frida kahlo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
frida kahlo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2018 Pazartesi

Frida



Dünkü Guardian'da, Dişlerimin Hikâyesi ve Kalabalıkta Yüzler'in yazarı Valeria Luiselli, Londra'daki Victoria and Albert Müzesi'nin yeni Frida sergisinin açılışı öncesinde bugün artık bir tüketim nesnesine dönmüş Frida Kahlo hakkında yazmış - Eğer siz de bu Frida fetişine doyduysanız bir göz atmanızı öneririz:

Frida, pervasız kaltak. Frida, sakat sanatçı. Frida, radikal feminizmin sembolü. Frida, Diego'nun kurbanı. Frida, şık, akışkan cinsiyetli, güzel ve dehşetli ikon. Frida çantaları, Frida anahtarlıkları, Frida t-shirt'leri ve bu yıl yeni çıkan Frida Barbie bebeği. (Kaşları ayrık.) Frida tüm dünyanın ilgisine ve ticari sömürüye maruz kaldı. Küratörler, tarihçiler, sanatçılar, oyuncular, eylemciler, Meksika elçileri, müzeler ve Madonna tarafından kullanıldı.

Yıllar içinde, bu çığ gibi büyüyen ilgi Frida'nın eserlerini gölgede bırakarak sığ bir Frida kültüne geçit verdi. Bazı eleştirmenler onu naif, az gelişmiş, hasbelkader bir sanatçı olarak değerlendiren görüşlere karşı çıksa da, hakkındaki anlatıların çoğu onu coğrafi bakımdan marjinal bir ressam olarak konumlandırmayı sürdürüyor: gelişmekte olan dünyadan çıkma, "keşfedilmeyi" uman, sesten yoksun, halen "çevrilmeyi" bekleyen bir özne, pek çok benzeri gibi.

(...)

(Yazının tamamı için buraya.)



15 Aralık 2010 Çarşamba

Umut var


Belki siyaseten, evet, ülkeler hatırlamalıdır, dünya hatırlamalıdır. Fakat bireysel olarak acı çekenler değil. Bırakın acı çekenler kaçsın acıdan. Herhangi bir kedere düşmeden ölme olasılıkları yüksek çünkü. Kendimden örnek vereyim: diyelim ki Rema kaybolmuş değil de ölmüş olsun, eh, bu tarz çözümsüz bir durumun yaratacağı acı yüzünden kendimi parçalamazdım. Çözülemeyen gizemler sükûnet içinde, ya da buna benzer bir şeyle zamana bırakılmalı. Rema ölmüş olsa onu düşünüp durmazdım – ya da en azından kendime bunu telkin ederdim. Şu an yüzleştiğim durum yani Rema’nın yokluğu, idrak edilemezliğin sınırında duruyor, ama aslında idrak edilemez bir şey değil. Çözüm umudundan tamamen yoksun da değil. İşte bu yüzden bu konuda düşünme izni veriyorum kendime, çünkü umut var.


Pasaj Joshua Ferris ve Jonathan Safran Foer'le beraber New Yorker'ın geleceğin yazarları listesinde yer alan Rivka Galchen'den geldi; Hira Doğrul çevirisiyle Galchen romanı Atmosferik Rahatsızlıklar, bilinmeyen değil ama ender rastlanan bir rahatsızlıktan mustarip bir adamın sancılı arayışını konu alıyor. Eğer adı varsa sorunun, umut da yaşıyor kişi ile. Yaşam sürdükçe.

23 Aralık'tan itibaren Frida Kahlo ve Diego Rivera sergisi, Pera Müzesi'nde; acıdan bahsedip Kahlo'yu atlamak olmaz.

Bulunacak vakit, hem öldürmek, hem yaratmak için (...) Vakit senin için de benim için de, hâlâ daha hâlâ vakit kararsızlıklar için, bin bir karar, bin bir pişmanlık için, kızarmış ekmekle çay ikramından önce.*

(*Alfred J. Prufrock'ın Aşk Şarkısı - T.S Eliot.)

3 Mart 2010 Çarşamba

Aynanın gerisinden

Demek ki o, sadece kendine baktığını düşünmüyordu. Ben de sadece kendime baktığımı düşünmüyordum. Bu ancak, algıdaki çarpıtmalar hesaba katılmadığında böyle gözükürdü. Aynalarla ilgili bütün bu şeyleri bilmiyor muydum zaten? Sanki tam o sırada bu bilgiye sahip değildim de adeta baştan öğrenmiştim. Aynaların işleyişinin ya da bize ne gösterdiklerini gerçekten kavrayamamamızın -aynaların nasıl göründüğümüzü anlamanın başlıca yolu olduğu hesaba katılırsa- üzerine kafa yormaya değer. Şu şairane şarlatan Lacan ne demişti?

Sadece aynalarda gördüğümüz için kendimizi ancak "kurgusal boyutta" biliyoruz gibilerinden bir şey miydi?

(Atmosferik Rahatsızlıklar; Rivka Galchen. Çeviren: Hira Doğrul)