12 Kasım 2014 Çarşamba

Yaşam


Hafta sonunda kalabalık bir yere çıkacak olduğunuzda, toplu taşımada balık istifi ayakta durmaya çalıştığınız sırada, trafiğin böğrüne saplandığınız otoyollarda, uğultulu avm koridorlarında, akıllı telefonunuzda parazit gibi akan Twitter ve diğer sosyal medya uygulamalarında ya da başınızı kaldırıp veya yere bakıp betonla, yine betonla karşılaştığınızda yabancılaşıp da kendinizi bir distopyanın içine düşmüş gibi hissetiğiniz, etrafınızdakileri mezardan yeni dışarı fırlamış zombiler gibi gördüğünüz oluyor mu? Diyelim zihniniz kargaşaya zemin tanımıyor ve böylesi ruh hallerine geçit vermiyor... O zaman meşum bir gecede dünyada sadece yaşayan ölülerin ve ölmeden yaşamaya çalışan birilerinin kaldığını ve mutlak bir yalnızlık içinde kendi safhınızda debelendiğinizi hayal edin.

Ne olurdu?

Bölge Bir. Bütün korkuların toplamı, uygarlığın bitimi. Ait olduğu karanlığa bakmaktan çekinmeyenler için bir tür çağdaş yaşam alegorisi.

Yaşam kisvesi altında salgın kol geziyor. Önleminizi alın.

(Görselde New York ve binaları kötülüklerden koruyan bekçileri.)


11 Kasım 2014 Salı

Korku



İnsanlar, tarih boyunca, farklı bölgelerde farklı kültürel sistemler kurmuş, farklı inanışlar geliştirerek yaşam mücadelelerini sürdürmüştür. Yeni Gine'deki inanış ve kültürel pratiklerin İskandinavya'dakilerden farklı olması, bu yüzdendir; bir köyden bir başkasına gittiğinizde karşılaştığınız adetlerin değişmesi de elbette... Her topluluk, hayatta kalma savaşı verirken kendi yorumlama sistemlerini geliştirir, kendi manevi barikatlarını inşa eder. Her insan, her kültür bir diğerinden bunca farklıyken, büyük şehirlerdeki yaşam alanları ve tercihleri neden bunca birbirine benzer? Her insan bir diğerine bunca benzerken peki, yalnızlık niçin hüküm sürer?

Kimi korkular evrenseldir ve genlere işlemiştir. Biliminsanları halen tartışsa da, farklı kültürlerin birleştiği yegane nokta, ölüm korkusunun evrenselliğidir. Onca ritüel, mitoloji, inanış ve söylence, insanın faniliğine tahammül edebilmesini sağlamak üzere gelişmiştir. Bugün, kendi ömrümüzün günün birince tükeneceği gerçeğiyle yüzleşmemek için farklı şeylerin tüketimine ölümüne saplanmış halde olduğumuz bu dünyada, alışveriş merkezleri en büyük unutuş mabedleridir. Televizyon ekranlarının karşısında beyin uyuşturmak, en çok tercih edilen eğlencelerdendir. Örnekler çeşitlendirilebilir.

Colson Whitehead, Bölge Bir'de, New York'ta başlayıp New York'ta biten bir tükeniş öyküsü anlatıyor. Yaşayan ölülere ve ölmeden yaşamaya çabalayanlara dair, tüm inançların boşa çıktığı, tüm tesellilerin bir kenara atıldığı, uygarlık yalanının pullarının döküldüğü bir düzlemde... Öyle bir düzlem ki o, insanlığı en çaresiz, en savunmasız olduğu noktada, ölüm korkusundan başka bir şeye sahip olamayacağı bir yerde betimliyor.

Barikatlar, eninde sonunda çökeceğine göre, korkularla yüzleşmenin zamanı gelmiş demektir.

Bölge Bir. Şimdi tüm kitapçılarda.

(Görselde Chrysler binasının 'koruyucalarından' biri, yaratanlarıyla birlikte yer alıyor.)

10 Kasım 2014 Pazartesi

Umut



Kapkara bir kitap hazırladık bu ay; Bölge Bir, şimdi raflarda ve bu romanda gökten yağmur değil, çöken uygarlığın külleri yağıyor.

Sokaklarında leşlerin, kopukların ve insan kalıntılarının dolandığı bir şehir... Colson Whitehead, Bölge Bir'de New York şehrini ve uygarlığın çöküşünü anlatıyor; görünen o ki küllerden yeniden doğmak, ancak söylencelerde mümkün oluyor. Whitehead, popüler kültürün sıklıkla ele aldığı bir senaryodan yola çıkarak medeniyet eleştirisine soyunuyor ve önümüze serdiği resim, en iyimser bünyeleri bile zorlayacak bir nitelik taşıyor. Medeniyetin, mülkiyetin ve kültür kapsamında inşa ettiğimiz tüm barikatların bir bir çöküşünü, yaşam denen hastalığın nihai safhasını ustalıkla betimliyor; Bölge Bir'in kahramanları, sağ kalma dürtüleri haricinde hiçbir şeye tutunmuyor ve yaşam, bu kapkara manzarada hiçbir umut barındırmıyor.

Soralım öyleyse: İnsan neyle yaşar?

Satırları aralarsanız toz ve dumanla karşılaşacağınız garanti.

"Umut en tehlikeli uyuşturucudur, sakın kullanma."*

(Bölge Bir, Colson Whitehead. Çeviren: Algan Sezgintüredi. Görsel, Asmalımescit civarından.)


7 Kasım 2014 Cuma

N-n-n

Kitap ayracınızı nasıl tercih edersiniz? Ben şahsen ayraç olarak kullanılacak her şeyi 'ayraçlaştırmaktan,' kendi ayracımı kendim yapmaktan yanayım ama tıpkı eski zamanların peçete koleksiyonculuğu gibi, şimdi de -Tüyap sayesinde ayraç çılgınlığının boyutlarını gözlemleme fırsatı bulduğum- ayraç koleksiyonculuğu diye bir şey var... Bu ve bu, onlar için gelsin, ayraçlara doymayanlar ise Tüyap Kitap Fuarı'na bizzat gelsin, gelmişken de kitap karıştırmayı ihmal etmesin.

Fuar demişken, dün duyurduk, bugün tekrar söyleyelim, Salon 2, 207A'dayız, bize uğrayın!

Tenenbaum Ailesi'nin kitapları. Burada. Arada Flavorwire'dan gelsin: Film icabı görünen, gerçekte var olmayan kitaplar. Son olarak Wes Anderson ve Moonrise Kingdom'ın kitapları ve Wes Anderson & Mark Mothersbaugh'dan Magic Kingdom eğlence parkı.

Fuar için ilham niyetine: Richard Wentworth'un tavandan sarkıttığı kitaplar. Üzerine, Louise Bourgeoise'nın havadan sarkıttıkları.

Harry Potter oteli. Ardından edebiyattan ziyade tipografi düşkünleri için, Paris'ten gelsin, Apostrophe Hotel. Son olarak, Stephen King'e The Shining (Cinnet) için ilham veren, dehşetengiz otel: The Stanley... Koridorlarında 'redrum,' 'teyanic' ya da 'kızıl şerbet' nidalarıyla gönlünüzce koşuşturmak, boş sayfalara 'All work and no play makes Jack a dull boy,' yazmak için ideal. Noktayı, Chelsea Otel ile koymak gerekir.

Bu hafta rastladım: Moskova metrosu yıkılıyor. Epey evvel burada ben de Moskova metrosunun duvar sanatlarından bahsetmişim.

Notları siyahın en siyahı ile kapatalım: Vanta siyahı?

Görselde Tenenbaum Ailesi'nden bir kare... İyi tatiller.







6 Kasım 2014 Perşembe

Fuar


Cumartesi gününden itibaren, fuara geldiğinize şükrettirecek indirimler ve fuara özel tasarladığımız, sınırlı adetteki, tekrarı olmayan sürprizlerle tam kadro olarak Tüyap'ta, her zamanki gibi Salon 2, 207 A'dayız, bekleriz!


5 Kasım 2014 Çarşamba

Kale




... Olağanüstü iyileştirici bir etkisi var düzeltmelerini yaptığım bütün bu felaketlerin. Tam bir bağışıklık durumu hayal edin, memnuniyet verici bir hayat, mikrobik bir ortamda güvenli bir yaşam. Hiçbir şey etkilemiyor beni; ne deprem, ne patlama, ne ayaklanma, ne açlık, ne savaş, ne devrim. Her türlü hastalığa, felakete, acıya ve sefalete karşı aşılıyım. Yıkılmaz bir kalenin içinde yaşıyorum sanki. (...)

(Yengeç Dönencesi, Henry Miller. Çeviren: Avi Pardo. Henry Miller, Paris'te bir gazetede düzeltmen olarak çalıştığı günlerden bahsediyor. Görselde Saat Hastanesi'nden bir kare; Doğubank İş Hanı.) 

4 Kasım 2014 Salı

Atmosfer




Bir öykünün geri planını üç boyutlu olarak göremiyor, zihin gözümle canlandıramıyorsam, o öykünün oluşmasını sağlayamam. Sevdiğim kitapları soracak olursanız -Russell Banks'in Kemik Kanunu ya da Anna Karenina- atmosferin, kitabın coğrafyasında yol almaya dair şeylerin, hatırımda kahramanları veya kitabın konusunu geride bıraktığını, benimle daha uzun süre kaldığını söyleyebilirim. - Karen Russell, Believer söyleşisi, Ekim 2014.

(Ekim ayının Agos Kitap/Kirk ekinde, Banu Yıldıran Genç imzalı bir Timsah Park yazısı yer alıyor. Genç, hemen hemen tüm kitap eklerinde yer alan incelemelerden farklı olarak, kitabın atmosferine değinmiş ve Florida'nın On Bin Ada'sından bahsetmiş; bu coğrafyayı tanımanın, kahramanı Ava'yı anlamayı kolaylaştırdığını söylemiş. Görselde On Bin Ada coğrafyasından bir kesit, Banu Yıldıran Genç'in yazısına ise buradan ulaşabilirsiniz. Anna Karenina hakkında bir şey demeye gerek yok; Kemik Kanunu'nu şiddetle tavsiye ettiğimi ekleyeyim.)


3 Kasım 2014 Pazartesi

N-n-n

Notlar, kalınan yerden ya da bir yerlerden devam:

Dövmede edebiyat bağlamında çığır açan bir proje ya da iddiası öyle: Alice Harikalar Ülkesinde, baştan sona, beş bin gönüllünün bedenine işleniyor. Litograph'a ait olan proje, bu telifsiz eserin beş bin kişinin tenine nakşedilmesini sağlayacakmış fakat dövmeler kalıcı değil, belirtelim. Alice, daha ziyade John Tenniel imzalı benzersiz illüstrasyonlarıyla bugüne değin pek çok dövmeye esin vermiş bir metin; Yayoi Kusama'dan Salvador Dali'ye varan pek çok sanatçı, hikayeyi resimlemiş. Hikayenin yeni bir yorumu için Otomatik Alice'e; dövme demişken efsanevi Deri öyküsünün yer aldığı Senin Gibi Biri'ne uzanalım ve kapanışı, pek sevdiğim, 1903 tarihli Alice uyarlamasıyla yapıp 1915 bağlantısını da ekleyelim. Noktayı edebiyattan ilham alan dövmeler ile koyar gibi yapıp noktalama işaretlerinden ilham alan dövmelerle bitirelim. (Sonuncu görseldeki epey korkunç, peşinen uyarayım.) İlham dediğin, kolay alınan bir şey, nereden alacağınız size kalmış.

Thomas Pynchon'ın Simpsons'a çektiği ayar ya da Homer Simpson aşkı. Homer Simpson'la adaş bir roman kahramanı arıyorsanız buraya; Pynchon'ın Inherent Vice'ının beyazperde uyarlaması için buraya buyrun.

İllüstratörlerin seçtikleri silahlar. Ardından, suç mahalleri. Son olarak, kitap illüstrasyonlarının en güzelleri. Noktayı, kişisel favorilerimden Isidro Ferrer'in tasarımlarıyla koyayım derken sene sonunun yaklaştığını ve listelerin yakında etrafı sarmaya başlayacağını anımsadım... Tehlikenin farkında mısınız?

Görselde Andy Warhol, süpermarkette derin düşünceler içinde... Temsili açılımlarını sizlere bırakıyorum.

İyi haftalar.