3 Eylül 2012 Pazartesi

Sürü



Şairin de dediği gibi, yaz geçer sevgili blog okuru, yaz geçer. Her şey geçer ya, neyse, orasını şimdilik kurcalamayalım ama eylül de toparlanıp gidecek bu gidişle, yine çok sevdiğimiz bir diğer şairin öngördüğü üzere. 

Blog kısa bir ara verip soluklanırken Nobel bahisleri açıldı, yaz miskinliği yerini sonbahar koşturmacalarına ve yaz kitapları yerlerini merakla beklenen 'hit'lere bırakmaya başladı. Devinim, iyidir; hit meselesi tartışmaya açık oysa ki. Bu yılın global anlamda en çok konuşulan kitabı Fifty Shades of Grey oldu örneğin; bütün kadınların delice bu kitaba sardırmasına dair haberler mi dersiniz, klasiklerin sadomazoşist öğelerle yeniden 'zenginleştirilmesi' mi, yoksa muhafazakarların kitabın nüshalarını yakacaklarını duyurmaları mı; yok yok. Okumayan Marquis de Sade sanacak; öyle bir kakafoni sarmış durumda ortalığı; oysa klasik bir pembe dizi metnini smslerle destekleyip ucundan kıyısından sadomazo mizansenlerle süsleyince buyrun size Fifty Shades of Grey, ne eksik ne fazla; kopan fırtınaya anlam vermek mümkün değil. Popüler olanın bir cazibesi var elbette; onu yadsıma niyetinde değilim ama şu vahşi tüketim çağında çakma bir sadomazoşizm sosuyla hazırlanmış bu berbat 'yemeği' sindirmenin önemli olduğunu, bu kitabın yarattığı rüzgarın nereden estiğine kafa yormak gerektiğini düşünüyorum. 


Bu bağlamda bir diğer haber; zamanında yayıncısı tarafından sansüre uğrayan Dorian Gray'in Portresi, bu defa sansürsüz olarak yeniden yayımlanacakmış, ki bu, sanıyorum Fifty Shades'den hareketle yaşanan girişimler söz konusu olduğunda sevinçli bir haber. Ben bu yazıyı yazarken bir yerlerde birtakım hayalet yazarlar klasikleri yeniden 'pazarlanabilir' kılacak sakil seks sahneleri kaleme almaktalar; sürüler çobanları önderliğinde yürüyüşlerine devam ediyor ve bizler, bir yerlerde durmuş olan biteni anlamaya çalışıyoruz. Klasik edebiyatta cinselliğin şiddetine dair merak duygusu içinde olanlara naçizane tavsiyem naylonu, sabun köpüklerini bir yana bırakıp Everest'in çok güzel bir iş yaparak yeni edisyonlarla yayımladığı Çehov serisinden Küçük Köpekli Kadın'a bir göz atmanız - sevişme sonrasında karpuz yiyen bir erkek ancak ama ancak bu kadar dehşetli anlatılabilir; zincire, kırbaca hacet yok... Neyse, sürüler çobanlarını izleyedursun, sizin kitaplarınız güzel olsun. İyi haftalar!

5 yorum:

  1. Görsel blog yazarının kişisel arşivinden; kitap otomatı, bir gece vakti, Ulusoy otobüs terminali, Alibeyköy.

    YanıtlaSil
  2. Haziran 2012'de Alibeyköy terminalindeydim ben de, görmemiştim bu kitap otomatı denen şeyi. Dorian Gray'in Portresi'nin sansürsüz hali ilgili kitap okurlarını heyecana boğacak türden bir haber. Türkiye'deki yayıncısı kim olacak acaba? Morrisey bu konu hakkında ne diyecek? (Belki de demiştir bile)

    YanıtlaSil
  3. Güne tekrar sizinle başlamak tarifsiz:)

    YanıtlaSil