14 Ocak 2016 Perşembe

Ev


Bazen şarap alırdım ama tek bir oturuşu bile çıkaramadan bitiverirdi. Sırasıyla ekmek, marul, peynir, viski ve kahve biraz daha fazla giderdi. Ve bu beşinin dayandığı sürenin toplamından biraz daha uzun dayanan iki şey vardı: yağ ve soya sosu. Ama mesela kalemler ve çakmaklar, bireysel iradeleriyle mutlak özerkliklerini ilan etme derdindeki inatçı ergenler gibi bir var bir yoktu. Ev eşyalarına bel bağlamanın doğru olmadığını bilirdim; bir şeyin sessiz varlığına alıştığınız an, o şey ya kırılır ya da ortadan kaybolur. Çevremdeki insanlarla olan bağlarım da aynı geçicilik nitelikleriyle mimlenmiş durumdaydı: Onlar da ya kopar ya da ortadan kaybolurlardı. O dönemden bana sadece birtakım konuşmaların yankıları, zihnimde dönüp duran fikirler, bir de hoşuma giden ve ezberleyinceye dek tekrar tekrar okuduğum şiirler kaldı. Gerisi teferruat. O hayata dair anılarım daha kapsamlı olamaz zaten. 

Aslen yapı iskelelerinden, iskeletlerden, boş evlerden ibaretler.

(Valeria Luiselli, Kalabalıkta Yüzler. Çeviren: Seda Ersavcı. Okur yazara, yazı hayata, hayat kitaba dönüşür, hayat katman katman soyulabilir. Görselde: Tatar Beyi Sokak, Galata - Sevil Tunaboylu'ya ait işten kesit.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme