29 Şubat 2012 Çarşamba

Temiz!

Henry Miller'ın uzun yıllar yasaklarla boğuşmuş klasiği Yengeç Dönencesi'ni hazırlamakta olduğumuzu duyurmuştuk; zamanı geliyor artık, roman, ilk olarak Paris'te, Anais Nin'in Otto Rank'ten aldığı maddi destek sayesinde basılmış, Amerika'da müstehcenlik suçlamalarından beraat ettiğinde sene: 1964. Avi Pardo çevirisiyle yeni edisyon yolda, Anais Nin şöyle yazmış ilk baskının önsözünde: "Karşımızda, eğer böylesi bir şey mümkünse, temel gerçekliklere karşı iştahımızı yenileyen bir kitap var. (Kitaba) hakim olan duygunun öfke olduğu söylenebilir - öfke ile dopdolu. Aynı zamanda ölçüsüzlük, delice sevinç, enerji, haz ve zaman zaman hezeyan da var."

Görselde, Nigel Poor'un Amerika Yasaklı Kitaplar Haftası kapsamında sergilediği 'Yıkanmış Kitaplar' başlıklı işten bir kesit - Poor, seçtiği 9 yasaklı kitabı yıkadıktan sonra 'temiz' ancak okunmaz halde sergiye sunmuş. Yukarıda ve aşağıda: Lolita, 'temizlendikten' sonra.


28 Şubat 2012 Salı

Masa

Geçtiğimiz hafta yine oldukça hareketli geçti ve cuma günü, bir ttnet azizliği sayesinde yazım siber uzayın derinliklerinde bir yerlerde kayboldu gitti, dünkü sirk muhabbetinden fırsat bulup söyleyemedim. Bu arada, Harry Potter ile satış rekorları kıran J.K. Rowling, yetişkinler için bir seri yazmakta olduğunu beyan etti; David Foster Wallace, eğer yaşıyor olsaydı 21 Şubat'ta 50.ci yaşını dolduracaktı (pek çok anma yazısı yayımlandı bu vesileyle, benim kişisel bir garezim var yaşamayan yazarların ardından XYZ 100 Yaşında! başlıklı haberlere, o ayrı), Whitney Houston'ın öldüğü hafta sanatçı ile ilgili 13 e-kitap satışa çıktı, Ed Falco'nun (bu şahıs, Sopranos dizisinden anımsayacağınız Edie Falco'nun amcası oluyormuş) Godfather film senaryolarını esas alarak yazdığı Corleone Ailesi isimli kitap, Paramount tarafından çıkmadan bloke edildi... Bizim sulara dönecek olursak uzun zamandır beklenen kimi kitaplar yayımlandı ki bunlardan biri, Bolano klasiği 2666 - es geçmeyin derim. Tuhaftır, takvim bahara döndükçe zaman kış yavaşlığından sıyrılıp bir ivme kazanıyor sanki, tempo yüksek. Biz neler ile meşgul olduğumuzu duyuracağız duyurmasına ama -güzel haberler bizim tarafta- önce bir soru soralım: Editörün masası üzerinde günlük Hipodrom bülteni, Ömer Hayyam ve William Blake kitapları bulunması, bu şahsın ne üzerinde çalıştığına delalettir? İşte haftanın sorusu, tam da bu... Cevabı çok yakında, sevgili blog okurları ama siz de hayal gücünüzü çalıştırmaktan çekinmeyin. Görselde, David Hockney imzalı, Masa. İyi haftalar dileklerimizle...

27 Şubat 2012 Pazartesi

Sirk!

Oscar ödülleri, dün gece yapılan törenle sahiplerini buldu, sevgili okuyucu; günlerdir haberlere konu olan ödüller, yine sirk çağrışımlı bir törenle dağıtıldı. (Kim ne giymiş? İşte bütün mesele bu, anladığım kadarıyla.) İki dalda aday olan Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın eli boş dönerken Woody Allen, Paris'te Geceyarısı ile En İyi Özgün Senaryo ödülünü kaptı. Aday olan filmlerin pek çoğu ülkemizde vizyona girmeye 'layık' görülmediğinden (kalite hiçbir şeydir, gişe her şey, unutmamak gerek, ölçüt bu), malum kanalları takip edip izlemediğiniz sürece karanlıkta kalmaya mahkumsunuz, o ayrı konu. Öte yandan efsane mi değil mi bilinmez, ancak bir pop şarkıcısının bu sene ödüllerin çoğunu alan The Artist adlı filme girdiği ve beğenmeyip çıkarak parasını geri aldığı konulu haberler dolanıyor - ne diyelim, doğruysa, parayı ödeyen gişe memuruna 'tüketici' haklarına yeni bir boyut kazandırdığı için madalya takmak gerek. Her neyse, ne diyorduk, Woody Allen'ın En İyi Özgün Senaryo dalında Oscar'ı aldığını söylüyorduk - ustanın Eğrisi Doğrusu adlı kitabındaki Yirmili Yıllardan Bir Anı ile Yan Etkiler'den Kugelmass Olayı'nı bir okuyun, Paris'te Geceyarısı'nın 1970'lerde yazılmış bu kısa metinler ile beslenip beslenmediğine sizler karar verin. Eski bir yazıda pasajlar vermişiz; buyrun, Yirmili Yıllardan Bir Anı ve Kugelmass Olayı.

