8 Ekim 2010 Cuma

Limon suyu



Hürriyet gazetesinden 23 Eylül tarihli bir haber; başlığı "Her Şey Tamamdı, Gürültü Hariç." Haber, Arnavutluk'ta birkaç soyguncudan bahsediyor; bir banka soymak için oranın üst katını kiralayıp kazmaya başlıyorlar ve sonunda fazla gürültü kopardıkları için yakalanıyorlar. Bu tarz haberlerde sık rastlanmayan bir şekilde muhabir Woody Allen'a gönderme yapmış ve hadisenin tıpkı Küçük Sahtekarlıklar (Small Time Crooks) filmini anımsattığını belirtmiş. Filmi bilen bilir sanıyorum, gerçi sinema tarihi beceriksiz soyguncu temalı soygun filmleri yönünden epey de zengin. New York Times kaynaklı bir başka akıllara durgunluk verici haberi ve makaleyi anımsamadan edemiyorum; Andre Breton'dan "Varoluş başka yerde" alıntısıyla başlayan makale, Pittsburgh'de gündüz vakti birkaç bankaya elini kolunu sallayarak giren ve kasayı kaldıran hırsız McArthur Wheeler hakkında. Wheeler, yüzünü gizlemeye yönelik bir çaba göstermediğinden soygunların hemen sonrasında kolaylıkla saptanmış ve tutuklanmış; ama işin tuhafı, onu almaya gelen polisler karşısında büyük bir şaşkınlık geçirmiş ve şöyle demiş: "Ama limon suyu sürmüştüm!"


Sonradan anlaşıldığına göre, Wheeler kişinin yüzüne limon suyu sürdüğü takdirde kameralarda görünmeyeceği inancındaymış ki, bu inacı doğrulamak adına bir deney yapmış ve Polaroid kamerasıyla limona bulanmış yüzünün resmini de çekmiş. Artık ya kamerayı yanlış yöne odakladığından, ya da filmin azizliğinden; resimde yüzünü bulamamış gerçekten ve soyguna girişmesinde bir sakınca olmadığına karar vermiş. NY Times'daki makale Dunning-Kruger etkisi denen fenomene dair; yüzüne limon suyu süren şaşkın soyguncu örneğinden yola çıkarak "yetersizliğin, yetersizliğe yönelik farkındalık geliştirme" yetisini engellediği iddia ediliyor. Başka bir deyişle: Cehalet mutluluktur. Ya da şöyle de denebilir: Bilmediğinizi bilmek; yine de bir şey bildiğiniz anlamına gelir. Hayatın kurguya taş çıkarttığı bir örnek, yüzüne limon suyu süren soyguncu hadisesi; ve bu yazıya madem Woody Allen'la başladık, yine Woody Allen'la bitirmeli:

"Felsefi bir düşünceyi formüle ederken üzerinde düşünülmesi gereken ilk şey her zaman şu olmalıdır: Neyi bilebiliriz? Yani, neyi bildiğimizden ya da zaten bilmiş olduğumuzdan emin olabiliriz, tabii eğer bunların hepsi bilinebilir ise… Ya da bildiklerimizi unuttuk da utançtan mı bir şey söyleyemiyoruz? Descartes “Zihin, bacaklarla sıkı bir arkadaşlık kurmuş olsa bile bedeni asla bilemez” sözleriyle bu soruna işaret etmiştir. Bu arada, ‘bilinebilir’ derken duyuların idrakiyle bilinebilenden ya da aklın algılayabildiğinden bahsetmiyorum. Bilinen denebilecek olandan ya da Bilinenlik veya Bilebilirliğe ait olandan veya en azından arkadaşınıza ifade edebildiğiniz bir şeyden bahsediyorum.

Evreni ‘bilmek’ gerçekten mümkün mü peki?

Tanrım, Çin mahallesinde kaybolmamak bile epey zor."

(Eğrisi Doğrusu, Woody Allen. Çeviren: Garo Kargıcı.)
Çok yakında, kitapçılarda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme