi!


Bir düzeltmen için en büyük felaket işinden olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktır. Molalarda bir araya geldiğimizde bizi titreten soru şu: İşimden olursam ne yaparım? Padokta çalışan adam için, ki işi bok süpürmektedir, atların olmadığı bir dünyadan daha dehşetli bir şey yoktur. Ona sıcak bok parçaları süpürerek yaşamanın insanca olmadığını söylemek budalalıktan başka bir şey değildir.

Geçimini onunla sağlıyorsa, mutluluğu ona bağlıysa, boku bile sevmeyi öğrenir insan.

(Henry Miller, Yengeç Dönencesi. Çeviren: Avi Pardo. Görsel, Louise Nevelson.)

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Uygun


Akıntıya kapılmış, dümensiz bir gemi. Anahtarı olmayan bir delik. Haz, hüzün, hezeyan. Zamanın çarkında, medeniyetin kokuşmuş sularında sürüklenen, çivisi çıkmış bir dünya burası. Birileri tüller, kadifeler içindeyken diğerleri balçıklara gömülmüş debelenmekte. Zaman geçip gidiyor. Ne dün var ne yarın. Ve Henry Miller, çorak topraklar üzerinde yeraltı baharlarının peşinde.

“O günden bu yana her kaçığın Paris’te er ya da geç keşfettiği bir şeyi keşfettim: cehennem azabı çekecek olanlar kendilerine uygun cehennemi ısmarlayamıyordu.”

Yengeç Dönencesi, cuma gününden itibaren tüm kitapçılarda.







11 Mayıs 2012 Cuma

Yalın


Bugün, benim için idealin ve erdemin, her alanda, yüzmek yerine su üstünde kalmak olduğunu söylüyorum. Hayat bana öylesine yalın geliyor ki, bir şeyler yapma gereksinimini neden duymuş olduğumu düşünüyorum. Neden çabalamalı? Yüzmede dedikleri gibi, suyun yüzeyinde sırtüstü duruyorum.

Evet, sırtüstü, büyük bir iç kargaşa olmasının dışında dünyanın şu hayhuyunun anlamı ne?


(Henry Miller, Paris Söyleşileri. Sorular: Georges Belmont. Çeviren: Özdemir İnce, Simavi Yayınları. Yukarıdaki görselde Edward Munch imzalı bir iş, aşağıda Munch'ın kendisi. Munch'ın varoluş dehşetini doğrudan yansıtan tanınmış eseri Çığlık, geçtiğimiz hafta Sotheby's tarafından düzenlenen müzayedede rekor kırarak 120 milyon dolara alıcı buldu. Yalınlık mı diyorduk? Yengeç Dönencesi, çok yakında...)

4 Mayıs 2012 Cuma

Kitap


"... İnsan kitapları okuyor ve yaşamdan da aynı ilginçliği, yoğunluğu bekliyor. Ve elbette, bulamıyor. Arada bir sürü yavan, sıkıcı an var, onlar da gayet doğal. Sen de yazılarında aynı numarayı çekmişsin. Ağzından çıkan her şeyin ateşli, sarsıcı olmasını bekliyordum. Seni her daim sarhoş, her daim hezeyanlar içinde bulacağımı sanıyordum. Sonra birlikte birkaç gün geçirdik ve derinlikli, sakin, doğal bir ritim tutturduk."

(Anais Nin, Henry ve June. Çeviren: Püren Özgören, Everest. Görselde Anais Nin ve günceleri. Yengeç Dönencesi, çok yakında...)

9 Nisan 2012 Pazartesi

Yasak


S: Körlükten bahsetmek istiyorum

R: Buyrun

S: Önce görmekten bahsetmem lazım*

SALT Galata'da bir sergi haberiyle girelim haftaya: Tercüme Eden. Sergiyle aynı adı taşıyan kitap da belli noktalarda bulunabiliyor.