Allen, yılın en iyi filminin A Seperation olduğunu düşündüğünü ve ödül töreni ve türevi organizasyonlara katılmaktan hoşlanmadığını belirtmiş bu arada, ne diyelim, Allen'ın kırmızı halıda poz vermeye ihtiyacı yok, orası kesin.
Güneşli pazartesiler dileriz.

(Resimde genç Woody, genç Charlotte Rampling ile yan yana.)

23 Şubat 2012 Perşembe

Seç

Birinden bahsederken 'içe dönük' dediğimizde genelde olumsuz bir şey söylemeye çalışmaz mıyız? 'İçe dönük, içine kapanık' kimselere yönelik bir araştırma inceleme kitabı yayımlandı geçenlerde, adı, 'Quiet, The Power of the Introvert' - kitabı henüz incelemiş değilim, ancak hemen hemen bütün büyük yayın organlarında yazar ile söyleşiler yayımlandı, oradan takip ediyorum; Susan Cain, tüm yaratıcı zihinlerin -bazı istisnalar hariç- içine kapanık olarak tanımlanan insanlar arasından çıktığını ve yaratıcılık ile içe dönük olma durumu arasında bir bağ olduğunu savunuyor. Savlarının temellerini bilmediğimden katılmam ya da katılmamam mümkün değil, ama 90'ların ortasından beridir sosyal ortam ibrelerinin içe dönük değil de dışa dönük, hatta mümkün olduğunca bağırgan kimselere doğru çevrildiğini düşündüğümden kitap hakkında yazılanları nedense tuhaf bir keyifle okudum. Cain, eleştirilere de hedef olmuş kitap üzerinden ancak detayına girmek gereksiz kaçacak; onun yerine, son günlerde ilgiyle okuduğum bir başka kitaptan bahsetmek, içe dönük bir noktadan yola çıkıp dışa açılan bir projenin ortaya koyduğu mozaikten bahsetmek isterim. Miranda July'ın It Chooses You adlı kitabına Robinson Cruseo'da rastladım; kitap mı beni seçti, ben mi onu seçtim emin değilim, ancak uzun zamandır bu kadar ilginç bir 'şey'e rastlamamıştım... Miranda July, Future filminin senaryosunu yazmaya çalıştığı ve tıkandığı, hayatının da pek iç açıcı olmayan bir evresinde bulunduğu sırada Penny Saver adlı yayından ilham alarak acayip bir projeye girişiyor. Penny Saver, ikinci el eşya satışına yönelik ilanlar içeren bir yayın; July, burada rastladığı ilanlar üzerinden temasa geçtiği insanların evlerine gitmiş, her biriyle satışa çıkardıkları obje ve biçilmiş fiyatı üzerinden başlıklandırılmış bölümler altında (örn. Deri Ceket, 10 USD) söyleşiler gerçekleştirmiş, fotoğraflar çekmiş. Tuhaf bir atmosferi var kitabın; kurgulanmamış bir projenin bu denli şiirsel bir sonuç ortaya koyması epey şaşırtıcı... July, kitaptan ilham alarak bir de dükkan açmış ve satışları dolayısıyla söyleşilere kapı açan objeleri satışa çıkarmış. Hatırlarsanız Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi'ni yazmadan önce birtakım objeler derlemişti ve bu kitap, sonradan açılacak aynı adlı müzeye bir rehber niteliği de taşıyordu; müze henüz açılmadığı için objeler, gazete haberlerinde gösterilenler ile kaldı, ancak ileri tarihlerde faaliyete geçeceği söyleniyor. July'ın kitabı, yaşam sıkıntısından mustarip olanlar için birebir - kişi bağırgan olsun ya da olmasın, çağdaş zamanlar belli bir yalnızlığı da beraberinde getiriyor ve July'ın kitabı, alışveriş teması üzerinden çok canlı bir damar yakalamış. Penny Saver, yalnızca matbu olarak yayımlanan bir dergi; dolayısıyla July, buraya ilan verenlerin bilgisayar kullanmayan ve bu nedenle 'soyunun tükenmesine ramak kalmış' bir güruh olduğu kanaatinde; bu, tartışılır elbette, ancak söyleşilerin, satışa çıkan objelerin ve bu esnada kurulan dialogların belgesel niteliği oldukça derin.

Yukarıda yine Kusama'nın nokta obsesyonlu işlerinden biri; aşağıda kitabın görseli ve satılan objelerden bazıları:





22 Şubat 2012 Çarşamba

Zaman

Burada kitaplardan sıkça bahsediyoruz biliyorsunuz, kitaplarda olan bitenden çok içinden geçen mevzulara değinmeye, oradan serbest çağrışımla yol almaya bakıyoruz; hem kitap bize ihtiyaç duymadan kendi öyküsünü kendi anlattığından, hem de kitap anlatmayı pek sevmediğimizden. Burada içinden geçen mevzulardan yola çıkarak Hafiyenin El Kitabı ile ilgili pek çok yazı yazdık; kitapta 12 Kasım'ın takvimlerden, dolayısıyla hayattan çalınması ile ilgili bir bahis var; detayına girecek değilim, ancak hayat kurgudan ilham almış gibi saçmalamakta ısrarlı olur ya bazen, Samoa'da benzer bir olay yaşanmış, haber biraz eski olsa da aktarmadan edemiyorum: Samoalılar, geçen yıl 30 Aralık günü saatlerini 24 saat ileri alarak takvimden bir gün düşmüşler. Neden olmasın aslında, saati, takvimi, düzeni kuran, yine insanın kendisi değil mi? Bu davranış elbette ki zamanı ters köşeye yatırma kaygısından kaynaklanmıyor, haberi okuduğumuzda öğreniyoruz ki daha fazla ticaret yapabilme umuduyla saatlerini ABD'ye göre ayarlayan Samoa sakinleri, ticari ilişkileri giderek artan Yeni Zelanda halkı ile 'aynı günü yaşayabilmek' istediklerinden böyle radikal bir girişimde bulunmuşlar ve böylelikle 2011'e dünyada son giren ülkelerden olan Samoa ve Tokelau, 2012'ye ilk girenlerden olma şerefine erişmişler. Kimi günleri hiç yaşamamış olmayı dilediğim oluyor sevgili okur, ama böylesi bir şeyin gerçekleşmesini, hem de ticari kaygılar doğrultusunda vuku bulmasını hayal etmekte dahi güçlük çekiyor, yöre sakinlerine akıl fikir dilemeden edemiyorum.

Yukarıdaki görsel, Yayoi Kusama'ya ait; zamanınıza sahip çıkmanız temennilerimle; unutmayın, o, size ait...

21 Şubat 2012 Salı

Odun

Geçtiğimiz günler oldukça sarsıntılı geçti ey blog okuru - geriye dönüp bakınca en güzel heyecanı, başımı geçen hafta geceyarısı sularında masamdan kaldırıp pencereden dışarıya baktığım ve hayatımda gördüğüm en büyük kar tanelerini -parça demek daha doğru- gördüğümde yaşadım diyorum. Her neyse, hayat böyle ufak tefek ve hoş sürprizlerden ibaret değil elbette, can sıkıntısı, heyecan ile kardeş olmakta. Can sıkıntısı minvalinden gidersek aynı gece, tahminen 1974'ten beri eline kitap almamış bir TV personasını birtakım gençler ile kitapların geleceği temalı bir sohbet içinde ancak kitaplardan çok mobilyadan, marangozundan, raflarından falan bahsederken buldum. Söylenenler burada aktarılamaycak denli boş olduğundan bu hadiseyi atladım ve fakat Leanne Shapton'un tahta kitaplarıyla karşılaşınca bu saçma sohbeti anmadan edemedim. Kitaplardan kurtulmak isteyen cenahın genelde kitaplarla fazla haşır neşir olmayan tipler oldukları dikkatinizi çekti mi bilmiyorum; ancak bünyenin de bir doyma noktası var, e-kitap iyi, güzel, buna bir diyecek yok ama IKEA artık Billy marka kitaplık üretmeyeceğine göre iPad'lerimizle mutlu mesut yaşayabiliriz tayfasına nereye kadar sabır gösterilebilir, işte ondan emin değilim. Her neyse, mobilyalarını kitaplarından çok seven güruh, belki Leanne Shapton'un tahta kitaplarına birer dekoratif obje olarak değer verir; diğerleri için ise bu objelerin referans aldıkları kitapları anımsatmamıza gerek yoktur sanıyorum. Shapton'un sitesi burada; ve evet, aşağıdaki kitaplar, tahtadan yapılma. Yukarıdaki görsel, yine Paul Klee.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Uyarlama

