17 Nisan 2009 Cuma




Sıfır: 1. Ondalık sayı sisteminde, kendisinin hiçbir değeri olmadığı halde solundaki sayıyı on defa büyüten sayının adı ve işareti. 2. Hiçbir değer ifade etmeyen şey.


Sıfır, kendi hayatını yaşamayı kabullenemeyen bir adamın öyküsü. Bildiğimiz dünyanın sonu. Tüm korkuların ve umutların toplamı. Çarkların arasına sıkışanların mottosu. Uykuyu hayata tercih edenlerin, etrafta dönen dolaplara aldırmayanların, bildiklerini hatırlamayı beceremeyenlerin, aldatırken aldananların ve sürekli aldatılanların, ekran karşısında uyuşarak teselli bulanların, çelişkilerle yaşayanların, sorgulamadan olan bitene alışanların hikayesi Sıfır.


Bu, Sizin Hayatınız.

TELEVİZYONUNUZU KAPATMAYI UNUTMAYINIZ!

2 Nisan 2009 Perşembe

WOODY ALLEN ve TÜYSÜZ

Woody Allen çağımızın en verimli ve çarpıcı kültürel figürlerinden biri. Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda Woody Allen, öncelikle yönettiği ve rol aldığı filmleri, caz müzisyenliği, entelektüel mizahı ve yine ilk basımları ülkemizde 1980’lerde yapılmış deneme ve öykülerinden oluşan kitapları ile tanınıyor. 1935 doğumlu bu müzmin New York’lunun son kitabı 2007 tarihli Sırf Anarşi, geçtiğimiz yıl Sıla Okur’un çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı. Son filmi Vicky, Cristina, Barcelona, Cannes Film Festivali’nin açılışında gösterildi ve büyük beğeni topladı. Mart ayında ise, Türkiye’de ilk baskısını 1989 yılında yapmış ve yıllardır satışta olmayan kült kitabı Tüysüz, Garo Kargıcı’nın özenli çevirisiyle piyasada olacak.

Tüysüz’ün klasik ve kültleşmiş bir Woody Allen kitabı olduğu tartışma götürmez. Empresyonistler Dişçi Olsaydı’dan Kısa ve Faydalı Bir Sivil İtaatsizlik Rehberi’ne, Allen’ın Not Defterlerinden Seçmeler’den Mensa Orospusu’na uzanan bu denemelerin her biri, sanatçının simgesi haline gelmiş olan zeki, nevrotik, alaycı mizahın aynası. Günümüz popüler kültür ikonlarından Jerry Seinfeld’den efsane yazar Philip Roth’a uzanan bir yelpazede kültürel üretimi etkilemiş olan bu çok yönlü sanatçının en keyifli metinlerini bir araya getiren Tüysüz’ün ülkemizde ilk defa Tanrı oyununu da kapsayan orijinal haliyle yayınlanacağını da belirtmeden geçmemeli.

İşte Tüysüz’den tadımlık alıntılar:

“Göze görünmeyen bir alemin varlığı tartışılmaz bir gerçektir. Asıl sorun oranın şehir merkezine olan uzaklığı ve kaça kadar açık olduğudur. Açıklanamayan olaylar daima vuku bulmaktadır. Biri hayaletler görür. Bir diğeri sesler duyar. Bir üçüncüsü ise uyandığında kendini at yarışlarında koşarken bulur. Kim evde yalnız başınayken ensesine buz gibi bir elin dokunduğunu hissetmemiştir ki? (Tanrıya şükürler olsun ki bana olmadı, ama bazı insanlara oluyor.) Bu deneyimlerin arkasında yatan nedir? Hatta önünde? Bazı insanların geleceği önceden gördüğü ya da hayaletlerle iletişime geçtiği doğru mu? Ve öldükten sonra hâlâ duş alabilmek mümkün mü?

… Şüpheci Sir Hugh Swiggles bulunduğu ilginç bir ruh çağırma seansını şöyle nakleder: “Ünlü medyum Madam Reynaud’un evine gittik. Masanın etrafına oturup el ele tutuşmamız söylendi. Bay Weeks kendini tutamayıp kıkırdayınca Madam Reynaud ruh çağırma tahtasını kafasına indirdi. Işıklar söndürüldü ve Madam Reynaud, Bayan Marple’ın operadayken sakalları tutuşup ölen kocasıyla temasa geçmeye çalıştı.

Aralarında aynen şu konuşmalar geçti:

BAYAN MARPLE: Ne görüyorsun?

MEDYUM: Mavi gözlü ve kafasına fırıldaklı şapka geçirmiş bir adam görüyorum.

BAYAN MARPLE: Kocam

MEDYUM: Adı… Robert. Yo… Richard…

BAYAN MARPLE: Quincy.

MEDYUM: Hah, evet! Quincy.

BAYAN MARPLE: Başka ne görüyorsun?

MEDYUM: Kafasında hiç saç yok ama kimse kel olduğunu fark etmesin diye başını genellikle yapraklarla örtüyor.

BAYAN MARPLE: Evet! Aynen öyle!

MEDYUM: Nedense elinde bir cisim var… Domuz filetosu.

BAYAN MARPLE: Evlilik yıldönümünde ona aldığım hediye bu! Konuşturabilir misiniz onu?

MEDYUM: Konuş, ruh. Konuş.

QUINCY: Claire, ben Quincy.

BAYAN MARPLE: Ay! Quincy! Quincy!

QUINCY: Izgarada tavuk pişirmek istersen kaç dakika kızartırsın?

BAYAN MARPLE: Bu ses! Bu, O!

MEDYUM: Herkes yoğunlaşmaya çalışsın.

BAYAN MARPLE: Quincy, sana iyi davranıyorlar mı?

QUINCY: Fena sayılmaz, yalnız giysilerin kuru temizleyiciden gelmesi dört gün sürüyor.

BAYAN MARPLE

E: Quincy, beni özlüyor musun?

QUINCY: Ha? Ah, tabii. Tabii ki, yavrum. Gitmem lazım…

MEDYUM: Onu kaybediyorum. Gidiyor…

Bu seansın sahtekarlığa karşı en katı testlerden bile başarıyla geçtiğini düşünüyorum, küçük bir ayrıntı dışında: Madam Reynaud’un elbisesinin altından çıkan fonograf.

Şüphesiz, seanslarda gerçekleşmiş bazı olaylar gerçektir. Sybil Seretsky’lerdeki meşhur vakayı kim hatırlamaz ki? Akvaryumundaki kırmızı balık, o günlerde kaybettiği yeğeninin çok sevdiği “I Got Rhythm” şarkısını söylemişti. Fakat ölülerin çoğu konuşma hususunda isteksiz olduklarından ve kem küm ederek ancak sadede gelebildiklerinden, onlarla bağlantıya geçmek müthiş zordur. Yazar havalanan bir masaya bilfiil şahit olmuştur. Harvard’dan Dr. Joshua Fleagle’ın katıldığı bir seansta ise masa yerden yükselmekle kalmayıp üst kata çıkıp uyumak için izin istemiştir.” (Psişik Olayların İncelenmesi)

“Sevmek mi yoksa sevilmek mi daha iyidir? Eğer kolesterolünüz altı yüzün üzerindeyse hiçbiri. Sevmek derken, kastettiğim tabii ki romantik aşk—erkek ile kadın arasındaki aşk yani; anne ve çocuğunun, çocuk ve köpeğinin ya da iki şef garsonun arasındaki değil… Sevilmek, kesinlikle beğenilmekten farklıdır çünkü biri uzaktan beğenilebilir ama gerçekten sevebilmek için o kişiyle aynı odada bulunmak ve çoğu zaman perdelerin arkasında çömeliyor olmak elzemdir.

“Sevinci aşkın bir dakika topu topu,” diye söylemiş ozan, “oysa aşk acısı geçmez ömür boyu.” (İlk Denemeler)

2 Mart 2009 Pazartesi

İlişkiler ve Havanın Halleri

Atmosferik Rahatsızlıklar, günün birinde karısının karısı değil de onun tıpatıp bir benzeri olduğundan yola çıkan bir komplo teorisine kapılan bir psikiyatrı konu alıyor. Gerçek karısının peşine düşen Dr. Leo, bir yandan da hastası Harvey gibi hava olaylarını yönlendirerek karanlık işler çeviren bir gruba karşı mücadele etmeye başlar ve şizofreninin sınırlarından Arjantin ovalarına değin uzanacak bir yola koyulur.

Hava durumu gibi belirleyici ve kontrol dışı bir olayı merkezine alan roman, özellikle rutinleşmiş ikili ilişkilere dair yürek burkucu unsurların altını çiziyor. Birini seviyor olmak onu gerçekten tanımayı, birine bağlı olmak onun elini kolunu bağlamayı beraberinde getirir mi gerçekten? İnsanlar değiştiğinde ilişkiler de değişmeli midir? Yakınlık kurulan, kişinin kendisi midir peki, yoksa o kişinin kim olduğuna dair bir fikir mi sadece? Ve aradan seneler geçtiğinde yatakta yanınızda uzanan, mutfakta tıkırtılar içinde yemek yapan, karşınızda gazete okuyan kişinin gerçekten kim olduğunu kim bilebilir?

Hayatın belirsizliği karşısında verilmiş o büyük sözler nasıl ayakta kalabilir?

