david bowie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
david bowie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2016 Çarşamba

Lazarus



“Yaptığım şey bu: Dünyaya yumruk sallamak.”[i]

2016’ın ilk günlerinde parlak bir yıldız kaydı, geriye sevenlerine illa ki bulaşan tozu kaldı: 8 Ocak’taki doğum gününde Black Star adlı yeni bir albüm çıkaran David Bowie’nin, bundan birkaç gün sonra -sesi tüm dünyada yankılanır, albümde de yer alan Lazarus (!) adlı şarkısıyla aynı adı taşıyan müzikalinin Broadway’de sahnelenmesi vesilesiyle posterleri New York şehrinin duvarlarını kaplarken- hayata veda ettiği duyuruldu.

Sanatçının gizlediği hastalığından bihaber olanlar için ani ve şaşırtıcı bir ölümdü bu; anlatıda yeni bir dönemeç alınacağı zannedilirken konan nihai nokta. Oysa taşlar, haberin duyurulmasından kısa süre sonra yerine oturmaya başlayacak, yeni albümün sanatçının kendi yok oluşuna yaktığı bir ağıt niteliği taşıdığı anlaşılacaktı. Bir vedaydı bu; sanat yaşamını değişim ve dönüşüm üzerine inşa etmiş bir vizyonerin kendi anlatısına kendince biçim verme, sekteye uğramasına zemin tanımama girişimi – meşum bir hastalığa boyun eğip hikayenin sonunu ona teslim etmektense onu bekleyen ölümü kendi estetiğine yedirme hamlesi... Listelerde bir numara olan Black Star’ın (Kara Yıldız) bir tür kanser lezyonunu betimleyen terim olmasından tutun şarkı sözlerinde geçen, “Yukarıya bakın, göklerdeyim,” dizesine varana değin hikaye, ölümün ışığında yeniden okunmakta ve anlaşılmaktaydı şimdi: Sanatçı, kendi hakikatini, anlattığı hikayede doğrudan ve dolaylı biçimlerde ortaya koymuş, belki de, yaklaşan ölümüyle böyle baş etmişti. Ardında sanat yaşamıyla bağdaştırmayı başardığı şairane bir ölümün gölgesini bırakan Bowie,[ii] bunlar konuşulduğu sırada gizli bir törenle yakıldı ve küller, küllere dönüştü.

Belki tesadüfiydi, belki tam da böyle olmasını istemişti: Gelgelelim Bowie, pek az faninin yapabildiği bir şeyi yapmış, yaşam öyküsünün sonunu kendi mitolojisinin bir parçası haline getirmeyi başarmıştı. Bu ölümün ışığı yahut gölgesinde yıldızlar gerçekten de farklı görünüyordu; öyle ki Mars yakınlarında bulunan ve dış hatları çakan bir şimşeği andıran takımyıldıza onun adı verildiği yolunda bir haber yayıldı, fakat ardından yalanlanarak uzayda Bowie’nin adını taşıyan yegane şeyin bir asteroid olduğu söylendi.[iii] Öyle ya da böyle Bowie, yıllar boyunca kurguladığı anlatının ölümün sakilliğiyle yıkılmasına izin vermemiş ve insanlığın onca zamandır bakıp düş kurduğu aleme ebediyen çekildiği izlenimini perçinlemişti.

(...)


[i] Dyer, Geoff. Bir Hışımla. Çeviren: Seda Ersavcı.
[ii] Dönüşümü sanatının merkezine yerleştirmiş olan Bowie’den ölüm bağlamında bahsetmek -bu ölüm her ne kadar özenle kurgulanmış gibi görünse de- son derece güç. Öte yandan bu güçlük, sanatçının yarattığı aura ile ilgili olsa gerek, zira ölüm haberi karşısında sosyal medya, buna inanamadığını haykıran binlerce mesajla kaynamaktaydı: Sanatçı, her nasılsa sevenleri üzerinde, fani olmadığı yolunda bir izlenim yaratmayı başarmıştı. Anlatının gücü.
[iii] National Geographic’in haberine göre 2008’de keşfedilen bu asteroide David Bowie adı, ölümü sonrasında değil, 2015 yılının Ocak ayında verilmiş.

(Alıntı: IAN Edebiyat'ın Şubat sayısında yayımlanan "Hakikat Perdesinde Hayal Oyunları" adlı yazımın girişinden, görselde Kensington'daki Waterstones mağazasında Bowie'nin seçkisi yardımıyla oluşturulmuş seçki masası - David Bowie'nin sevdiği kitapların ayrıntılı listesi için Koltukname'ye buyrun.)

20 Aralık 2010 Pazartesi

Obje


Kimi romanlar sürpriz unsuruyla okuru sarsmaya muktedir; bir süredir Joshua Ferris'in Bilinmeyen'ine dair yazılar yazıyoruz blogda, bu da onlardan biri olacak gibi. Edebiyat ve müzik kesişti mi sarsıcı birliktelikler ortaya çıkabiliyor; hatırlarsanız burada daha önce Trainspotting ve Morrissey -daha doğrusu The Smiths ve There Is A Light That Never Goes Out- konulu bir yazı da yazmış ve Trainspotting anlatısı içinde The Smiths'in bu en duygusal şarkılarından birinin nasıl da cuk oturduğunu belirtmiştik. Bilinmeyen'de de Ramones ve Beatles gibi kimi gruplardan bahis söz konusu ancak anlatıya katkısı olan bir David Bowie şarkısının altını çizmeden geçmemeli: The Rise and Fall of Ziggy Stardust albümünden Five Years. Haber spikeri ağlayarak söyledi bizlere... Dünyanın gerçekten ölmekte olduğunu...

Bilinmeyen, farklı okumalara açık bir metin; Ziggy Stardust ve Five Years eşliğinde okunduğunda distopik bir yanı olduğu da söylenebilir. Beynim bir depo gibi, acılar içinde; boş yer kalmıyor, içine bu kadar çok şey ve insan istiflemem gerektiğinde gibisinden sözlerle devam ediyor Five Years ve beş yıllık ömrü kalmış bir dünyanın insanlarının ağıtlarını yakıyor. Bilinmeyen ile olan ilişkisini irdelemek okura kalsın; yalnız Bowie'nin bugünlerde Object adlı bir kitap hazırladığını ve kitabın görsel olarak özgün, Bowie'nin yaratıcı süreçlerini açma iddiasında olduğunu söyleyelim. Kitap, önceki yıllara kıyasla sönük geçen Frankfurt Kitap Fuarı'nda öne çıkan projeler arasındaydı ancak içeriği tam olarak açıklanmış değil.

Yazıyı kapatırken Underground Poetix dergisinin halen temin edebileceğiniz son sayısında birbirinden ilgi çekici Kathy Acker, Truman Capote, Henry Miller ve Jack Kerouac yazıları olduğunu söyleyelim ve burada rastladığımız, Irvine Welsh'in Suicide Girls söyleşisinden bir fragmanla bitirelim. Welsh'e gittiği konserler ve dostluk ettiği rock starlarla özellikle de David Bowie ile ilgili bir soru soruluyor; Welsh de Bowie'yi defalarca ektiğini, yanında 13 yaşında bir kız çocuğu gibi davranmaktan çekindiği için onunla karşılaşmaktan imtina ettiğini belirtiyor.

Alttaki resimde, henüz çıkmamış Bowie kitabı Object'den Kirlian tekniğiyle Bowie tarafından çekilmiş bir fotoğraf ve yine Bowie'nin notlarını görüyorsunuz.

Müziğin insanlar üzerindeki etkisinin kestirilemez olduğunu söylemiş miydik daha önce?
Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle...

19 Mart 2010 Cuma

Gelmeyen trenleri gözleyenlere


Geçen hafta matbaaya girdiğini haber verdiğimiz Trainspotting, artık tüm kitapçılarda... Kitaba dair söylememiz gereken, özel bir baskı yaptığımız ve kapağın web versiyonunun uygulamadaki görüntüsünden biraz uzak olduğu. Kitap adı madde etkisi altında algılanan biçimde tasarlandı, fon rengi ise özel renk olduğu için webde tezahürü somut halinden oldukça değişik. Demek istediğim, kitabı kitapçıda inceleyin, Internet üzerinden edineceğiniz izlenimden farklı olduğunu göreceksiniz.

Trainspotting daha önce farklı bir çeviri ve filmde Renton'ı canlandıran Ewan McGregor'ın yer aldığı bir kapakla yayımlanmıştı Türkiye'de hatırlarsanız. Hatta yazarın Trainspotting'in devamı niteliğindeki diğer kitabı Porno müstehcen bulunarak dava edilmiş, ancak beraat etmişti. (Stüdyo İmge yayınları.) Aradan neredeyse 10 yıl geçti ve Welsh'in bu kült klasiğinin baskısının tükenmiş olmasına gönlümüz elvermedi. Avi Pardo'nun Türkçesiyle Trainspotting yeniden hayat buldu; Ewan McGregor'a bulaşmadan hem de. McGregor'a ya da beyazperde uyarlamalarına bir itirazımız olduğundan değil, kitaptan uyarlanan filmin kitabın önüne geçmesi fikrinden bir nebze rahatsızlık duyduğumuzdan. (Geçtiğimiz aylarda yeni çıkan kitaplara göz atarken Ewan McGregor'a yine rastladım zaten, Danny Boyle'un Trainspotting'inden bir kare - Renton delicesine koşuyor; bir macera romanına görsel olmuştu. Her neyse... Trainspotting'in olmasa da bu yazının görselinde Ewan McGregor, Renton karakterinde ve epey fena hallerde.)