Bizler bahar hummasıyla çalıştığımız bugünlerde Henry Miller'ın Yengeç Dönencesi'ni yayıma hazırlıyoruz; kitap Fransa'da Otto Rank ve Anais Nin'in desteğiyle (bu arada Everest, Henry ve June'u yayımladı geçtiğimiz günlerde, belirtelim) Obelisk Yayınevi tarafından yayımlandıktan sonra uzun ve zorlu bir hukuk süreciyle karşılaşmış ABD'de - ülkeye sokulması yasaklandığı gibi otuz yılı aşan bir mücadelenin ardından ancak beraat ederek ABD topraklarına yasal olarak girebilmiş. Miller, çelişkileri seviyor, daha doğrusu yaşamı olduğu gibi ortaya koyarken çelişkileri de yaşama dair diğer her şey gibi kucaklamaktan çekinmiyor, dolayısıyla metin, müthiş bir yaşama arzusu ve dehşetli bir dünya sancısıyla beraberce titreyip şahlanıyor; böylesi bir okuma tecrübesinin zamanında otoriteleri huzursuz etmiş olması çok da hayret verici değil... Bu hafta burada yasaklı kitaplardan bahsedeceğiz bu vesileyle, ne yazık ki sayıca oldukça çoklar, o yüzden kendimizi belli başlı örneklerle sınırlandıracağız...

Üşürken terlediğimiz, bir neşelenip bir efkarlandığımız, kışlık kabuklarımızdan türlü sancıyla sıyrıldığımız çelişkilerle dolu bahar ve yılın en zalim aylarından nisan, yürürlükte şimdi. Akıl sağlığınıza sahip çıkmanız temennilerimizle!

(Alıntı: Anne Carson, Kırmızının Otobiyografisi. Çeviren: Aslı Biçen, Metis. Görselde, Richard Kammler'in Ulysses adlı işi.)

29 Şubat 2012 Çarşamba

Temiz!

Henry Miller'ın uzun yıllar yasaklarla boğuşmuş klasiği Yengeç Dönencesi'ni hazırlamakta olduğumuzu duyurmuştuk; zamanı geliyor artık, roman, ilk olarak Paris'te, Anais Nin'in Otto Rank'ten aldığı maddi destek sayesinde basılmış, Amerika'da müstehcenlik suçlamalarından beraat ettiğinde sene: 1964. Avi Pardo çevirisiyle yeni edisyon yolda, Anais Nin şöyle yazmış ilk baskının önsözünde: "Karşımızda, eğer böylesi bir şey mümkünse, temel gerçekliklere karşı iştahımızı yenileyen bir kitap var. (Kitaba) hakim olan duygunun öfke olduğu söylenebilir - öfke ile dopdolu. Aynı zamanda ölçüsüzlük, delice sevinç, enerji, haz ve zaman zaman hezeyan da var."

Görselde, Nigel Poor'un Amerika Yasaklı Kitaplar Haftası kapsamında sergilediği 'Yıkanmış Kitaplar' başlıklı işten bir kesit - Poor, seçtiği 9 yasaklı kitabı yıkadıktan sonra 'temiz' ancak okunmaz halde sergiye sunmuş. Yukarıda ve aşağıda: Lolita, 'temizlendikten' sonra.


1 Temmuz 2011 Cuma

Akıcı



Akıcı metinleri severim; hiyeroglif, esoterik, sapıkça, çok yönlü, tek yönlü, fark etmez. Akıcı olan her şeyi severim; içinde zaman ve dönüşüm olan, bizi sonun asla gelmediği başlangıca götüren her şeyi: yalvaçların şiddetini, aslında esrime olan müstehcenliği, fanatiğin bilgeliğini, ayini gerçekleştiren rahibi, fahişelerin küfürlerini, lağım suyunda yüzen balgamı, göğüsten akan sütü, rahimden akan acı balı, akışla arınan irin ve pisliği; akıcı olan, eriyen, uçucu ve çözücü her şeyi; kaynağını yitirmiş, ölüme ve çürümeye doğru döngüyü tamamlamaya yönelik her şeyi. İçimizde yatan en büyük arzudur akmak; zamanla bir olmak, o büyük öte simgesini şimdi ve burada olanla birleştirmek. Sözcüklerle kabızlaşan, düşünceyle felç olan saçma ve ölümcül bir arzu.

(Yengeç Dönencesi, Henry Miller. Çeviren: Avi Pardo. Çok yakında, raflarda... Görsel, Matthew Cusick'in haritalı işlerinden birine ait.)