“Belirsizlik ilkesi sadece fiziğin yetki alanı içinde değildir, o bütün eylemlerimizin tam ortasında, “gerçekliğin” tam ortasında yer alır. Bu sabit olmayan durum, bu sapma, bu genelleştirilmiş belirsizlik, bütün olguları, olayları yorumlarıyla birlikte meteorolojik olarak adlandıracağımız bir evreye götürüyor. Bu meteorolojik evre, doğadaki olayların, rüzgarların ve hava sıcaklığının doğal tahmin edilemezliğiyle ilgili olmayıp, kökeninde matematiğin ve enformasyonun mükemmelliğinin yattığı ikincil bir bulanıklık evresidir. Televizyondaki hava durumu programlarına bir bakalım. Sunucular bunu bir televizyon oyununa çevirmişlerdir. Bilimsel oyalama görevi gören uydu verilerine dayanılarak, sunucular ideal oyun arıyorlar: Olaylara fazla ters düşmeyen halkı memnun edici bir şey yani… Bu şekilde, hava durumu haberi tamamıyla pencereden gördüğünüz havayla ters düşüyor, ama simulasyon olarak bu enformasyon gerçektir, çünkü örnek bir senaryonun çeşitli verilerine dayanılarak belli bir sıraya göre verilmiştir… Bundan hava durumu bilgilerinin doğruluk derecesinin, bütünü içinde değerlendirildiğinde, normal bir önsezinin doğruluk derecesinden daha düşük olduğu ve bizim her gün gökyüzünün şiirsel belirsizliğine, meteorolojik söylemin keyfi belirsizliğini eklememiz gerektiği sonucu çıkıyor.”

(Tam Ekran; Jean Baudrillard. Yapı Kredi Yayınları, 2002. Çeviren – Bahadır Gülmez)

2 Şubat 2009 Pazartesi

ATMOSFERİK RAHATSIZLIKLAR

Psikiyatrlık yapan Dr. Leo Lieberstein’ın dünyası, beklenmedik bir anda temelinden sarsılır.

Bir şeyler değişmiş, tanıdığı insanlar yabancılaşmış ve yaşadığı hayat ona ait olmaktan çıkmıştır sanki. Eski bir hastasının sanrıları, dört bir yanını saran aldatmacalar ve karısının gizemli davranışlarından hareketle çıktığı gerçeklik arayışı, zihninin karmaşık coğrafyalarını keşfetmesini sağlayacaktır.

Rivka Galchen’in büyük ses getiren romanı Atmosferik Rahatsızlıklar, insan zihninin sınırsız yaratıcılığını, terapinin farklı açılımlarını ve gündelik hayatı delilikten ayıran o ince çizgiyi yoğun bir ironi ve çarpıcı bir anlatım eşliğinde inceliyor. The New York Times ve amazon.com’un “Yılın En İyileri” seçkilerine de giren Atmosferik Rahatsızlıklar; ilişkilere, yalnızlığa ve bizlerin hayatlarına dair söyleyecek çok sözü olan, pervasız ve sıradışı bir roman.

5 Aralık 2008 Cuma

Woody Allen ve yeni "mizah"

Tüketerek yaşıyoruz. Korkutucu aslında, ama kullan-at ekseninde dönüyor hayatlarımız. Kayboluyoruz. Kaybettiklerimizi aramayı aklımıza getirmeden, yenisini, iyisini, kolayını istiyoruz.

Eksilerek yaşıyoruz.

Woody Allen'ın Sırf Anarşi'si yazarın yirmi yıllık bir aradan sonra yazdığı denemeleri bir araya getirdiği bir kitap. Çok yönlü bir yazar Woody Allen; hem yönetmen, hem oyuncu, hem müzisyen, hem de komedyen. Kendi üzerinden yarattığı, New York'lu, entelektüel, nörotik erkek personasının ötesinde, filmlerinde de denemelerinde de toplumsal eleştirilerini ustaca ve zekice kurgulayan bir sanatçı.

Eksilmektense çoğalmayı; filmleri, denemeleri ve öyküleriyle kendi çıkış noktasına takılıp kalmaktansa daha rafine ve daha keskin mesajlar vermeyi seçmiş Allen. Maç Sayısı'nı ya da Cassandra'nın Rüyası'nı gördüyseniz, Aşk ve Ölüm'den ya da Annie Hall'dan bu yana sanatçının gelişimini takip etmiş, daha doğrusu bu gelişimle beraber sanatçının kaygılarını, dünyaya bakışını ve olaylara yaklaşım tercihlerinin değişim ve dönüşüm noktalarını değerlendirebilmişsinizdir. Allen'ın sık sık konu ettiği kadın erkek ilişkileri örneğin; Hannah ve Kızkardeşleri'nde mizah ve eleştirinin ardında ne denli naif ise, Maç Sayısı'nda o oranla yırtıcı ve ürkütücü yansır ekrana. Ülkemizde yakında vizyona girecek olan Vicky, Cristina, Barcelona'da absürde varan bir saçmalık perdesi ile eğlendirici bir yüzeyselliğin ardında derin bir varoluş sefaleti içinde insani erdemlere yönelik tamamen yıkılmış inançlar barınıyor.

Kısacası, Allen her ne kadar hayatlarımıza komediyle girmiş bir sanatçı olsa da, haliyle, komedisinin üzerine eleştirel gözünü yerleştirmeyi bilmiş, hayata yaklaşımını tek satırlık esprilere indirgememiştir. Ondan bunu beklemek de haksızlık olurdu.

Sırf Anarşi, Allen'ın son dönem filmlerindeki karanlık duruştan nasibini almış, esprili, eleştirel ve absürt deneme ve öykülerin derlendiği bir kitap. Kimileri daha önce New Yorker dergisinde yayınlanmış bu metinlerin.

Allen, 70 yaşını aştığı ve sınırsız tüketme iştahıyla yüklü bir toplum karşısında üretimine -iyi ki de- devam ettiği günlerde bu öyküler üzerinden mizah yapmanın yanı sıra çok keskin eleştiri okları atmayı da ihmal etmiyor. Tüketim mantığının yanı sıra, özellikle kültür-sanat ortamlarına, kolay yoldan zengin ya da ünlü olma peşindeki çapsız sömürücülere, yazarların ve aktörlerin hayat şartlarını belirleyen sektörel dinamiklere, insanların kendi yarattıkları komik ve ne yazık ki belirleyici hiyerarşilere, al-gülüm-ver-gülüm mantığıyla işleyen kraldan çok kralcı sanat çevrelerine; bir kitabı, bir duayı, ya da bir operayı kolay tüketilebilecek bir para makinesine dönüştürmekten gayri bir kaygısı olmayan modern dolandırıcılardan menkul kültürel üretim sektörlerine epey ağır bir biçimde girişiyor.

Sırf Anarşi'de Allen'ın eski dönemlerinden alışık olduğumuz kendiyle didişen insan tiplemelerindense "köpekbalıkları" arasında çırpınarak yüzen ve onların dengeleri kurdukları ortamlarda varoluş savaşı veren figürler var. Walt Disney karakterlerinden tutun, eBay üzerinden dua satanlara dek... Çünkü üretilenin değeri tüketildikçe düşüyor, çünkü birileri oyunun kurallarını hep değiştiriyor.

Sırf Anarşi zehir zemberek bir kitap. Recep İvedik beklemeyin.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Kaybolan

Kaybolan, okuru, tabiri caiz ise, ters köşeye yatıran bir roman.

Catherine O'Flynn, bu ilk romanıyla pek çok ödül aldığı gibi, prestijli Man Booker'a da aday gösterilmiş. Sade, yalın dilinin ve anlatısının gerisinde girift bir öykü gizleyen O'Flynn, Kaybolan ile modern hayatın karanlık koridorlarında yitip gitmiş tüm hayatlara dair bir şeyler söylüyor.

Catherine O’Flynn, İngiltere ve Amerika’da pek çok ödül alan ve büyük ilgi gören bu romanında, bir kayboluştan yola çıkarak bu olayın başka hayatlardaki yansımalarına uzanıyor ve aynayı bizlerin yaşamlarına, yaralarına, kayıplarına doğru tutuyor.

Kaybolan, yol ayrımları karşısında nereye gideceklerini bilemeyenlerin, kayıplarıyla yaşamayı bir türlü öğrenemeyenlerin, içinde yaşadığımız şu tuhaf ve karmaşık dünyada zaman zaman yolunu şaşırmadan edemeyenlerin hayata bambaşka gözlerle bakmasını sağlayacak, akıllardan kolay kolay silinmeyecek bir roman.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Woody Allen ve SIRF ANARŞİ

Woody Allen'ın yirmi yılı aşkın bir aranın ardından yayınladığı ilk kitap SIRF ANARŞİ, Sıla Okur'un özemli çevirisiyle ilk kez Türkçede.

Woody Allen, 2007 yılının son günlerinde çıkan ve neredeyse bir yıldır çoksatanlar listelerinde yer alan SIRF ANARŞİ’de, daha olgun bir duruşla, daha komik ve daha ilginç malzemelerle yeniden okurlarının karşısında. Woody Allen’ın Sırf Anarşi’si, seksten fiziğe, siyasetten felsefeye ve gündelik hayatın kahkahalarla güleceğiniz absürt detaylarına dokunan, eğlenceli ve entelektüel bir başyapıt.

Sırf Anarşi, zekayla ışıldayan mizahıyla biraz gülmeye ihtiyacı olanların, imparatorların yeni giysilerini fazla umursamayanların, dünyada olan bitenler karşısında bir adım geride duranların, düşüncelerinin sınırsızlığına hâkim olamayanların ve içi sıkılan tüm insanların başucu kitabı.