Araya zaman girdi ama geç de olsa fuara gelen tüm okurlarımıza teşekkür ederek başlamak gerek söze... Bu yılki Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'na çok sayıda ziyaretçi akın etmiş; zaten, ikinci cumartesi geldiyseniz -ya da haberleri izlediyseniz- izdihamı görmüş, o insan seline hayret etmişsinizdir muhakkak. Biz, kalabalıktan yıkılan ikinci cumartesinin kazasız belasız atlatılmış olmasına memnunuz ve yoğun ilgi karşısında mutluyuz; umuyorum ki seneye, fuara gitmek, 'Altta Kalanın Canı Çıksın' motto'lu bir eziyete dönüşmeyecek, yoğun ilgiye karşı gereken güvenlik önlemleri alınacak, vs. Bir umut işte.
İstatistiklere göre yedi yüz binin üzerinde ziyaretçisi olmuş fuarın ve bu çok güzel, ama işte, insan kendi deneyimi üzerinden sağlama yapmadan edemiyor. (Fuarı gezmek ile fuarda çalışmak çok farklı birbirinden; mesela standda duruyorsanız yüzlerce kişi gelip "Cem Yılmaz nerede?" diye soruyor size -ve bu vesileyle CY filmlerinin senaryolarının basılmış olduğunu öğreniyorsunuz- ama ziyaretçi olarak gezerken Cem Yılmaz hayranlarını bibliyofil sanmak işten değil.) Mesela benim bu yıl en çok duyduğum soru, "Sıla nerede?" oldu; bir yayınevi falan değil bakın, bir ses sanatçısı, ki yakında, ünlü ve yarı ünlü isimlerin yazdığı kitaplar iyice artacak, istikamet öyle gibi, sorular da çeşitlenecek tabii, "O nerede, bu nerede?" vs. Hazır mıyız peki buna - ya da sahi, sıla nerede?
Bu yıl fuar, fiziksel olarak da büyümüş, yeni bir salon (12) kazanmıştı - belli başlı yayınevleri her salonda daha, daha da fazla stand açmayı sürdürürse ve bu büyüme ve yayılma böyle devam ederse, fuar nostaljisi yapanların sık sık yad ettiği "şehir" içindeki fuara, Tepebaşı'na kadar büyüye büyüye gelinebilir, kim bilir, yol uzak gerçi ama bu azimle dağlar bile delinir - gerçi sormamak olanaksız bu durumda: şehir nerede?
Her neyse, ben bu sene fuara sadece iki gün gidebildim fakat güzel vakit geçirdim; kitap karıştırarak geçen vakitten daha güzel şeyler var elbette, ama çok da bir şey yok hani diyeyim ve yeni albümü Spotify'a daha yeni düşmüş Morrissey'i anmadan geçmeyeyim. Bu yıl Monokl, Kafka, İletişim, Aras, Sel, YKY, Yordam, Desen, DeliDolu, Hep ve Dipnot standlarında ilgimi çeken kitaplarla karşılaştım, ıskaladığım pek çok şey de var muhtemelen; öte yandan fuarın ilk günü Kırmızı Kedi'ye yapılan saldırıyı ve artık geleneksel bir hale gelerek iyice tatsızlaşan Sanat Fuarı'na tehdit ve sansürü esefle kınadım. Bu yıl ilk defa fuarın kapanış gününe gidemedim ve gerçekten üzüldüm, kapanış günü en yorucu ama en keyifli gün bana sorarsanız, fuar sırasında yükselen tansiyonu salıp tatlı bir yorgunlukla ve kendi çıkarımlarınızla Beylikdüzü semalarına veda, sadece bu fuarda yer alan bizler için okurumuzla son temas, senede bir görüştüğümüz dostlara veda... Neyse, pop yıldızlarına, her yana sindiği gibi yayıncılık sektörüne de sinsi sinsi sızan yozluğa, ziyaretçilerin maruz kaldıkları zorluklara falan üzülsem de elinde listesiyle gezenleri, çizgisinden ödün vermeksizin işine koşanları, varlıklarıyla insana umut aşılayan yayın emekçilerinden en sevdiklerimi ve yüzleri pırıl pırıl okurları gördüm yine ve mutlu oldum - karıştırdığım kitaplar da cabası. Eh, daha ne olsun, değil mi?
Bir sonrakinde görüşmek dileğiyle, gelenlerin ayağına sağlık, gelemeyenlerle belki başka zaman...
(Görsel, Brisbane Yazar Festivali'nden.)
fuar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fuar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Kasım 2017 Salı
20 Nisan 2016 Çarşamba
Londra havası!
Yurda dönüşüm, yazı yazıyor olmamdan da tahmin edebileceğiniz üzere gerçekleşti, sevgili blog okuru; Londra Kitap Fuarı, içinde bulunduğum ruh halinden midir bilinmez ama aşırı hareketli ve heyecanlı geçti. Öncelikle bir hususu açığa kavuşturalım: Londra, tıpkı Frankfurt Kitap Fuarı gibi sektör içi bir telif fuarı; yani İstanbul, İzmir vs. gibi perakende satışa odaklı bir fuar değil, okur gelip de kitap satın almıyor, burada kitap değil, telif satılıyor. Kabaca özetlersek: Yayımlanmış ya da ağırlıklı olarak yayımlanacak kitapların haklarını temsil eden ajans, yayınevi ya da bağımsız kişiler, genellikle dünyanın dört bir yanından gelmiş yayıncı ya da editörlerle fuar kapsamında yarım saatlik görüşmeler yapıyor ve telif satışına yönelik olarak kataloglarında yer alan metinleri tanıtıyor, teklifler veriliyor, pazarlıklar gerçekleşiyor, bol bol (haliyle kitap odaklı) dedikodu dönüyor, tüyolar veriyor, anlayacağınız, koskoca salonlarda masalara oturmuş binlerce kişi, durmaksızın kitaplardan bahsediyor. Böyle romantik betimlediğime bakmayın; sonuçta ihaleli, çekişmeli, rekabet dolu bir sektörden bahsediyoruz; yine de kişinin neyi, niçin yaptığını bilmesi, hangi amaçla nasıl adımlar attığının farkında olması şart elbette... Her neyse, bu fuar, geçen yılkinden daha cazipti bana göre, bir süredir hüküm süren 'kıyıda köşede kalmış klasikleri bulup çıkarma ve yeniden yayımlama' dalgası bir nebze hafiflemiş ve yeni yazarlar, çıkış romanlarıyla yeniden kataloglarda arz-ı endam etmeye başlamışlardı - klasiklerle bir alıp veremediğim olduğundan değil, bilakis, klasik klasiktir ve tartışmaya açık değildir, (bunu yazmak dahi abes) öte yandan yeni seslere zemin tanımayan bir yayıncılık mecrası (bana göre) çok da heyecan verici değil, dolayısıyla, son birkaç yıldır ağır basan temkinli ve muhafazakar yaklaşımların bir kenara bırakıldığını ve yeni yazarlara yeniden alan açıldığını görmek umut vericiydi. Siren için en heyecan verici olan şey ise, on bir yıllık bir aradan sonra yazdığı müthiş romanı Here I Am'i sene sonunda yayımlayacağımız Jonathan Safran Foer ile bir akşam geçirmekti kuşkusuz - Jonathan Safran Foer, Londra'da yayıncıları ve editörleriyle biraraya geldi ve on beş, on altı kişilik bu grup, sonbaharda yayımlanacak yeni kitabın şerefine fuar bitiminde bir kutlama yaptı, böylelikle yeni kitabın ilk okuyucuları yazar ile birlikte bir akşam geçirme fırsatı yakaladı. Çok ses getirecek bu müthiş romanın yayımlanması için şimdiden sabırsızlandığımı söyleyeyim, uzun zamandır okuduğum metinlerden hiçbirinin beni bu denli sarsmadığını ekleyeyim ve roman yayımlanana kadar hakkında başka bir söz söyleyemeyeceğimi belirteyim - biraz bekleyin, gerçekten değecek.
Özetle: günde yirmi kilometre yürünmeyen fuar fuar değildir prensibiyle bu sene de hem fuar alanında hem de sokaklarda epey taban tepildi, fuar sonrasında şehrin kitabevleri adeta saha araştırması yapılırcasına didik didik edildi ve nihayet, yılın geri kalan zamanlarında mıhlandığımız masaların başına geçildi - heybede pek çok kitap ve tasarı, elbette ki bolca ilham ile.
Duyuruları zamanı gelince yapacağız, biz, şimdilik, iyi ki kitaplar var diyelim sadece.
İyi ki!
18 Kasım 2015 Çarşamba
Sakin!
Bir kitap fuarını daha bitirdik ve sağ salim masalarımızın başına döndük; bizi yalnız bırakmayan tüm okurlara teşekkür etmekle birlikte, gelmeyenlere gönül koyacak değiliz, nasılsa yerimiz yurdumuz belli, başka zaman görüşürüz. Tüyap, bu yıl ziyaretçi sayısının yüzde on bir arttığını duyurdu; gerçekten de özellikle hafta sonlarında büyük izdihamlar söz konusuydu. Fuar boyunca daracık bir alanda, çoğunlukla ayakta durduğumdan olsa gerek, halen türlü ağrılar içindeyim, salondaki uğultunun yol açtığı kronik kulak çınlamasından da nihayet bugün kurtulabildim - kişisel fikrim, fuarın yavaş yavaş maksadından şaşarak bir hipermarketi andırdığı yönünde, yine de bu alanda, doğru zamanda gezecek olursanız, pek çok sürprizle karşılaşmanız ve tümünde olmasa da çoğu standda yayınevi çalışanları ile tanışıp onlara kitap danışma fırsatı bulmanız mümkün. Her yıl olduğu gibi okurlarla sohbet etmek, ziyaretçileri gözlemlemek, ellerinde kitap listeleriyle koşturanlarla karşılaşmak ve meslektaşlarla biraraya gelme fırsatı bulmak hoştu. Beynim bu on günlük zorlu mesaiden ve aşırı gürültüden sonra halen yanık vaziyette olduğu için fuar özetini kısa kısa geçeceğim, mazur göreceğinizi umuyorum:
Hangi fuardan bahsediyoruz? 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı.
Ziyaretçi sayısı: Tüyap'ın duyurduğu üzere 558 bin.
Fuara gidip gelmek için harcadığım süre: Günde ortalama üç saatten on günde otuz saat.
Fuar boyunca (bana) en çok sorulan soru: Ötüken nerede?
Fuar boyunca (bana) en çok sorulan diğer soru: Test kitapları hangi salonda?
Fuar boyunca (bana) en çok sorulan kitap: 4N1K ve Beyaz Gemi.
Okurlarına çığlık attıran yazarlar (şahsen şahit olduklarım elbette, bütün çığlıkları takip etmem mümkün değil): Büşra Yılmaz ve Ali Boz.
En mahşeri kalabalık: 14 Kasım Cumartesi.
Kayıp çocuk (rastladığım): 1.
Kafilesine kavuşturulan çocuk (rastladığım): 1.
Elektrik kesintisi: İki kere, kısa süreli.
Sakin kafayla dolaşmak için en uygun saatler: Hafta içi akşam saatleri.
Kulaklarınızla bir alıp veremediğiniz varsa ve sağır olmaya çabalıyorsanız fuara muhakkak uğramanız gereken saatler: Hafta içi sabah 10 - 14.
Bu yıl fuarda en çok ilgi gören kitaplarımız, Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü, Makul Bir Saatte Yeniden Uyansam, Marousi'nin Devi, Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım ve Trainspotting oldu; her sene olduğu gibi sadık takipçilerimizi ve yeni okurları görmek güzeldi.
Ziyaretçilerin giriş ücreti vermeden kolaylıkla ulaşabildiği, aynı yayınevinin her salonda zincir misali stand açmaktansa çekirdek kadrosuyla tek bir noktada ve samimi bir ortamda kendini temsil edebildiği, çocukların -çocuklara ayrılmış bir salonda- güvenli bir ortamda ve kendilerine uygun tasarlanmış koridorlarda düşüp şaşmadan gezebildiği, havalandırmanın insani bir biçimde (kimseyi bayıltmadan ve dondurmadan) çalıştırılabildiği, gelen ziyaretçilerin bir yerlere sıkışıp kalmadan kitapların arasında mutluluk içinde gezebildiği bir fuar hayal etmekteyim şimdi... Zira kitap alışverişi için sanal ve reel ortamlar çok, oysa okurla yayınevinin buluşabildiği fuarlar sayılı, onları da AVM'ye çevirmenin anlamı yok.
Bakalım, belki seneye.
Tüm okurlarımıza ve dostlarımıza teşekkürlerimizle - ne varsa kitaplarda var.
7 Kasım 2015 Cumartesi
26 Ekim 2015 Pazartesi
Pusula
Ne demişler: "Yaz geçer."
Uzun ve karmaşık bir yaz yüksek tempolu bir sonbahara kavuştu, pek çok şey değişti, bazı şeyler aynı kaldı, velhasıl zaman koştu... Geçtiğimiz haftalarda bizler için yılın en yoğun günleri, yine Frankfurt'ta, kitap fuarında yaşandı. Önceki yıllara kıyasla pırıltıdan bir nebze yoksundu fuar, gerçi bu, dünyanın soluduğu karanlık havadan dolayı olabilir - belki de, yüksek viteste alınan yollardan sonra sakin sakin ilerlemek, elzemdir. Fuarın konuk ülkesi, edebiyatına dair pek az şey bildiğim Endonezya'ydı; dünya çapında ses getiren fuar hadisesi açılış konuşmasını yapan Salman Rushdie'ye yönelik İran boykotu oldu, Alman Kitap Ödülü'nü ise dev bir yapıtla sürpriz isim Frank Witzel aldı ve tüm bunlar olurken hava çok, ama çok soğuktu. (Kime göre derseniz bana göre elbette.) Velhasıl, kitaplara erişmek için gereken tek şey onlara uzanmaktı ve sizi bilemem ama dünya işlerinden yorgun düşen blog yazarınıza bu, oldukça iyi geldi.
Blogumuzun, masamızın, kağıtlarımızın başındayız şimdi - pusulamız kitaplarımız.
İyi haftalar.
(Görsellerde Marianplatz civarındaki halk kütüphanesi; kendi küçük, vaatleri büyük.)
29 Nisan 2015 Çarşamba
Koku
Bir seyahatin görsel toplamı... Kitap konuşup kitap düşündüğünüz fuar görüşmeleri bitince kitabevi dolaşmak farzdır. Sokağı koklamadan raflara bakılmaz - Taban tepen herkese selam olsun!
27 Nisan 2015 Pazartesi
Gri
Yazmayı öğrenir öğrenmez grafomaniye tutulmuş olmalıyım. Yazma bilmezken bile karalamalarla dolu defterlerim vardı benim. Fakat yaşantımı yazıya adamak istediğimi yirmili yaşlarımda farketmiş olmalıyım sanırım. O zamanlar İspanya'da yaşıyordum; İspanyol işadamlarına İngilizce dersleri vermek, barlarda çalışmak gibi, o yaşlarda insana kati hakikatlarmış gibi gelen klişeler mevcuttu hayatımda. Yine de yazıya asla kariyer olarak bakmadım. İspanyolcada kariyer sözcüğü -carrera- aynı zamanda yarış anlamına gelir - birilerinin kaybedip birilerinin kaybettiği spor müsabakalarında olduğu gibi. Bence edebiyat bu iki uç noktanın (kazanmanın ve kaybetmenin) arasında, gri bir bölgede yer alıyor; dolayısıyla yazmayı kariyerle ilişkilendirmek benim hoşuma gitmiyor.
Bu, bir uğraş, bir yaşam biçimi.
(Alıntı, Valeria Luiselli'nin Bookweb söyleşisinden; yukarıdaki fotoğraf önceki hafta Londra Kitap Fuarı'nda, Luiselli'nin Pen söyleşisi sırasında çekildi. Valeria Luiselli fuarda Meksika'nın odak yazarlarından biri olarak yer alıyordu, bu vesileyle onu bizzat tanıma fırsatı bulduk. Ulusal Kitap Vakfı'nın '35 yaş altı 5 Yazar' seçkisi kapsamında takibe alınmasını önerdiği bu genç ve yetenekli yazarın Los Ingravidos adlı romanı, sonbaharda Seda Ersavcı'nın güzel çevirisiyle raflarda olacak. İngilizcede Faces in the Crowd adıyla yayımlanan kitap, geçen hafta, fuardan hemen sonra LA Times'ın En İyi İlk Roman ödülüne de layık görüldü, onu da belirtelim.)
19 Kasım 2014 Çarşamba
Fuar!
İstanbul Kitap Fuarı sona erdi. Varlığımızı anlamlı kılan, fuara gelen, gelemeyen tüm kitapseverlere teşekkür ederiz. Seneye yeniden, yeni kitaplarla görüşmek üzere!
(Görselde fuara tepeden bakan Endem Televizyon Kulesi, sisler içinde.)
22 Nisan 2013 Pazartesi
Londra
Bir haftalık bir Londra arasının ardından yeniden karşınızdayım sevgili blog okuru... İşlerimi hallettim, şehirde dolaştım, bir gıda zehirlenmesi, bir kafa travması -abartıyorum, yumurta şekilli şişlik desek daha doğru-ve muhtelif ortopedik sakatlıklarla haftayı devirdim, kendimle gurur duyuyorum. Ne yazık ki kişisel görüşme programım, Elif Şafak'ın kendini yumuşak g'ye, Türkiye'de kadın yazar olmayı ise bir 'gül bahçesine' benzettiği konuşmaları kaçırmama yol açtı ancak duyduklarım bu satırları yazarken bile beni güldürüyor ve haliyle bu, gayet hoş bir durum (allah iyiliğini versin kablinden,) öyle ki şu anda kendimi aç parantez - iki nokta üst üste kombinasyonuna benzetiyor, böyle klişe olduğum, daha romantik bir noktalama işareti kombinasyonuna 'benzemediğim' için tanrılara veryansın ederek şiş alnımı taşlara vuruyorum.
Neyse... Fuar ile ilgili özetler, Küçük Prens'in seyahatleri sırasında rastladığı her şeyi sayan adamın kuru beyanlarına benziyor; şu kadar telif satıldı, şu kadar yayıncı geldi, şu kadar dile çevrildi vs.'ler havada uçuşuyor, kitapların yarattığı etkiden bahseden olmuyor; kitaplar, adeta dart okları gibi başka dillerde yayımlanmak üzere havaya savruluyor, herkes alkışlıyor, aynı kişiler çalıp aynıları oynuyor, ancak hayrete mahal yok, nihayetinde devran böyle dönüyor. Umarım fuar sayesinde farklı diyarlara uzanan kitaplar okurlarını bulur; umarım yazarlar, gelecekte, tuhaf demeçleriyle değil, eserleriyle kendi kulvarlarını oluşturur; başka bir temennide bulunmak mümkün değil.
Fuarla ilgili en kapsamlı özet için Koltukname'nin sayfalarına bağlantı verelim; EgoistOkur'u ve Cem Erciyes'in değerlendirmelerini de atlamayalım. Altını çizmem gerek ki Radikal'in şu haberi olmasaydı Kültür Bakanı ve gazetecilerin Hakkasan'da yedikleri yemekte en çok ördeği beğendiklerini bilmeyecek, gerekli bakımı yapmayarak Adalet Ağaoğlu'nun asansörde kalmasına neden olan İngiliz teknisyenlerin utanca gark olduklarını ve bir söyleşiye gelen 13 kişiden kaçının İngiliz, kaçının Türk olduğunu öğrenemeyecektik ve o zaman, allah muhafaza, sakin hayatlarımızı gamlı bir r, kifayetsiz bir ü harfi gibi, bükülmüş bir boyun, başımızın üzerinde kara bulutlarla sürdürecektik.
Bu yazı, kanımca, burada biter.
Aşağıda Londra'dan bir görüntü: The Langham Oteli.
Orada kaldım ve sabah akşam ördek yedim diye böbürleneceğimi sanıp korktuysanız bu blog yazarını henüz tanımamış, tanıyamamışsınız sevgili blog okuru, elbette öyle bir durum söz konusu değil, Oscar Wilde ve Arthur Conan Doyle'un buluşma noktası olması dolayısıyla The Langham'ın bu yazının sonunda yer almasını, zihinlerde kalan imgelerin Hakkasan'da yenen ördekler değil, kıymeti kendinden menkul iki dev yazarın, Wilde ile Doyle'un muhabbeti olmasını uygun gördüm; ne de olsa, burası Londra.
Tekrar merhaba.
16 Kasım 2012 Cuma
Fuar
Bu cuma n-n-n-n'lar yok - bizler gün boyu Tüyap'ta kurulumla meşgul olacağız. Onun yerine Kitap Fuarı için kısa 'ayakta kalma ve tadını çıkarma' listesi hazırladık, buyrun:
1. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı, 17-25 Kasım arası, sabah saat 10'dan akşam 8'e değin açık. Rahat rahat gezmek, kalabalıktan uzak durmak isteyenler için hafta içi akşam saatleri ideal. Evet kitapçılar iyidir, ama fuar size yeni çıkanlar ve çok satanlar ötesinde, geniş ufuklar sunar; unutmayın! Tepebaşı nostaljisini bir kenara bırakın ve kitaplar uğruna yola çıkın! (Hafta içi akşam 7 ile 8 arası en güzel dolaşma vakti kanımca.)
2. Beylikdüzü ve civarında yaşamayanlar, uzaktan gelenler için altın tavsiye, trafiğe kurban gitmemek için toplu taşımadan faydalanmak gerektiği. Planlı davranırsanız fuara ulaşım sanıldığı kadar zor değil; ne de olsa bizler hafta içi hafta sonu demeden aynı sınavdan geçiyoruz ve başarıyoruz, trafikten ve metrobüs kalabalığından ürkenlerin ziyaret saatleri konusunda hassas davranmaları yeterli. Ücretsiz servisler listesi burada, üstelik bu yıl metrobüs ile kapıya kadar gelmek de mümkün.
3. Fuara gelmeden internette veya kitapçılarda dolaşın, ilgilendiğiniz kitapları ve ilgili yayınevlerini listeleyin. Liste tamamsa fuara geldiğinizde girişte bir kroki edinin, standları elinizle koymuşsunuz gibi bulacaksınız. Ya da buraya bakın; stand bilgilerine sahip değilseniz vakit kaybetmeniz olası. Kalan zamanınızı böylelikle yeni keşiflere ayırabilirsiniz.
4. Fuarın güzelliği pek çok kitabı inceleme, sayfalarını karıştırma, fikir edinme fırsatı sağlaması aslında. Kitapları tetkik etmekten çekinmeyin. Kitap karıştırmak güzeldir! (Bunu yazmak zorundayım; son iki senedir Tüyap'a gelen kalabalıkların kitaplara uzanmaktan çekindiğini görüp şaşakalıyorum. Kitabı kapağıyla yargılamayın şeklinde düz bir biçimde çevrilecek bir deyiş vardır ya hani, sanki tersi söz konusu - kapak bir yana, kitabın içidir mühim olan, fikir edinmek için karıştırmak gerekir.)
5. Standların çoğunda yayınevi çalışanları ile karşılaşacaksınız. Fuar, bizlerin de okurlarla yüz yüze gelmesi açısından önemli bir fırsat. Konuşun, soru sorun, tanışın, irtibata geçin. E-posta atmaktan daha direkt, daha insancıl bir metot.
6. Malum, civarda yaşamayanlar, özellikle Anadolu yakasından gelenler için yol uzun - pratik bir tavsiye aç gelmemek ya da yiyecek konusunda tedarikli olmak yolunda.
7. İmza günlerini, söyleşileri ve etkinlikleri tetkik edin ve ona göre yola çıkın, sonra kaçırdıklarınıza hayıflanmayın. İmza günleri için bu bağlantıyı inceleyebilirsiniz.
8. İşte bu kadar. Keyfini çıkarın!
Bizler fuar boyunca kendi standımızda olacağız, blog takipçilerini bilhassa bekliyoruz. Bazı küçük sürprizler için gün içinde bizi buradan takip etmeyi de unutmayın. Salon 2, 207A'dayız - geçen sene olduğu gibi.
Şimdi bizleri belki biraz yorucu ama çok keyifli geçecek bir on gün bekliyor... Umarım karşılaşırız.
Görüşmek dileğiyle!
(Görsel This is Colossal'dan ama burası, tahmin edeceğiniz üzere, İstanbul Modern.)
17 Ekim 2012 Çarşamba
Suret!
İki günlük bir gecikmenin ardından buradayım. Frankfurt Kitap Fuarı'nda tabanlar tepildi ama Almanya'nın buruk soğuğuna pabuç bırakılmadı, müsterih olalım. Hayat devam ediyor, yaşadığımız üzere...
Doludizgin geçen beş gün nasıl özetlenir? Mümkün olduğundan emin değilim sevgili blog okuru. Bizim neler peşinde olduğumuzu önümüzdeki günlerde göreceksiniz nasıl olsa... Genel eğilimlerden başlayıp panoramaya bir bakalım:
1. Gri ve grinin 'tını'ları - Şaşırtıcı mı? Asla. Geçen senenin en büyük fenomeni Grinin Elli Tonu olunca, tınıların yankılanması kaçınılmaz. Yıl erotik edebiyatın yılı, sevgili okur. Ticarisinden edebisine, büyüğünden küçüğüne yayıncılık sektörünün tüm aktörleri kolları sıvamış, yeni erotik kitapları eski ancak kadri bilinmemiş olanlarla birlikte grinin rüzgarına kaptırmaya koyulmuş. Aylardır klasiklerin erotikleştirilmesinden tutun sadomazoşist yemek kitaplarına kadar türlü yansımadan bahsettim durdum, fuara hakim olmaması beklenemezdi zaten. Buraya nasıl sirayet eder, onu zaman içinde göreceğiz. Unutmayalım, neydi meşhur çağdaş zamanlar mottosu: Her şey suretinin suretinin sureti.*
2. Hoşça kal vampir/zombi/melek vs. - Vampir/zombi/melek ve muadilleri öldüler demeyeceğim, çünkü mevzu bahis kitapsa ölümden ziyade küllerden doğumdur geçerli olan eninde sonunda. Ama bu varlıkların önceki senelerdeki gibi dört bir yanımızı sarmayacağı muhakkak. Bu cenahta ibreler fantastik canlılardan uzaklaşıp yeniden insanlara kayarak ütopik/distopik unsurlu yakın gelecek romanlarına, anti kahramanlara ve transgresyonel kurguya dönmüş görünüyor.
3. Tekno-gerilim - Bu da oldu sevgili okur, roman öldü mü, kaldı mı, her şey elektronik mi oldu vs. derken elektronik iletşim cihazları romanlara sızıverdi. Artık yaptığım görüşmelerde, incelediğim kataloglarda gördüklerimin sayısını şaşırmış haldeyim. Şu şekilde de özetlenebilir: 10 sene sonra kullanacağınız elektronik cihazı hayal edin, hayal kısmı tamamsa şimdi de seneye bunların başrolü oynadığı gerilim romanları okuduğunuzu (veya okumayı reddetiğinizi) hayal edin, tamamsa, olmuştur. Simulacra tam teşebbüs iş başında, birinci maddeye dönerek tekrarlayalım öyleyse, her şey suretinin suretinin suretinin suretinin...
Ticari olarak nitelenen kitaplarla edebi kitaplar arasında keskin bir ayrım olduğunu belirtmeme gerek yok sanıyorum. Ticarideki eğilimler, global anlamda popüler kültürün ne yöne kayacağına dair güçlü sinyaller veriyor, o açıdan incelenmeleri enteresan elbette. Her neyse, bu yıl Yeni Zelanda'nın yılıydı ama ben şimdiden seneye onur konuğu olacak Brezilya'yı düşünüp heyecanlanıyorum. Güney Amerika'dan çok kuvvetli sesler yükseliyor sevgili okur ve Allahtan, ne onları ne de edebiyatı üç maddeye sığdırıp özetlememiz söz konusu değil. Ne mutlu bizlere.
(* Dövüş Kulübü. Aşağıda David Fincher imzalı uyarlamadan küçük bir klip, 90'ların fenomeni olan kitap için bağlantı vermeye gerek duymuyorum.)
Doludizgin geçen beş gün nasıl özetlenir? Mümkün olduğundan emin değilim sevgili blog okuru. Bizim neler peşinde olduğumuzu önümüzdeki günlerde göreceksiniz nasıl olsa... Genel eğilimlerden başlayıp panoramaya bir bakalım:
1. Gri ve grinin 'tını'ları - Şaşırtıcı mı? Asla. Geçen senenin en büyük fenomeni Grinin Elli Tonu olunca, tınıların yankılanması kaçınılmaz. Yıl erotik edebiyatın yılı, sevgili okur. Ticarisinden edebisine, büyüğünden küçüğüne yayıncılık sektörünün tüm aktörleri kolları sıvamış, yeni erotik kitapları eski ancak kadri bilinmemiş olanlarla birlikte grinin rüzgarına kaptırmaya koyulmuş. Aylardır klasiklerin erotikleştirilmesinden tutun sadomazoşist yemek kitaplarına kadar türlü yansımadan bahsettim durdum, fuara hakim olmaması beklenemezdi zaten. Buraya nasıl sirayet eder, onu zaman içinde göreceğiz. Unutmayalım, neydi meşhur çağdaş zamanlar mottosu: Her şey suretinin suretinin sureti.*
2. Hoşça kal vampir/zombi/melek vs. - Vampir/zombi/melek ve muadilleri öldüler demeyeceğim, çünkü mevzu bahis kitapsa ölümden ziyade küllerden doğumdur geçerli olan eninde sonunda. Ama bu varlıkların önceki senelerdeki gibi dört bir yanımızı sarmayacağı muhakkak. Bu cenahta ibreler fantastik canlılardan uzaklaşıp yeniden insanlara kayarak ütopik/distopik unsurlu yakın gelecek romanlarına, anti kahramanlara ve transgresyonel kurguya dönmüş görünüyor.
3. Tekno-gerilim - Bu da oldu sevgili okur, roman öldü mü, kaldı mı, her şey elektronik mi oldu vs. derken elektronik iletşim cihazları romanlara sızıverdi. Artık yaptığım görüşmelerde, incelediğim kataloglarda gördüklerimin sayısını şaşırmış haldeyim. Şu şekilde de özetlenebilir: 10 sene sonra kullanacağınız elektronik cihazı hayal edin, hayal kısmı tamamsa şimdi de seneye bunların başrolü oynadığı gerilim romanları okuduğunuzu (veya okumayı reddetiğinizi) hayal edin, tamamsa, olmuştur. Simulacra tam teşebbüs iş başında, birinci maddeye dönerek tekrarlayalım öyleyse, her şey suretinin suretinin suretinin suretinin...
Ticari olarak nitelenen kitaplarla edebi kitaplar arasında keskin bir ayrım olduğunu belirtmeme gerek yok sanıyorum. Ticarideki eğilimler, global anlamda popüler kültürün ne yöne kayacağına dair güçlü sinyaller veriyor, o açıdan incelenmeleri enteresan elbette. Her neyse, bu yıl Yeni Zelanda'nın yılıydı ama ben şimdiden seneye onur konuğu olacak Brezilya'yı düşünüp heyecanlanıyorum. Güney Amerika'dan çok kuvvetli sesler yükseliyor sevgili okur ve Allahtan, ne onları ne de edebiyatı üç maddeye sığdırıp özetlememiz söz konusu değil. Ne mutlu bizlere.
(* Dövüş Kulübü. Aşağıda David Fincher imzalı uyarlamadan küçük bir klip, 90'ların fenomeni olan kitap için bağlantı vermeye gerek duymuyorum.)
8 Kasım 2010 Pazartesi
Teşekkürler...
Tüyap Kitap Fuarı'na gelerek ya da bizi uzaktan takip ederek destekleyen tüm okurlara teşekkür ederiz. Fuara ilk defa katıldık ve kitaplarımızın okurlarıyla yüz yüze gelme şansı bulduk, şimdi çalışmaya ve yeni kitaplar hazırlamaya devam...
Siz de bizi izlemeye devam edin!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











.jpg)