23 Şubat 2011 Çarşamba

Pes

Henry Miller klasiği Yengeç Dönencesi, Avi Pardo çevirisiyle yakında raflarda olacak - haberi geçen hafta vermiştik. Yengeç Dönencesi bir kenara, bu büyük yazarın Kara İlkbahar metni hakkında Random House'dan aldığı editör mektubunu okuyalım bir ve iki gündür bu mecrada gerçekleştirdiğimiz yazı işleri temalı tavsiyelere bir tanesini de biz ekleyelim: Yazdıklarınızın bir yayınevince kabul görmemesi, değersiz oldukları anlamına gelmez. Pes etmeyin.

Sayın Bay Miller,

Ne yazık ki Kara İlkbahar'ı reddetmek zorundayım. Yazma yeteneğinize saygı duymakla beraber bu kitaptan hiç hoşlanmadım. Bana kalırsa Amerika'da ticari anlamda başarı sağlama şansı çok düşük. Sizin için tek umudum bir başka yayıncının bu kitap hakkında farklı düşüncelere sahip olması ve benim haksız çıkmam yönünde.
İlk sefer olmayacaktır!

Hatırlatmamızı yapalım, Etgar Keret bu cumartesi günü The Hall'da !f İstanbul ve Sundance işbirliğiyle gerçekleşecek bir panelde senaryo yazımı hakkında konuşacak.(Saat 11.00'de.) Aynı gün saat 16.00'da G-Mall D&R'da kitaplarını imzalayacak ve saat 17.00'de Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü isimli kitabında yer alan Kneller'in Mutlu Kampı öyküsünden uyarlanan kült film Bilekkesenler'in (Wristcutters) yine !f kapsamındaki gösterimine katılacak.

Bu şahane yazarla tanışma fırsatını kaçırmayın deriz.

18 Şubat 2011 Cuma

Yıkılmaz bir kale

Onlar vırakladıkça hayat daha gerçek oluyor. Avukatlar, rahipler, doktorlar, siyasetçiler, gazeteciler – hayatın nabzını tutan bütün ördekler. Sürekli bir felaket ortamı. Harikulade. Barometre hiç değişmemiş, bayraklar hep yarıya indirilmiş gibi. Cennet fikrinin insan bilincinde filizlenmesine şaşmamak gerek, bütün dayanakları alınsa da serpilmeye devam ediyor. Her şeyin rastgele fırlatıldığı bu bataklıktan başka bir dünya da olmalı. Neye benzediğini tasavvur etmek güç insanların düşünü kurdukları bu cennetin. Bir kurbağa cenneti, şüphesiz. Miyazma, pislik, nilüfer çiçekleri, durgun sular. Bir nilüfer çiçeğinin üzerine otur ve vırakla sabahtan akşama kadar. Böyle bir şey olsa gerek. Olağanüstü iyileştirici bir etkisi var tashihlerini yaptığım bütün bu felaketlerin. Tam bir bağışıklık durumu tahayyül edin, memnuniyet verici bir hayat, mikrobik bir ortamda güvenli bir yaşam.

2 Nisan 2010 Cuma

Tavşan kaç



Baharın şehre inişinin ardından, şimdi de Paskalya kapıda. Hıristiyan alemi İsa'nın çarmıha gerilmesinin ardından dirilişini kutlayadursun; bu blog, eğer şimdiye değin farkına varmadıysanız altını çizelim, serbest çağrışımlara fena halde açık. Paskalya dolayısıyla akıllarımıza düşen kitap Nick Cave'den Bunny Munro’nun Ölümü oldu. Belki tavşan temasından, belki de yazarın sözlerinden dolayı. Cave, Bookseller söyleşisinde kitabını İncil'e benzettiğini söylemiş; hikayenin finalinde gerçekleşecek olanı okura baştan bildirerek ve ana karakterini kendi akıbetine dair bir farkındalıkla donatarak İsa ile bir akrabalık yarattığını belirtmiş. Sanatçının söz yazarlığında da beslendiği önemli kaynaklardan birinin İncil olduğu düşünülürse bu, Cave açısından şaşırtıcı sayılmaz. Antik Yunan trajedilerini de çağrıştıran görkemli ve çarpıcı bir sonla noktalanan Bunny Munro'nun Ölümü, karakterine ölümünün ardından yarı sembolik, yarı fantezi biçiminde bir yüzleşme alanı da yaratıyor. Bu anlamda ölüm son değil gerçekten de Bunny Munro için, Cave'in şarkılarından anımsayacağımız bir dize gibi, ölüm son değil.