2 Nisan 2009 Perşembe

WOODY ALLEN ve TÜYSÜZ

Woody Allen çağımızın en verimli ve çarpıcı kültürel figürlerinden biri. Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda Woody Allen, öncelikle yönettiği ve rol aldığı filmleri, caz müzisyenliği, entelektüel mizahı ve yine ilk basımları ülkemizde 1980’lerde yapılmış deneme ve öykülerinden oluşan kitapları ile tanınıyor. 1935 doğumlu bu müzmin New York’lunun son kitabı 2007 tarihli Sırf Anarşi, geçtiğimiz yıl Sıla Okur’un çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı. Son filmi Vicky, Cristina, Barcelona, Cannes Film Festivali’nin açılışında gösterildi ve büyük beğeni topladı. Mart ayında ise, Türkiye’de ilk baskısını 1989 yılında yapmış ve yıllardır satışta olmayan kült kitabı Tüysüz, Garo Kargıcı’nın özenli çevirisiyle piyasada olacak.

Tüysüz’ün klasik ve kültleşmiş bir Woody Allen kitabı olduğu tartışma götürmez. Empresyonistler Dişçi Olsaydı’dan Kısa ve Faydalı Bir Sivil İtaatsizlik Rehberi’ne, Allen’ın Not Defterlerinden Seçmeler’den Mensa Orospusu’na uzanan bu denemelerin her biri, sanatçının simgesi haline gelmiş olan zeki, nevrotik, alaycı mizahın aynası. Günümüz popüler kültür ikonlarından Jerry Seinfeld’den efsane yazar Philip Roth’a uzanan bir yelpazede kültürel üretimi etkilemiş olan bu çok yönlü sanatçının en keyifli metinlerini bir araya getiren Tüysüz’ün ülkemizde ilk defa Tanrı oyununu da kapsayan orijinal haliyle yayınlanacağını da belirtmeden geçmemeli.

İşte Tüysüz’den tadımlık alıntılar:

“Göze görünmeyen bir alemin varlığı tartışılmaz bir gerçektir. Asıl sorun oranın şehir merkezine olan uzaklığı ve kaça kadar açık olduğudur. Açıklanamayan olaylar daima vuku bulmaktadır. Biri hayaletler görür. Bir diğeri sesler duyar. Bir üçüncüsü ise uyandığında kendini at yarışlarında koşarken bulur. Kim evde yalnız başınayken ensesine buz gibi bir elin dokunduğunu hissetmemiştir ki? (Tanrıya şükürler olsun ki bana olmadı, ama bazı insanlara oluyor.) Bu deneyimlerin arkasında yatan nedir? Hatta önünde? Bazı insanların geleceği önceden gördüğü ya da hayaletlerle iletişime geçtiği doğru mu? Ve öldükten sonra hâlâ duş alabilmek mümkün mü?

… Şüpheci Sir Hugh Swiggles bulunduğu ilginç bir ruh çağırma seansını şöyle nakleder: “Ünlü medyum Madam Reynaud’un evine gittik. Masanın etrafına oturup el ele tutuşmamız söylendi. Bay Weeks kendini tutamayıp kıkırdayınca Madam Reynaud ruh çağırma tahtasını kafasına indirdi. Işıklar söndürüldü ve Madam Reynaud, Bayan Marple’ın operadayken sakalları tutuşup ölen kocasıyla temasa geçmeye çalıştı.

Aralarında aynen şu konuşmalar geçti:

BAYAN MARPLE: Ne görüyorsun?

MEDYUM: Mavi gözlü ve kafasına fırıldaklı şapka geçirmiş bir adam görüyorum.

BAYAN MARPLE: Kocam

MEDYUM: Adı… Robert. Yo… Richard…

BAYAN MARPLE: Quincy.

MEDYUM: Hah, evet! Quincy.

BAYAN MARPLE: Başka ne görüyorsun?

MEDYUM: Kafasında hiç saç yok ama kimse kel olduğunu fark etmesin diye başını genellikle yapraklarla örtüyor.

BAYAN MARPLE: Evet! Aynen öyle!

MEDYUM: Nedense elinde bir cisim var… Domuz filetosu.

BAYAN MARPLE: Evlilik yıldönümünde ona aldığım hediye bu! Konuşturabilir misiniz onu?

MEDYUM: Konuş, ruh. Konuş.

QUINCY: Claire, ben Quincy.

BAYAN MARPLE: Ay! Quincy! Quincy!

QUINCY: Izgarada tavuk pişirmek istersen kaç dakika kızartırsın?

BAYAN MARPLE: Bu ses! Bu, O!

MEDYUM: Herkes yoğunlaşmaya çalışsın.

BAYAN MARPLE: Quincy, sana iyi davranıyorlar mı?

QUINCY: Fena sayılmaz, yalnız giysilerin kuru temizleyiciden gelmesi dört gün sürüyor.

BAYAN MARPLE

E: Quincy, beni özlüyor musun?

QUINCY: Ha? Ah, tabii. Tabii ki, yavrum. Gitmem lazım…

MEDYUM: Onu kaybediyorum. Gidiyor…

Bu seansın sahtekarlığa karşı en katı testlerden bile başarıyla geçtiğini düşünüyorum, küçük bir ayrıntı dışında: Madam Reynaud’un elbisesinin altından çıkan fonograf.

Şüphesiz, seanslarda gerçekleşmiş bazı olaylar gerçektir. Sybil Seretsky’lerdeki meşhur vakayı kim hatırlamaz ki? Akvaryumundaki kırmızı balık, o günlerde kaybettiği yeğeninin çok sevdiği “I Got Rhythm” şarkısını söylemişti. Fakat ölülerin çoğu konuşma hususunda isteksiz olduklarından ve kem küm ederek ancak sadede gelebildiklerinden, onlarla bağlantıya geçmek müthiş zordur. Yazar havalanan bir masaya bilfiil şahit olmuştur. Harvard’dan Dr. Joshua Fleagle’ın katıldığı bir seansta ise masa yerden yükselmekle kalmayıp üst kata çıkıp uyumak için izin istemiştir.” (Psişik Olayların İncelenmesi)

“Sevmek mi yoksa sevilmek mi daha iyidir? Eğer kolesterolünüz altı yüzün üzerindeyse hiçbiri. Sevmek derken, kastettiğim tabii ki romantik aşk—erkek ile kadın arasındaki aşk yani; anne ve çocuğunun, çocuk ve köpeğinin ya da iki şef garsonun arasındaki değil… Sevilmek, kesinlikle beğenilmekten farklıdır çünkü biri uzaktan beğenilebilir ama gerçekten sevebilmek için o kişiyle aynı odada bulunmak ve çoğu zaman perdelerin arkasında çömeliyor olmak elzemdir.

“Sevinci aşkın bir dakika topu topu,” diye söylemiş ozan, “oysa aşk acısı geçmez ömür boyu.” (İlk Denemeler)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme