12 Mayıs 2010 Çarşamba

Raydan çıkma halleri - Nick Cave ile Bunny Munro'ya dair


Bunny Munro'nun Ölümü'nü Eylül ayında İngiltere lansmanı ile eşzamanlı olarak yayınladık, hatırlarsanız. Yazar ile yaptığımız söyleşinin bir kısmı Habertürk gazetesinde, tamamı ise artık yayın hayatını sürdürmeyen Roll dergisinin edebiyat özel sayısında yer aldı. Bunny Munro'nun Ölümü, Cave'in önceki romanı Ve Eşek Meleği Gördü'den izler arayan okurları oldukça şaşırttı, yazarın ilerleyen zaman içerisinde nasıl dönüştüğünü görmek ve bir anlatıcı olarak kaygılarını tartmak açısından önemli bir metin olduğunu söyleyebiliriz. Aşağıda Cave'in Guardian ile yaptığı söyleşiyi bulacaksınız; Cave'in Siren söyleşisi ise önümüzdeki haftalarda yine blogumuzda yer alacak.


1.Bunny Munro’nun Ölümü sadece bir kitap değil, değil mi? Bir de sizin kendi sesinizden okuduğunuz sesli kitap versiyonu var. Bu kayıt için de müzik bestelediniz?


Evet. Warren Ellis’le beraber hazırladık sesli kitabı. Film müziklerinde de birlikte çalışıyoruz. Sesli kitapta katkısı tartışılmaz Warren’ın. Sesli kitaplara bayılırım; genelde başlangıçta ve sonda müzik olur bu tarz işlerde ama Bunny Munro’nun Ölümü için mega bir prodüksiyon yaptık. Halüsinasyona benzer bir şey yarattık, kulaklıkla dinlerseniz eğer… Ses yönlendirici oluyor, neredeyse fiziksel bir özellik kazanıyor. Mesela girişte Bunny’nin yatakta yattığı ve üzerine tavandan su damlayan bir sahne var, bu sesleri özel olarak yarattık, kulaklıkla dinlediğinizde o su sizin başınıza damlıyor gibi oluyor. Romana çok uydu, çünkü romanın psikadelik, neredeyse rüyamsı bir yanı var, bunu vurgulamamızı sağladı.

2. Bize biraz Bunny Munro’dan bahsedin… Bunny tamamen raydan çıkmış bir adam mı?

Özellikle erkeklerin tanıdıklarını hissedecekleri bir karakter yaratmaya çalıştım. Okuyan kadınlar da bu tip erkeklere aşina olduklarını söylüyorlar. Erkeklerin yakından tanıdıkları bir şeyi alıp biraz boyutlarıyla oynadım sadece.

3. Çok iyi bir adam değil Bunny. Alkolik ve seks bağımlısı bir karakter ve vajina takıntısı var. Kendini asmış haldeki karısına bakarken bile vajinasını düşünecek denli yoz – zihninin nasıl işlediğini buradan görebiliyoruz.

Bağımlı mı dediniz? Seks manyağı desek daha doğru. Bağımlı dediğimiz de sanki bir sorunu var ve bunun farkındaymış gibi geliyor kulağa. Öyle değil ama. Boktan şeyler yapıyor ama yine de sevilesi bir karakter olduğunu düşünüyorum Bunny’nin. Sempati değilse de anlayış duyulabilecek biri.

4. Bağımlılığa dair çok yerinde gözlemler var romanda. Ya da zihnin maddeyle bulanık olduğu zamanlara dair... Sizin de uyuşturucu etkisinde geçirdiğiniz dönemleriniz olduğunu biliyoruz, bunlar ne derece nüfuz etti anlatıya?

Uyuşturucu ile bazı tecrübelerim oldu. (Gülüşmeler) O kafayla babalık görevlerini yerine getirmenin nasıl bir şey olduğunu biliyorum diyelim. Uyuşturucu kullanmayalı çok zaman oldu ama bu işlerin nasıl olduğunu biliyorum ve kendi deneyimlerimden yararlandım yazarken.


