29 Kasım 2011 Salı

Esir


Kaplan farklı bir kaplan olsaymış, ta başından beri avcı olsaymış eğer, köye çok daha evvel inermiş. Şehirde başlayan uzun yolculuğu onu ancak köyün sırtlarına kadar getirmiş; kendisi bile neden orada kalmayı seçtiğini bilmiyormuş. Şimdi düşündüğümde, rüzgârın ve yoğun kar yağışlarının onu engelleyemeyeceğini, bütün bir kış boyunca yola devam edip farklı bir kilisesi olan farklı bir köye, insanların batıl inançlarının çok daha zayıf olduğu ve daha gerçekçi bir çiftçinin onu vurup boş bir çuval gibi şöminesinin üzerine asabileceği bir yere gidebileceğini görüyorum. Ama dağ -eğri fidanlar ve zemini kaplayan ölü dalları, mağaralarla kaplı dik yüzü ve kışın getirdiği açlıkla şaşkına dönmüş, pervasız hayvanları ile- kendi içinde büyüyen yeni hisler ve aşağıdaki köyün hayal meyal tanıdık kokularıyla birleşerek kaplanı esir almış olmalı.

(Téa Obreht, Kaplanın Karısı. Çeviren: Merve Sevtap Ilgın.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder