8 Mayıs 2013 Çarşamba

Kök

"Tarzan gibi giyinirler, saçları Jane gibidir ve Çita gibi kokarlar."

Yukarıdaki cümle, tarih öncesinden kalma bir bulmaca kitabından (ben giderim o gider, yanımda tıntın eder?) alınmadı; ABD devlet başkanlarından Ronald Reagan 'hippi'leri zamanında bu şekilde tanımlamayı uygun görmüş, eh, ben de hippi ve hipster mevzusunu ucundan deşmeye niyetlendiğim bu yazıya Çita'yı google'layarak Tarzan'ın şempanzesi olduğunu öğrenmeme vesile olması dışında bir katkısı olmayan bu benzetmeyle başlamayı uygun gördüm.

Wikipedia'ya bakılırsa hippi ve hipster kelimeleri aynı kökten, İngilizce sözlüklerde 1900'lerin başlarında boy gösteren 'hip'ten geliyor; hip kelimesi, güncel İngilizce-Türkçe sözlüklerde 'modaya uygun, havalı' gibi karşılıklar bulsa da gerek hippiler, gerek de hipster'lar söz konusu olduğunda bu yaftayı yiyen bireylere karşı oldukça sağlam çalışan lobilerle de karşılaşıyoruz. (bkz. Ronald Reagan ve Tarzan benzetmesi) Öte yandan, müthiş bir romantizmle (genelde hippiler söz konusu olduğunda) bu terimleri kucaklayan, hippi bayrağını taşıdığını iddia edenlerin de sayısı küçümsenecek gibi değil. (bkz. Elif Şafak: "Valla ben basbayağı hippiydim. Tutkuyla, azimle, delice...) İki terim de orijinal olarak 1930'lu ve 40'lı yıllarda  yoğun olarak Amerikan caz ortamlarında ağza alınmaya başlanıyor ve caz meraklılarının, Afrikalı Amerikalıların ya da Beatnik'lerin hayata bakış açısını/yaşam biçimlerini paylaşan bireylere yönelik kullanılıyor - sonradan iki terimin de karşı-kültür mensuplarını kapsadığı, öne çıkan müzik ve sanat akımlarının takipçilerine yönelik kullanıldığı görülüyor, ancak zaman içinde, özellikle muhafazakar kesimlerin hedefindeki hippi'lere (Reagan'ın betimlemesinde de görüleceği üzere) olumsuz bir nitelik atfedilmeye başlanıyor - 60'lı yıllara gelindiğinde, hükümet politikalarını eleştiren, savaş karşıtı duruşları ile öne çıkan ve toplumun muhafazakar kesimlerince yaşam tarzları yüzünden lanetlenen hippiler, müzik ve sanattan ziyade uzun saçları, kolektif yaşamları ve uyuşturucuları benimsediklerine yönelik yaygın kanı ile ana akım tarafından marjinlere oturtuluyor. (bkz. Hippilerin Kraliçesi Perihan. Portresi, Ümit Bayazoğlu'nun kitabı Uzun İnce Yolcular'da yer alır. Ayrıca bkz. "Aklınca hür olarak yaşayacakmış. Ne biçim yaşayış, ne biçim anlayıştır.")

Hipster'ın serüveni daha tuhaf; 1940'ların argosunda hippi ile eş zamanlı olarak boy gösteren ancak kendi yoluna devam eden bu terim, zaman içinde unutulduktan sonra bu defa 1990'larda yeniden hortluyor ve önceleri caz akımını yakından takip edenleri, ardından 'kimsenin dinlemediği müzik, kimsenin bilmediği marjinal sanat ve moda akımlarını' destekleyen bireyleri tanımlarken bu defa belli bir giyim tarzı ve muhtelif tüketim nesneleri üzerinden geniş ve genellikle genç kitlelere yönelik kullanılmaya başlanıyor. (bkz. "Saç modeli çok önemli. Kimsenin aklına gelmeyecek şeyler denemelisiniz. Herkesin yaptığı şeyler size yakışmayacağı için yenilikler ve absürtlükler peşinde koşun.")

Hayat akıp giderken temel olan yegane ilke dönüşüm aslında... Neyin ne olduğuna karar vermek için ise gazetelerdeki listelerden daha fazlasına, bir kimlik sahibi olup içini doldurabilmek için romantik ya da alaycı ezberlerden ötesine ihtiyaç var. Ana akıma zıt, marjinal (ki bu kelime de son zamanlardaki kullanım biçimleri üzerinden acı sosyolojik gerçekler ortaya koyuyor) duruşların bir potada eritilerek bulamaç halini alması ise...

Eh, o tam da zamanımıza özgü, ancak 'hip' denemeyecek bir 'trend.'






(Yukarıdaki videoda, Jack Kerouac, ölümünden kısa süre önce ve aşırı alkol almış halde, Ateş Hattı adlı bir tartışma programında hippilere saydırıyor.)






Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme