25 Haziran 2010 Cuma

Neon orman


Pub’dan çıktığımda bulanık neon tabeladan başka bi şey seçemiyordum. Buz gibi bi hava vardı dışarda, şaka etmiyorum, ışığı takip edip konser salonuna girdik. Doğru bara yollandık. Iggy’nin çalmaya başladığını duymamıza rağmen bikaç içki daha içtik. Ben yırtık tişörtümü parçalayıp çıkardım, Mitch formika masanın üzerine biraz Morningside speed, yani kokain koydu.


Sonra birden bi şey değişti. Mitch bana parayla ilgili tam olarak anlayamadığım bir şey söyledi, fakat sesinde gocunmuşluk fark ettim. Sözcükleri yuvarlayarak ağız dalaşına girdik, sonra yumruklaşmaya başladık. İlk yumruğu kimin attığını hatırlamıyorum. Birbirimizin canını yakamayacak kadar sarhoştuk. Fakat geri çekildiğimde göğsüme ve masanın üzerine burnumdan kan boşaldığını fark ettim. Mitch’i saçından kavrayıp kafasını duvara çarpmaya çalıştım, ama ellerim fazlasıyla uyuşuk ve ağırdı. Biri beni çekip bardan dışarı attı. Ayağa kalkıp tıka basa terli bedenlerle dolu salona girdim, insanları iterek öne doğru ilerlemeye çalıştım.
Herifin teki bana bi kafa koydu, fakat geri çekilerek darbenin hızını kestim neyse ki, oralı bile olmadan öne doğru ilerlemeye devam ettim. Sonra sahnenin önünde deli gibi havaya sıçramaya başladım, Iggy’nin birkaç adım önünde.

“Neon Forest” parçasını çalıyorlardı. Biri sırtıma bi tane yapıştırdı “Kafayı yemişsin sen bu arada adamım,” dedi. Kıvır kıvır, pogo yapan bi lastik yığını gibi havaya sıçramayı sürdürdüm.

Iggy Pop dosdoğru bana bakarak, parçanın ‘Amerika Ruhani Savunma İçin Uyuşturucu Alır’ dizesini söyledi. Ama ‘Amerika’ sözcüğünü ‘İskoçya’ olarak değiştirdi ve tek bi cümleyle bizi herkesten daha iyi tanımladı…

Aziz Vitus dansıma son verip ona şaşkın bi hayranlıkla bakakaldım.

Gözlerini başkasına çevirmişti.

(Trainspotting; Irvine Welsh; çeviren: Avi Pardo.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme