3 Aralık 2010 Cuma

Hayat


Geçtiğimiz hafta Woody Allen, 75.ci doğumgününü kutladı. 75 yıllık yaşamına pek çok şahane film, öykü, senaryo vb. sığdıran Allen, yakında Uzun Boylu Esmer Adam (You Will Meet a Tall Dark Stranger) ile vizyonda da olacak. Film hakkında konuşan Allen, son dönemde yaptığı işlerde yaşlı karakterlere daha geniş yer vermesiyle ilgili olarak (Stranger'da önemli rollerden birini Anthony Hopkins üstleniyor) -Vancouver Sun gazetesinin haberine göre- sorulan sorulara aşağıdaki gibi cevap vermiş.

Yakında 75 yaşında olacağım ve şimdiden tükendiğimi, bir ayağımın çukurda olduğunu hissediyorum. Bu hissi bertaraf etmek için ne olursa yaparım. Zihnim hep 30, 40 yıl daha genç olsaydım neler yapardım ile meşgul. Artık çok geç tabii. Geri dönüşsüz... Yaşlanmanın güzel bir tarafı yok. Kırışıyorsun, kuvvetten düşüyorsun, becerilerini yitiriyorsun, arkadaşların birer birer ölüyor. Odanın birinde oturup lapa yer hale geliyorsun. Bunun iyi bir yanı yok. Tam anlamıyla yok oluş. Geri dönüşsüz.

Yapabileceğin en iyi şey bunu düşünmemeye çalışmak tabii. E sen de sinemaya falan gidiyorsun, sonucu evrenin gidişatında herhangi bir rol oynamayacak anlamsız ilişkilere giriyorsun, Roger Federer'i izliyorsun... Onca spora ve sağlıklı beslenmeye rağmen yine de bir gün gelip seni alacak olan uzun boylu esmer yabancıyı düşünmemek için yapıyorsun tüm bunları.


Allen, bunları anlattıktan sonra kimsenin canını sıkmak istemediğini de ekliyor. Blog yazarınızın favorisi Annie Hall'dan bir dizeyle bağlansın ki kimsenin canı sıkılmasın:

"Sefalet, yalnızlık ve acı dolu hayat - ve çok çabuk sona eriyor."

1 Aralık 2010 Çarşamba

Kırbaç


Gelmiş geçmiş en sert kışlardan biriydi. Nehirlerden yükselen rüzgârlar kudurmuş gibiydi. Gökten yağan buz parçacıklarının uçları, zehirli oklar gibi saplanıp kalıyordu yerde. Yalnızca ocak ayındaki dört kar fırtınasının sonunda karlar donarak en az savaşlardaki kadar aşılmaz, korkunç gri barikatlara dönüşmüştü. Mezarlıklarda mezar taşları kar altına gömülmüş, yol kenarlarına park edilmiş arabalar çiğnenmeden yutulmuştu. Havanın böylesine aniden değişmesine dair süregiden tartışmalar çoktan bir kenara itilmiş ve yaşlılar ile evlerinde mahsur kalanlar için duyulan endişe ön plana çıkmıştı. Çocuklar haftalarca okula gidememişti. Teslimatlar durma noktasındaydı, uçaklara iniş izni verildiği günlerde dükkânlar tıklım tıklım dolup taşıyordu. Marketlerin önünde insanlar upuzun kuyruklar oluşturuyorlardı - her an patlamaya hazır, duruma ayak uydurmanın zorluğu karşısında homurdanarak. Kurnaz kamu kurumları, sivil toplum kuruluşlarını yardıma çağırıyorlardı; sıcak barınak, gönüllü ev tarama hizmetleri için. Soğuk tüm icatların anasıydı, mesajını kırbaçla veren intikamcı bir ana.

Joshua Ferris'ten Bilinmeyen, Hatice Taş çevirisiyle çok yakında, tüm kitapçılarda...

29 Kasım 2010 Pazartesi

Tilkiler!

Bir yılın sonuna yaklaşırken, durup soluklanma ve haftalık, aylık, yıllık, artık hangisi lazımsa o şekil bir özet yapma vakti. Yeni kitaplar da yolda, onları duyurma zamanı geldi sanıyorum.

Bu sayfalarda Etgar Keret'ten çok bahsettik, Keret de basında epey yer aldı. Keret ile ilgili bir küçük sürprizimiz daha olacak, ilerki günlerde yine bu sayfalardan takip edebileceksiniz. Basında Keret'e dair ne olup bittiğini anında görmek için twitter sayfamızdaki güncellemeleri kaçırmayın.

26 Kasım 2010 Cuma

Çekiç ve çivi


Geçtiğimiz hafta, Youtube'da en çok izlenen videolardan biri -Apple'ın en popüler iPhone uygulamalarından bir olan- Angry Birds üzerinden İsrail-Filistin barış görüşmelerini alaya alan bir parodi olmuş. Altındaki yorumlar, videonun kendisinden daha düşündürücü aslında, Mark Twain'in söylediği iddia edilen o meşhur sözü anımsatıyor: "Elinde çekiç olana, her şey çivi gibi gözükür." Etgar Keret'in Avustralya'da Radio National ile yaptığı söyleşiden bir pasajla devam edelim - söyleşinin bu kısmında Etgar Keret Gazze Blues'da yer alan ve bir kısmını bu blogda da okuyabileceğiniz Tuvia'nın Vuruluşu öyküsünden ve biraz da, çekiçlerle çivilerden bahsediyor.


Soru: “Tuvia’nın Vuruluşu” adlı öyküden söz edelim, ki bir köpeğe dair. Kendine “sadık bir köpeğin sınırları nedir?” sorusunu sorup öyküyü oradan mı geliştirdin?

24 Kasım 2010 Çarşamba

Ejderha



Ben rüyamda ejderhalar görürüm. Küçüklüğümde, eski şehrin altında bir ejderha yaşadığını söylemişlerdi bana. Ejderhayı, binaların çevresinde siyah bir duman gibi kıvrılarak dolaşan, kilerlerin arasındaki çatlakları dolduran, maddesiz ama hep var olan bir şey gibi hayal ettim. Ejderhayı böyle düşlemiştim, geçmişi de böyle değerlendiriyorum. Dumandan ibaret kara bir ejderha gibi. Gösteriye çıktığımda, ejderha tarafından yenmiş ve geçmişin parçası haline gelmiş oluyorum. Sahiden yedi yüz yaşındayım. Krallar gelip krallar gidiyor. Ordular geliyor; ya da dağılıp uzaklaşıyorlar ya da geride sadece yıkık binalar, dullar ve yetim çocuklar bırakarak geri gidiyorlar.

Ama heykeller kalıyor, duman ejderhalar da, geçmiş de.


(Neil Gaiman - Üç Harfli Kelime Aşk. Çeviren: Sıla Okur.)

22 Kasım 2010 Pazartesi

Yazı hariç



Bir öykü kaç farklı biçimde anlatılabilir? E-kitaptan iPad'e teknolojinin farklı kanalları üzerinden okuma tecrübesinin dönüştürülmesi tartışmaları süredursun, Her Şey Aydınlandı ile Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın'ın 1977 doğumlu yazarı Jonathan Safran Foer bambaşka bir projeyle çıktı karşımıza. Yeni bir kitap, Tree of Codes (Şifre Ağacı.) Kitabın ilginç yanı, Foer'in yeni metni olmasından öte aslında eski bir kitaptan 'yapılması.' Şifreli konuşuyor gibi miyim bilemiyorum, ancak anlatacağım kitap bugüne değin bildiklerimizden tamamen farklı, dolayısıyla doğru ifadeyi seçmek pek kolay değil. Foer, Şifre Ağacı'nı, tamamen Bruno Schulz'un Krokodil Sokağı isimli kitabındaki sözcüklerle üretmiş; şöyle ki Foer'in kitabı Bruno Schulz'un metnindeki sözcüklerden oluşuyor, tabii Foer dokunuşuyla. Foer, Schulz'un kitabını yer yer kesip yer yer kimi kelimeleri örterek Schulz'unkinden tamamen bağımsız olan kendi öyküsünü dökmüş sayfalara...

İşin bir de teknik tarafı var tabii. Bu proje için matbaa bulmak pek kolay olmamış, burada matbaa makinelerinin ayrıntılarına girecek değilim ancak sadece baskıya yönelik tekniklerin 'kasıtlı' kesikler karşısında geçerli olamayacağının altını çizelim, ötesini irdelemek işin meraklılarına kalsın. Sonuçta ortaya, Schulz'un kelimeleriyle anlatılan Foer'in öyküsü çıkmış. Kitap, aynı zamanda kendi başına tasarımsal bir obje haliyle. Bu özel kitap, önceki Foer kitapları kadar yüksek adetlerde baskı göremeyecek; 2011 yılının Ocak ayında piyasaya çıkacak olan kitabın satış fiyatı Amazon'a göre 40 USD ki bu da kitabın büyük kitlelere ulaşmasını engelleyecek bir faktör. İlginç olan fikrin kendisi; bu blogda da sık sık meylettiğimiz metinleri metinlere bağlama ya da bir metni diğerine sıçrama tahtası olarak algılama hadisesi Şifre Ağacı ile bire bir vuku bulmuş oluyor. Schulz'un Krokodil Sokağı önceki yıllarda Can tarafından yayımlanmış. Schulz'un metnin orijinalini Lehçe yazdığı ve Foer'in kendi öyküsünü Schulz'un İngilizce çeviri metni üzerinden anlattığı düşünülürse, dolaylama unsuru katlanıyor üstelik.

Şifre Ağacı çıkmadan önce benim kendi projem, Krokodil Sokağı'nı okurken Foer'in öyküsünü hayal etmeye çalışmak olacak.

Şifrelerle yüklü kitaplar pek çok elbette, onlardan birinden, Kara Kitap'tan bir alıntıyla bitirelim biz yazımızı: "Çünkü hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç. Yazı hariç. Evet tabii, tek teselli yazı hariç."


19 Kasım 2010 Cuma

Kitaptan güzel

Bu sayfalarda sık sık yer verdiğimiz ve çok sevdiğimiz Patti Smith, ünlü fotoğraf sanatçısı Robert Mapplethorpe ile geçirdiği NY'daki gençlik yıllarını konu alan anı kitabı Just Kids ile Ulusal Kitap Ödülü'ne (The National Book Award) layık görüldü. Ödülü alırken teknoloji ne denli ilerlerse ilerlesin kitabın yüz üstü bırakılmaması gerektiğini söyleyen Smith, maddi dünyada kitaptan güzel bir başka şey bulunmadığını da eklemiş. Ne diyordu Morrissey; Handsome Devil şarkısında, There is more to life than books you know, but not much more.

Just Kids, Patti Smith'in sadece gençliğinden değil, kitaplardan ve onu etkileyen yazarlardan da bahsederek anlattığı bir öykü; sanıyorum kısa süre içinde Türkçeye de aktarılacak (Domingo Yayınları). O zamana değin, tatilde olan blog okuyucularımıza Patti Smith'in blogundan birkaç öneri aktaralım biz de.

Okunacak: Roberto Bolano - 2666; Pier Paolo Pasolini - Öyküler.

Dinlenecek: Wooden Ships - Jefferson Airplane.

Tüketilecek: Kağıt bardakta espresso.

Öneriler Patti Smith'ten, biz sadece aracıyız, unutmayın. Resimde Robert Mapplethorpe ve Patti; sadece gençken.

Kahveniz, kitabınız, keyfiniz bol olsun.

17 Kasım 2010 Çarşamba

Özel bir gün

Otobüs duruyor, sürücü sana gülümsüyor, camlar ışıl ışıl, cebinde de bolca bozukluk var. Sol taraftaki tekli koltuklardan biri, en sevdiğin, üstüne adın yazılmış gibi, seni bekliyor. Otobüs kalkıyor, ışıklara yaklaşırken yeşil yanıyor ve yanında ay çekirdeği çitleyen adam, kabukları bir kesekağıdına dolduruyor.

Yaşlı biletçi, biletini istemiyor. Şapkasını eğip selam vererek çok hoş bir sesle iyi günler diliyor.

İyi de bir gün olacak. Çünkü senin doğum günün. Tazesin, güzelsin, önünde kocaman bir hayat var. Dört durak sonra kolu çekeceksin ve sürücü duracak, sadece senin için.

Otobüsten ineceksin, kimse sana omuz atmayacak ve sen inmeden kapı kapanmayacak. Otobüs hareket edecek, insanlar senin için sevinecek, çekirdek çitleyen adam, gözden yitene kadar sana el sallayacak, bir sebebi olmadan.

Sebebe gerek mi var? Bugün birinin doğum günü ve doğum günlerinde güzel şeyler olur. Sana doğru koşan yavru köpek, durup onu sevdiğinde kuyruk sallayacak.

Özel bir gün oldu mu, köpekler bile anlar.


(Etgar Keret; Üç Harfli Kelime: Aşk. Çeviren: Sıla Okur.)