19 Mart 2015 Perşembe
Gerçek
18 Mart 2015 Çarşamba
Mağrur
(Kitabın eskisi yenisi olmaz ya, geçmiş yıllarda yayımladığımız Joyce Carol Oates romanı Can Ateşi hakkında bir şeyler yazmışım, o zamanlar kitabın konusundan bahsetme konusunda bugünkü kadar ketum sayılmazmışım... Yarın, Kaltak üzerine düşüncelerle devam.)
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Yaraların izleri
On altı yaşına geldiğinde güzel bir kız olmuştu; sert, soğuk ve kendinden emin. Aslında biraz çirkindi: Yüzü sıska ve kemikli, burnu bir şekilde kusurlu, ağzı biçimsiz ve bakışları sinirli bir kedininki gibi kesik kesik ve kuşkuluydu. Cildi damarlı ve solgundu; saçları öyle çarpıcıydı ki, haftalardır taranmamış gibi daima karmakarışık. Bir de on yaşında bıçaklı bir kavgada edindiğini iddia ettiği çenesindeki o orak biçimli yara izi vardı, yoksa yıllar önce babası tokatladığında odada uçup masanın keskin bir köşesine çarptığında mı olmuştu? Gözüm sürekli o yara izine kayıyordu, öyle ki yalnız olduğumda ya da okulda hayaller kurarken parmaklarımı kendi çenemin üzerinde o yara izini ararken yakalıyordum…
Kendimi bildim bileli onu nasıl izlediğimi düşünüyorum da; onu kıskanarak izliyordum, ama basit bir haset ya da küskünlükle değil, ondan belirli bir varoluş tavrı öğrenebilmek ümidiyle.
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Yeryüzü sürgünleri
"Herkes bir anlamda sürgünde hissetmiyor mu kendini? Milleport ya da Lockport’a gittiğimde çevremdeki değişiklikler beni bir yabancı gibi hissettiriyor. Sadece zamanın içinde yol almak sürgüne çeviriyor insanı dünyada. Durum komik, çünkü dönüşen toplumun bireyi öğütür halde olduğuna işaret ediyor; bunu algılama biçimimiz ise trajik tabii..." - Joyce Carol Oates (Paris Review söyleşileri.)
14 Mayıs 2010 Cuma
Körebe
Mayıs ayı kitabımız Joyce Carol Oates'tan Güzel Bir Kız, bu hafta şehre indi. Oates, yüze yakın eseri ile çağdaş edebiyatın en verimli ve yenilikçi seslerinden biri; Türkçede yayımlanmış farklı eserleri de mevcut. Gündelik hayatın gotik ayrıntılarına, sıradan insanların yaşamlarındaki kırılma noktalarına ve suç öykülerine ilgi duyduğunu söyleyen Oates; etkilendiği unsurlar arasında Kafka'yı ve Joyce'u, William Faulkner ile Sylvia Plath'ı ve Bob Dylan ile Alice Harikalar Ülkesinde'yi sıralıyor. Güzel Bir Kız, masal formatına göndermeler yapan bir suç romanı aslında; suçlunun kim veya kimler olduğuna karar vermek ise okura kalmış. Oates'un başarısı, okuru karakterlerinin yaşadığı karanlık dünyada bir körebe oyununa ustaca çekebilmesi aslında; çıkışlar çoktan tutulmuş, mevziler belirlenmiş... Eleştiri düzenin kendisine yönelik, kişisel seçimler şartlar tarafından çoktan şekillenmiş.
Oates'un Can Ateşi isimli romanını epey evvel yayımlamıştık; Can Ateşi'nin neredeyse lirik, öfke dolu bir nabzı olan bir ilk gençlik romanı olduğunu söyleyebiliriz; Güzel Bir Kız, Can Ateşi'nin aksine bir tevekkül içinde yansıtıyor içinde yaşadığımız çarpık dünyayı. Güçlü ve güçsüz arasındaki dinamikler bütünüyle yalın ve yalınlığı dolayısıyla fazlasıyla çarpıcı.
Oates'u farklı bir tarzda tecrübe etmek için ideal bir roman Güzel Bir Kız. Önümüzdeki günlerde romandan daha detaylı olarak bahsedeceğiz.
Yazıyı noktalarken Bant'ın son sayısında takdire şayan bir Henry Darger yazısı olduğunu, Everest'in ise Amerika'nın Yanık Çocukları isimli şahane bir derleme yayımladığını da hatırlatalım. Çağdaş edebiyatın Dave Eggers, David Foster Wallace, Shelley Jackson, Jonathan Lethem, Sam Lipsyte gibi yükselen yıldızlarını bir arada deneyimlemek için ideal bir yapıt Amerika'nın Yanık Çocukları; Jonathan Safran Foer'in Kalp Hastalığı Noktalama İşaretleri İçin Bir Kılavuz adlı öyküsüne özellikle dikkat çekeriz. Açık havada kitap okuma mevsimi başladı; sedir, örtü, şezlong, bank ya da her ne olursa mevzilenip kitap keyfi yapma zamanıdır şimdi. Pazartesiye değin hoşça kalın!
9 Ekim 2009 Cuma
Joyce Carol Oates Nobel Edebiyat Ödülü Almadı
Bahisçiler özellikle Joyce Carol Oates'u, ayrıca Amos Oz'u, Philp Roth'u itekleyedursun, Nobel bu yıl da beklenmedik sayılabilecek bir isime gitti edebiyatta: Herta Müller. Zeynep Heyzen Ateş'in eski bir yazısından alıntı yapmak, uygundur duruma:
"Eleştirmenler Oates'in hayatını 'Amerikan Rüyası'nın edebiyat alanında gerçekleşmesi olarak adlandırıyor. Küçük kasabadaki mütevazı bir aileden Amerika'nın en çok satan yazarlarından biri olmaya uzanan bir öykü bu çünkü. Yine de yazar, hayatının sadeliğini değiştirmiyor, yıllardır sürdürdüğü ders verme ve yazma rutinini bozmuyor hatta emekli olmayı düşünmüyor. Bunu açıklamak istercesine de Hanry James'in bir sözünü asıyor çalışma odasına: "Karanlıkta çalışıyoruz, yapabileceğimiz kadarını yapıyoruz, sahip olduğumuz kadarını veriyoruz. Şüphemiz tutkumuz, tutkumuz görevimiz. Gerisi sanatın deliliği." (Radikal Kitap, 16.06.2006)
7 Ocak 2008 Pazartesi
Foxfire'dan Can Ateşi'ne...
‘‘Bizi birbirimize bağlayan en derindeki şeyleri hissedemeyiz. O şeyler bizden kopartılıp alınmadıkları sürece.’’
Can Ateşi tokat gibi bir roman… Ergenliğe, kadınlığa, gençliğe, çocukluğa, dostluğa, büyük düzensizliklere ve dar bir dünyada gururlu bir yaşama uğraşına dair.
Amerikalı ünlü yazar Joyce Carol Oates, romanın kendi yaşantısına paraleller taşıdığını söylüyor. Oates da, tıpkı romanın anlatıcısı, CAN ATEŞİ’nin tarihçisi Maddy gibi ekonomik sıkıntılar içinde geçen bir çocukluğun ardından, 14 yaşında bir daktilo edinerek yazı yazmanın sihrine kapılmış ve onu National Book Award, Heideman, Bram Stoker, Boston Book Review ve Prix Femina Etranger gibi sayısız ödülle buluşturacak, Nobel tahminlerinde adının zaman zaman anılmasına da yol açacak yazı serüvenine atılmış.
Yüze yakın eseri olan Joyce Carol Oates, lirik bir realizmle kaleme aldığı Can Ateşi’ni mitolojik bir anlatıymış gibi kurguladığını söylüyor. Oates bu kurguda iki önemli imgeden yola çıkmış: YILDIRIM adı verilen, kızların pazarlık ede ede alıp boyadıkları Dodge marka araba ile gecenin içinde damdan dama uçarcasına koşan Kaltak Sadovsky."

Kaltak Sadovsky, neredeyse mitolojik özelliklere sahip bir karakter. Cesareti, gözü karalığı, asiliği ve doğru bildiği değerlere olan inancı, yükseklik tutkusu, delice heyecanları ve coşkularıyla içinde yaşadığı dünya tarafından kirletilmeyi reddeden, ham bir yaşama sevinciyle kendi doğrularından ödün vermeyen, güçlü bir karakter. Can Ateşi’nin oldukça başarısız olduğu söylenebilecek Hollywood uyarlamasında Kaltak rolünde (Legs Sadovsky) arıza kadın rollerinin gişe garantili figürü Angelina Jolie’yle karşılaşıyoruz. 1996 yılında çekilen 1950’lerde geçen hikayenin romandan oldukça bağımsız bir biçimde 1990’lara uyarlandığı filmde, Angelina Jolie yine başka bir edebiyat uyarlaması olan, Girl Interrupted (Türkiye’de Aklım Karıştı adıyla gösterilmiş) filmindeki rolünü oynamış neredeyse.
Romanda anlatıldığı gibi cesur, idealist ve peşine takılıp o nereye giderse oraya gidebileceğiniz sağlam bir karakterden ziyade, aklı karışık, asabı bozuk, arızalı bir kız çocuğu… Gerçi 1990’lara uyarlanan bir hikâyede herhangi birini idealist ve korkusuz olarak kurgulamak zamanın ruhuna aykırı kaçacak, 1990’ların o kayıp, neredeyse boşlukta asılı duran liminal havasına ihanet olacaktır, o ayrı… Foxfire filmi Oates’un anlatısından yola çıkarak romanla pek de ilgisi olmayan bambaşka bir öyküyü bambaşka bir zaman dilimi içerisinde anlatmış.
Can Ateşi demişken… Orijinal adı Foxfire'ı böldüğümüzde ‘Tilki Ateşi’ gibi bir ifadeyle karşılaşıyoruz; Amerikan argosunda genç ve güzel kadınlara ‘fox’ yani tilki dendiği de biliniyor. Kitabın adına dair araştırma yaparken foxfire teriminin aslında bazı mantar çeşitlerinin hastalıklı ağaç diplerinde büyümeleri halinde karanlıkta saçtıkları yeşilimsi, soğuk bir ışığı betimlemek için kullanıldığına dair bir veriyle karşılaştık. Karanlık bir gecede bir ormanın içinde yemyeşil parlayarak ışık saçan bir ağaç düşünün!
Mark Twain’in Huckleberry Finn’inde Tom Sawyer ve Huck Finn bu ışığı bir tünel kazarken kullanmışlar. Wikipedia kaynaklı bilgiler, İsveçli tarihçi Olaus Magnus’un 1652’de İskandinavya’nın kuzeyinde insanların bu ışığı ormanda yollarını bulmak için kullandıklarını belgelediği yönünde. 1. Dünya Savaşı’nda askerler miğferlerine bu ışık saçan mantarla kaynaşmış ağaç kabuğu parçaları iliştirerek karanlıkta yol alırlarmış. Eski Yunan, Roma ve Hint metinlerinde de böyle bir orman ışığına dair anlatılar mevcut. Ben hayal meyal ‘şeytan’ ya da ‘cin ateşi’ adı verilen bir fenomene dair bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum ancak bu konuda bulabildiğim kaynaklar Türkçede halk dilinde böyle bir terimin varlığını henüz doğrulamış değil. Milliyet Gazetesinin bir haberi bu fenomeni konu almış, ancak doğaüstü birtakım varlıkları ima etmiş bu arada...
Biyolojik bir fenomene verilmiş bu şiirsel adı, organik bir ışık olduğu düşüncesi ve ‘foxfire’ teriminden fazla uzaklaşmama kaygısıyla bahsettiğimiz kaynakların ışığında ‘Can Ateşi’ olarak Türkçeye uyarladık.