Geçen hafta, Sabah Kitap eki, Oscar adayı edebiyat uyarlamaları konulu bir dosya hazırlamış - Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın da yer alıyor dosyada ve yazar Elif Tanrıyar, kitabın mutlaka okunması gerektiğini, filmin 'eli yüzü düzgün bir yapım olmasına karşın, romanın içerdiği anlamları gerekli düzeyde yansıtmadığını,' belirtiyor. Yönetmen Stephen Daldry, 9/11 temalı filmlerin artmasını temenni ettiğini açıklamış Berlinale esnasında - Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın bir 9/11 romanından fazlası değil mi? Okuduğum eleştirilerden birinde ana karakter Oscar'ın otizm hastası olduğu iddia ediliyordu örneğin, film nasıl böyle bir tablo çizmiş, izleyicilerin böylesi kanılar geliştirmesine nasıl neden olmuş, onu anlamak güç. Bakınız'da da filme yönelik olumsuz bir eleştiriyle karşılaştım; bu, her kitabın sinema uyarlaması yetersiz olacak demek değil elbette, örneğin yine Bakınız sayesinde Boris Vian'ın efsanevi romanı Günlerin Köpüğü'nün beyazperdeye uyarlandığını ve yönetmenin Michel Gondry olduğunu öğrendim ve -tüm şüpheciliğim bir yana- filmi şimdiden sabırsızlıkla beklemeye başladım; geçen hafta rüya temalı pek çok yazı yazdık burada, rüya demişken Gondry'den ve The Science of Sleep'ten bahsetmediğimi de bu vesileyle fark edip kendimi ayıplamış oldum. Günlerin Köpüğü'nün IMDB'de yer alan künyesinde Chloé rolünde Audrey Tautou'nun yer alması dahi bu güzel haberi gölgelemiyor; bu vesile ile öğrenmiş oluyorum ki kitap daha evvel Charles Belmont (1968) sonrasında ise Japon yönetmen Go Riju (2001) tarafından sinemaya uyarlanmış; Gondry, dili itibariyle özel bir yönetmen, Vian'ın 2 günde yazdığı söylenen bu müthiş romanı nasıl yorumlayacağını merakla bekliyoruz. Hollywood senaristlerinin tükenme noktasında olduklarına, o yüzden sinemanın son yıllarda edebiyata bu denli bel bağlandığına dair iddialar atılıyor ortaya, bu hususta en son okuduğum yazı 'Bazen kitaplar raflarda kalsa daha iyi olur,' diye sonlanıyor - ne yazık ki kimi zaman bu temenniyi paylaşmamak mümkün değil. Öte yandan, biliyorsunuz, bir kısım insan, ilerleyen teknolojiden cesaret alarak akıllara ziyan biçimde kitaplarını atmak, raflarından kurtulmak ve böylece elektronik ufuklara yelken açmak derdinde; artık kitaplar raflarda mı kalmalı, yoksa Kindle ekranlarında mı, o da ayrı bir tartışma konusu. Sabah Kitap, Woody Allen'ın Paris'te Geceyarısı filmine ayrıca dikkat çekmiş; film, Eğrisi Doğrusu adlı kitapta yer alan bir kısa öyküyü temel alıyor, film vesilesi ile bir şeyler okuma arzusu duyarsanız, bizler de Eğrisi Doğrusu'nu öneririz.

İyi haftalar!

(Görsel, Paul Klee'ye ait: Vergesslicher Engel.)

17 Şubat 2012 Cuma

Şemsiye

“Ne diyorsam hepsi doğru,” dedi bana, “ve gördüklerinin hepsi senin kadar gerçek.” (Hafiyenin El Kitabı, Jedediah Berry. Çeviren: Algan Sezgintüredi.)

Görsellerde, Alexandre Pachiaudi ve Gaëtan Kohler imzalı bir yerleştirmeden kareler. Hafiyenin El Kitabı için playlist,burada. Aman şemsiyenize dikkat edin!