5. Bu aynı zamanda bir baba-oğul öyküsü… Ya da aynı zamanda Bunny Junior’ın öyküsü – onun da sesi var kitapta. Ve çok dokunaklı…

Yapmayı denediğim şey Bunny’yi oğlunun gözlerinden göstermekti. Dokuz yaşındaki bir çocuk babasını nasıl görür? Bunny Junior babasını dünyanın en iyi babası olarak görüyor ama bizler okur olarak onun neler yaptığını biliyoruz. Bu noktada Bunny’ye biraz sempati de duyulabilir diye düşünüyorum. Kendi çocuklarımda da görüyorum bunu. Masumiyet çağındalar.

6. Bunny Junior babasının belden aşağı fıkralarına delicesine gülüyor, herkesten daha fazla…

O yaşlarda çocuklar nasıl olur bilirsiniz. Büyüklerin dünyasına katılmak isterler. Kendilerine açık olmayan bir dünyaya girmekten heyecan duyarlar.

7. Siz bu kitabı çocuklarınıza okutur musunuz?


Yo, hayır. Onlar için uygun değil. Ama çocuklar yetişkinlerin dünyasına katılmaya bayılırlar, orası öyle, deneyimlememeleri gereken bir şeyler yaşamaya bayılır çocuklar. Benim babam bana ben 11 yaşındayken yetişkinlere yönelik kitaplar okur ve okuturdu; Nabokov’un Lolita’sından pasajlar okuduğunu hatırlıyorum mesela. Uygunsuzdu belki ama babamın dünyasının bu açıdan bir parçası olmak benim için harikaydı da.


8. Kitabın sonunda aile kurumunu yerdiğinizi mi yoksa kurtuluş umudu olarak mı gördüğünüzü kestiremedim. Bu konudaki duruşunuz biraz muğlak bence romanda.

Bence ebeveyn olarak çocuklarımızın üzerindeki etkilerimizi abartıyoruz biraz. Çocuklar kendilerine özgüler çünkü. Toplum giderek boğuyor çocukları bu anlamda. Bunny Munro’yu babalık adına bir rol modeli olarak sunma meraklısı olduğumdan değil.

9. Siz anne babanızı sever miydiniz?

Evet, hem de çok. Babamla ilişkim ergenlik çağına adım attığımda gerildi tabii. Sonra o, ben 19 yaşına geldiğim zaman öldü – ama 11, 12 yaşıma değin kırsal bir yörede büyüdüm ben ve hayatımı çok seviyordum. Ondan sonra her şey yokuş aşağı gitmeye başladı. (Gülüşmeler) Babam Avustralya’da bir kasabanın lisesinin matematik ve İngilizce öğretmeniydi.

10. Çocukken neler okurdunuz onu merak ediyorum.

Edgar Rice Burroughs’un Tarzan kitaplarına bayılırdım.

11. Dindar mısınız?

Hayır. Ama şarkılarımda yıllar boyu öykülerini anlattığım karakterlerden oluşan bir kitlem var benim. Onlara yarattığım ortamda bir çeşit Tanrı mevcut. Bazen hiddetli bazen de şefkatli bir Tanrı. Bazen de yokluğuyla var olan bir Tanrı sadece. Kişisel olarak Tanrı’ya inanıyor muyum peki? Hayır, inanmıyorum.

12. Bunny Munro’nun en göze çarpan yanı hayal gücünden yoksun olması. Takıntılı olduğu kadınlar konusunda bile anatomilerinin belli bir bölgesine odaklanmak harici pek bir şey yapmıyor.

Evet, kendi de bunu itiraf ediyor zaten. Ben bunu garip bir biçimde cazip dahi buluyorum. Arzuları çok basit ve az gelişmiş.

13. Kylie’den epey bahsediyor kitap. İkinizin arasında bir tür şaka mı bu?

Keşke öyle olsaydı. Kylie’ye kitabı gönderdim ve ona bir özür mektubu yazdım Bunny Munro adına. Kylie’nin büyük bir hayranıyım. Alınmayacağını umuyorum.

14. Kitap yazmak şarkı yazmaktan daha mı zor?

Hayır, aksine. Kitap yazmak çok daha kolay. Şarkı yazmak benim için dehşetle dolu bir tecrübe. Kitabı yazarken kontrol sizde oluyor, oysa şarkının sizden bağımsız bir yaşamı var. Bir dize yazılsa bile müziğe döküldüğünde işlemeyebiliyor. Ama bir karakterin peşine takılıp gitmenin çok keyifli bir tarafı var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder