Vahşi Şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vahşi Şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2012 Salı

Dürtü


Soru: Okurlarınızdan aldığınız tepkilerden bahsedebilir misiniz bize biraz?


Öyle çok şey var ki. Çok hoşuma giden bir anıdan bahsedebilir miyim? Küçük bir oğlan çocuğundan geldi. Bana bir kart atmış, bir de resim çizmiş. Bayıldım. Çocuklardan gelen şeylere hep yanıt veririm -bazen biraz aceleye getirsem bile- ama bunu uzun uzun hazırladım. Bir 'Vahşi Şey' resmi de çizip gönderdim. "Sevgili Jim, gönderdiğin mektuba bayıldım," yazdım altına. Sonra annesinden bir mektup aldım. Şöyle diyordu: "Jim attığınız kartı o kadar çok sevdi ki sonunda onu yedi." Aldığım en büyük kompliman bu sanırım. Orijinal bir çizim olmasıyla falan ilgilenmemişti. Gördü, sevdi, yedi.


(Maurice Sendak, okurlarıyla arasındaki ilişkiden bahsediyor. Gülenay Börekçi, Dave Eggers'ın yorumu ile Vahşi Şeyler'in 'birbirimizle iletişim kurmanın yeni yollarını görmek' için bir fırsat olabileceğini söylemiş Egoist Okur'da... Biz sadece keyfinize bakın diyoruz. İçinizdeki vahşi şeye dürtme zamanıdır belki şimdi.)

17 Ocak 2012 Salı

Tek

... Max sonunda okyanusun açıklarında olduğundan emin oldu. Pusulası galiba çalışmıyordu ve günlerdir ne bir kara ne de yaşam belirtisine rastlamıştı. Nereye gidiyordu? Bu şekilde daha ne kadar hayatta kalabilirdi? Durumla ilgili yapabileceği bir şey olmadığının farkına varıp biraz rahatlayana dek aklından bir sürü korkunç şey geçti. Elinden tek gelen, yalnızca dosdoğru yol almak ve iyi şeyler düşünmekti.


(Dave Eggers, Vahşi Şeyler. Çeviren: Begüm Güzel. Elimizden tek gelen, bu değil de ne? Yukarıdaki görselde Sendak'ın hem yazıp hem resimlediği Where The Wild Things Are'dan bir yaprak. Sendak, 'Çocuklara yalan söylemeyi reddediyorum. Masumiyet saçmalığına hizmet etmeyi reddediyorum,' diyor. Aynı makalede yazarın şöyle bir beyanı da geçiyor ki, şu etiketler ve vitrinlerden menkul dünyada, takdire şayan: "Tamamen deliyim, biliyorum. Ukalalık olsun diye söylemiyorum bunu, ama işlerimin iyi olmasının özünde yatan şey bu. İşlerim iyiler, biliyorum. Herkes beğenmiyor, orası tamam. Herkes için değil zaten. Kimse için değil. Çalışıyorum çünkü (benim için) bunun aksi mümkün değil." Aydınlık günler dileriz.)

16 Ocak 2012 Pazartesi

Çocuk

Vahşi Şeyler, icraatlarını sürdürmekteler! Kitaba gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederiz. Geçen hafta Eggers'ın en son yayımladığı şeyin bir duş perdesi olduğunu haber etmiştik; Eggers, bildiğim kadarıyla Jules Verne'in meşhur çocuk kitabı Denizler Altında Yirmi Bin Fersah'a yönelik de benzer bir meşgale içinde. Eggers'ın 'aşırı' yoğun çalışma dinamikleri göz önünde bulundurulursa, tek projesinin bu olmadığı tahminini yürütmek pek de zor değil. Geçtiğimiz sene efsanevi Patti Smith ile birlikte bir organizasyonda boy gösteren yazar; acı çekmeden, kendine işkence etmeden, uzun saatler boyunca çalışmadan yazamadığını ve hep bir suçluluk duygusu eşliğinde yaşadığını söylemiş. Üretkenliğini sanıyorum bir nebze buna yormak gerek.

Geçen hafta James Joyce'un telif haklarının serbest kaldığını duyurmuş, çok geçmeden pek çok Joyce çevirisinin karşımıza çıkacağı tahmininde bulunmuştuk - o minvalde, Joyce imzalı bir çocuk kitabından bahsederek çocuk kitaplarına yönelen 'yetişkin' yazarları bahsimizi kapatalım. Joyce'un metni Kedi ve Şeytan adını taşıyor ve torununa yazdığı bir mektupta anlattığı öyküyü aktarıyor. Yazıyı kaparken, soralım öyleyse; çocukluğunuzda okuduğunuz ve sizde iz bırakan kitaplar ya da öyküler neler? Benim soruya refleks olarak cevabım Küçük Kara Balık olsa gerek ama buraya yazar yazmaz başka kitaplar, dinlediğim öyküler vs. aklıma gelmeye başladı; sıralama yapmak zor ve öyküler sonsuz, kıyas imkansız... Sizlerinkileri merak ediyor, paylaşımlarınızı bekliyorum.
(Görselde, Joyce'un Kedi ve Şeytan'ından bir sayfa.)

3 Ocak 2012 Salı

Hiza

Max, düşüncelerinin kimi zaman, tıpkı mahallelerinde dört bir yana saçılan kuşlar gibi davrandıklarını biliyordu. Max’lerin sokağının dört bir yanında bıldırcınlar vardı; uçmaya fazla hevesli olmayan, tuhaf, tepelikli kuşlar... Bunlar bir an için bir aile gibi, düz bir çizgi halinde bir araya toplanır, içlerinden bir tanesi alçak bir çit direğinin üzerine tüneyip davetsiz misafirlere karşı gözcülük ederken diğerleri yerden topladıkları tohumları yerdi. Ardından, en ufak çıtırtıyla birlikte hepsi birden bir sürü farklı yöne saçılır, aniden başka taraflara saparak çalıların arasında gözden kaybolurdu.

Max çoğu zaman kendi düşüncelerinin de düzeltilebileceğini, bir sıraya sokulup sayılabileceğini, hizaya getirilebileceğini hissederdi. Öyle günler vardı ki, Max saatlerce dur durak bilmeden bir şeyler okuyup yazabilirdi. O günlerde sınıfta kendisine söylenen her şeyi anlar, sakince akşam yemeğini yiyip sofranın toplanmasına yardım eder ve sonra tek başına salonda sessizce oyun oynardı.

Fakat bir de diğer zamanlar, diğer günler -aslına bakarsanız çoğu günler- vardı: Düşünceler bir türlü hizaya girmezlerdi. Yön değiştirip kendisinden uzaklaşarak kaçan, zihninin içerisindeki çalılıkların arasında saklanan anıların ve içinden kopup gelen şeylerin peşinden koştuğu günler...


(Vahşi Şeyler, Dave Eggers. Çeviren: Begüm Güzel. Yarın raflarda olacak! 'Vahşi' postumuza gelen yorumlar arasından hangilerinin sahiplerine kitap gideceğini perşembe günü duyuracağız; bir nevi piyango söz konusu. Bugün gün boyu yorumlara devam edebilirsiniz, çekilişi çarşamba yapıyoruz. Bıldırcınlarınıza sahip çıkmanız dileklerimizle... Görsel, Matthew Picton'un kitap kapaklı işlerinden.)

29 Aralık 2011 Perşembe

Kudur!

Dave Eggers'ın Vahşi Şeyler'i önümüzdeki hafta raflarda! Vahşi yazımıza yorum bırakıp kendi vahşi çocukluk anılarını paylaşan okurlarımıza hediyelerimiz olacak, sizin maceralarınızı pazartesiye değin bekliyoruz. Aşağıda, karizmatik insan Karen O'nun Where The Wild Things Are'a yaptığı şarkı, Spike Jonze filminden görüntüler eşliğinde. Yukarıda, azgın çocukların ilahı Calvin ve can dostu Hobbes.
Güzel günler dileklerimizle... Kudurma vakti!

16 Aralık 2011 Cuma

Sağlama

Uzun ve yorucu bir haftanın sonuna geldik sevgili blog okuru; yazarınız epey badire ile cebelleştikten sonra sapasağlam karşınızda olduğunu gururla duyurur. Sene sonlarının tatlı bir telaşı, insanı özetler çıkarmaya iten bir tarafı ve beklenmedik anlarda ters köşe yaparak hayat akışını hızlandırma gibi özellikleri var - aman dikkat. Haftayı bağlarken Vahşi Şeyler'e dair son sözler Dave Eggers'dan gelsin. Eggers, hayatın sterillliğinden ve bunun bir çocuk için ne denli feci olduğundan bahsediyor:

Spike ile senaryoyu yazmaya başladığımızda haftalar boyu kendi çocukluklarımızdan bahsettik. O kadar fazla şey deşmiştik ki hepsini senaryoya sığdırmamız imkansızdı. Böylelikle kitap, benim için kendi çocukluğumla ilgili düşündüklerimi öne çıkartan bir fırsat oldu; kimi oldukça kişisel, kimi de alaycı yanlarını... Roman sayesinde Max'e kendi çocukluğumdan bir şeyler kattım, biraz da çocukken tanıdığım diğer çocuklardan... Biz çocukken epey tehlikeli işlere kalkışırdık, çok yaramazlık yapardık. Tüm derdimiz her yeni gün dışarı çıkıp saçma sapan işler karıştırmaktı. Romanda, Max'in seyahate çıkmadan önceki yaşamı benim kendi çocukluğuma bir saygı duruşu sayılır - o zamanlar gündüz bisikletle evden çıkıp akşam hava kararana değin dönmemek bir çocuk için hiç de garip sayılmazdı ama şimdi öyle. Max kafese tıkılmış bir hayvan gibi hissediyor biraz; ya da yaşam alanı elinden alınmış bir hayvan gibi. Ama çocukların alana ihtiyacı vardır; özgürlüğe ve her fırsatta kirlenmeye...

Sene sonu gelirken bizden tavsiye: Özetlerinizi çıkarın, sağlamalarınızı yapın ve neye ihtiyacınız var, onu düşünün. Benim kendi özet sürecim başlayalı epey oldu, böyle giderse onun da özetini çıkarmam gerekebilir. Sizin haliniz hoş olsun...

15 Aralık 2011 Perşembe

Uyan!

O kadar anlattık, aşağıda Where The Wild Things Are'ın trailerı, Arcade Fire'dan Wake Up eşliğinde. Canavarın konuşması tanıdık geliyor mu? Sesin sahibi, James Gandolfini. Filmin müziklerini The Yeah Yeah Yeahs'in kült vokali Karen O yapmış, onları da önümüzdeki günlerde paylaşacağım. Alttaki videoda Samuel L. Jackson, dün bahsettiğimiz Go The Fuck To Sleep (Yettin Canıma, Zıbar Artık) adlı metni okuyor:



14 Aralık 2011 Çarşamba

Yorum

Reklamlarda Raskolnikov'u gördünüz mü bilmiyorum, oldukça sürreel bir etki yaratıyor insanda. Proje şahane olmakla birlikte, reklamdaki Raskolnikov yorumu hususunda aynı hisleri paylaşmıyorum, kendisini daha çok Rembrandt'ın gençliğine benzettim, ondandır. Uyarlama, zor zanaat sonuçta. Metinlere ait şeyleri görsel olarak ortaya koymak oldukça zorlu bir iş; her okurun metinle kurduğu bağ kendine has oldu mu görselle tatmin olmak da o ölçüde güçleşiyor. Günlerdir Vahşi Şeyler'den bahsediyoruz ki bu da uyarlanmış bir metin; yazar ve proje kişisi Dave Eggers, 9 cümlelik çocuk kitabından 264 sayfalık bir roman yaratmakla kalmamış, ayrıca Spike Jonze ile birlikte yine aynı metni sinemaya uyarlamış. Film, ülkemizde vizyona giremedi - biliyorsunuz, artık sinema demek AVM demek, AVM demek de kolay ve doğrudan tüketim demek, yani ne kadar gişe o kadar köfte gibi bir durum söz konusu, anlaşılan fazla iş yapmayacağı düşünülmüş. Arkadaşım Canavar adı ile lanse edilen bu filmin bir DVD'si mevcut en azından, onu söyleyelim. Bu arada çocuklardan ve yetişkinlerden bahsedip durduk, değinmeden olmaz: 2011'in en önemli yayıncılık fenomenlerinden biri, ABD'de Go The Fuck To Sleep adıyla yayımlanan bir 'yetişkinler için' çocuk kitabı oldu. Bağımsız yayınevi Akashic'in tanıttığı Go The Fuck To Sleep, daha yayımlanmadan Amazon'da listelerin en tepesine oturmuş ve kitapçılara gönderilen tanıtım metinleri viral biçimde dağıtılarak ön sipariş aşamasında yayıncının planladığı mütevazı baskı adedini 150,000'e çekmesine neden olmuş. Henüz çıkmadan Amazon'da bir numara olan kitap, bir türlü uyumak bilmeyen bir çocuğun babasına hissettirdiği şeylerden yola çıkıyor ve ifadesi itibariyle oldukça dürüst (hatta küfürlü.) Rastlamışsınızdır, gazetelerde çocuklarının günlük icraatlarını küçük birer mucize olarak algılayıp aktaran pek çok yazar mevcut, belli bir yaşın üzerindeyseniz facebook listenizde de doğum anı dahil çocuğa dair her şeyi her an her saniye müthiş bir hayranlıkla paylaşan genç anneler vardır (o da bir duruş, eleştirdiğimden değil, empati kuramıyorum pek ve çocuğun bu paylaşımlardaki söz hakkını düşünüp üzülüyorum, o ayrı.) Bahis konusu kitap, birkaç gündür "çattığımız" yetişkinlerin ezber tavırlara bürünmeden, çocuk büyütürken içlerinden geçen şeyleri doğallıkla dile getiren bir metin olduğu ve çocuklara tapılmasını öngören bir dünyada onlara zaman zaman sövebilen birileri olduğunu ortaya koyması dolayısıyla ilgi görmüş öncelikle. Türkçesi 'Yettin Canıma, Zıbar Artık' adıyla Akıl Çelen Kitaplar adlı bir yayınevince yayımlanmış bile, ancak henüz edisyonu görmüş değilim - Amerikalı yayıncısı, Frankfurt'ta kitabın yarattığı etkiden bahsediyordu; film hakları da satılan kitaptan yapılacak uyarlamayı sanıyorum yakında izleyeceğiz. Her neyse, dünya öyle siyah ve beyaz renklerden ibaret bir yer değil; çocuklar illa ki melek değil, yetişkinler illa ki örnek anne baba değil. Çocukluk illa ki mutlu bir dönem değil; ama en azından, her şeyi size dikte eden bir dünyada da yaşasanız, büyüdükten sonra sadece size ait, tüm uyarlama/yorumlama hakları sadece sizin tekelinizde, o da bir teselli. Görselde, bir başka Suç ve Ceza yorumu, buraya epey evvel yazmıştım, Moskova'daki bir metro istasyonunun duvar resimlerinden.

Yazıyı Etgar Keret'in Buzdolabının Üstündeki Kız'ından bir alıntıyla bitirelim: "Düşündükçe çocukluğunu bir başkasının dişindeki çürüğe benzetiyordu - sağlıksız, ama çok da önemli değil, onun için en azından."

Aydınlık günler dileriz.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Şamata!


Hepimizin içinde "vahşi" bir şey var mı gerçekten? Dave Eggers, Maurice Sendak'ın kült çocuk kitabı "Where The Wild Things Are"dan yola çıkarak romanlaştırdığı Vahşi Şeyler'de bu iddiada bulunuyor. Sendak'ın kitabı 2008 itibariyle tüm dünyada 18 milyon adet satmış; yayımlandığı 1963 yılında bu yana kuşaklar boyunca çocukların sahiplendiği bir metin olmuş. Metin dediysek, 9 cümlelik bir metin bu, yine Sendak'a ait olan ve başlı başına bir efsane olan çizimler anlatıyı destekliyor. Kitap, ilk yayımlandığı senelerde çoğu kütüphane tarafından çocukların ruh sağlığını bozabileceği endişesiyle yasaklanmış; Sendak, kitabı geri çeviren birkaç yayıncının Where The Wild Things Are'ı fazla radikal bulduklarını da belirtiyor. 9 cümleden oluşan bir çocuk kitabı, yetişkinleri nasıl böylesi bir dehşete düşürür? Belki de yetişkin perspektifini bir kenara bırakıp dünyaya bir çocuğun en doğal güdüleriyle, hem de isyankar ve söz dinlemek istemeyen bir çocuğun en doğal güdüleriyle baktığı için. Sendak'ın metni, çıktığı "yolculuktan" dönen Max'in yemeğini masada bulması ile sonlanır ve Sendak kitabı "And it was still hot," cümlesiyle kapatır - meğer sıcak anlamındaki "hot" kelimesi bile, yayıncıları endişelere gark etmiş ve bir çocuk kitabında bu kelimenin geçmesinin uygunsuz ve kışkırtıcı olduğu, "hot" yerine daha ılıman olan "warm" kelimesinin kullanılmasının doğru olacağı söylenmiş. Sendak, bütün bunlara kulak asmamış elbette ve iyi de etmiş, böylelikle gelmiş geçmiş en önemli çocuk kitaplarından biri doğmuş. Kitaba kolonyalist okumalar da yapılabileceğini belirterek Sendak'ın ortaya koyduğu şeyin bir çocuğun sıkıntı, korku, öfke ve kıskançlık gibi duygularla nasıl baş ettiği olduğunu iddia eden uzmanlar var; ama çocukluğunuzu biraz olsun anımsıyorsanız eğer, bu uzmanların kendi çocukluklarından epey uzaklaşmış olmaları gerektiğini düşünmeden edemiyorsunuz... Kurallar, açıklamalar ve yol işaretleriyle dolu bir dünyada söz dinlememenin verdiği haz, hayallerin arasına kayabilmenin ve onlara hükmetmenin güzelliği, uzman titrine sahip bu kişilerin kolaylıkla göz ardı edebildiği bir şey olsa gerek.

Yukarıda Eggers'ın Vahşi Şeyler kapaklarından birini görüyorsunuz, bu defa tüylerden ve gözlerden yoksun. Bu arada çocukluğunuzdan aklınızda kalan feci icraatları halen buraya bekliyoruz!
Sendak'ın canavarlarının dediği gibi bitirelim yazıyı yeni bir haftaya girerken: "Şamata başlasın!"


9 Aralık 2011 Cuma

Şey!



Resimlerden ilki, Sendak'ın kült klasiğinden bir sayfa: Canavarlar! Diğerinde görünen tüylü şey, Dave Eggers'ın yorumuyla Vahşi Şeyler. Kitap için hazırlıklar sürüyor. Korkmayın, bizim edisyonumuz tüylü değil ve gözlerini üzerinize dikip ters ters bakmıyor!

19 Aralık 2009 Cumartesi

Dave Eggers'dan Vahşi Şeyler


Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser'in yazarı Dave Eggers, 2010'un ilk aylarında Vahşi Şeyler ile yeniden raflarda olacak. Vahşi Şeyler, Maurice Sendak'ın kült çocuk klasiği Where The Wild Things Are'ın Eggers dokunuşuyla romanlaştırılmış hali. Eggers, ayrıca Spike Jonze ile birlikte aynı metnin beyazperde uyarlamasının senaryosunu da yazmış. The Yeah Yeah Yeahs'den tanıdığımız Karen O'nun müziklerini yaptığı film, Aralık ayında ABD'de gösterime girmiş ve oldukça ilgi çekmiş bile. Bekleyin!