12 Nisan 2012 Perşembe

Ses


Güvercin, onu küçümseyerek, "Hadi canım, sen de!" dedi. "Ben zamanında sürüyle küçük kız gördüm ama, bu kadar uzun boylusuna hiç rastlamadım. Yoo! Sen bal gibi yılansın, boşuna yalan söyleme! Herhalde şimdi de ömründe ağzına hiç yumurta koymadığını söyleyeceksin bana!"

"Tabii ki yumurta yedim," dedi Alice doğru sözlü bir çocuk olarak, "ama biliyorsunuz küçük kızlar da yılanlar kadar çok yumurta yerler."

"Söylediklerine inanmıyorum," dedi Güvercin, "ama gerçekten yiyorlarsa, onlar da bir çeşit yılandırlar bence."

(Lewis Carroll, Alice Harikalar Ülkesinde. Çeviren: Tomris Uyar. Kitap, Çin'in Hunan eyaletinde sakıncalı bulunarak yasaklanmış, hayvanların insanlar gibi konuşmasının, dolayısıyla insanlar ile aynı seviyede olmalarının kabul edilemez olduğu gerekçe gösterilmiş. Yukarıda Alice, delilerle birlikte çay içmekte; aşağıda ise kitapta bahis konusu olsa da 'konuşmayan' yegane canlı: köpek yavrusu. İllüstrasyonlar John Tenniel imzalı elbette.)

11 Nisan 2012 Çarşamba

Klasik


Kedi hem para sahibi hem de terbiyeli bir hayvan gibiydi. Biletçinin ilk bağrışında geri çekilmiş, eşikten inmiş ve durağa oturmuş, elindeki parayla bıyıklarını temizlemeye başlamıştı. Ama biletçi kadın zili çekip de tramvayı harekete geçirir geçirmez, kedi bir tramvaydan kovulan, ama yine de bir yere yetişmesi gereken herhangi biri gibi davrandı. Üç vagon geçtikten sonra en son vagonun arkasına sıçradı, patisini camdan çıkan bir boruya doladı ve yola koyuldu; böylece para vermekten de kurtulmuştu.

(Mihail Bulgakov, Üstat ile Margarita. Çeviren: Sabri Gürses. (Metin, bu çeviri ile ilk defa Rusçadan Türkçeye doğrudan aktarılmış.) Bulgakov, 1891-1940 yılları arasında Rusya'da yaşadı; 1920'lerin sonlarından itibaren sansüre maruz kaldı. Rusya, Üstat ile Margarita'yı yazarın ölümü üzerinden seneler geçtikten sonra, ancak 1966 yılında, bir dergide tefrika olarak ve sansürlü biçimde yayımlandığında okuma şansını elde etti. Bugün bu kitap, Rus edebiyatının en önemli çağdaş klasiklerinden biri sayılır.)

10 Nisan 2012 Salı

Beraberce


Yazar olarak işim, gördüklerimin resmini kelimelerle çekmektir. "Sadizm"den bahsediyorsam böyle bir şey var diyedir, uydurduğumdan değil, korkunç şeyler hakkında yazıyorsam bunlar yaşamlarımızda gerçekleştiğindendir. Kötülük savunucusu olduğumdan değil, kötülük kol gezdiğinden böyledir. Yazdığım şeyleri her zaman savunduğumu söyleyemem, bunlar yüzünden çamura batıracak da değilim kendimi. Yazdıklarıma savaş açanların neşe, sevgi veya umut besleyen kısımları görmezden gelmelerini tuhaf buluyorum, çünkü bunlar da mevcut. Günlerim, yıllarım, inişler ve çıkışlar ile geçti benim; karanlıkları da gördüm, aydınlıkları da. Sadece "ışıktan" bahsetseydim ve bunun diğer yüzünü kaale almasaydım, o zaman bir sanatçı olarak yalan söylüyor olurdum. Sansür, gerçeklikleri kendilerinden ve başkalarından gizlemek isteyenlerin aracıdır. Korkuları gerçeklerle yüzleşememekten kaynaklanır ve onlara bu nedenle kızgınlık besleyecek değilim. Sadece dehşetli bir üzüntü duyuyorum. Büyüdükleri sırada varlığımızın mutlak gerçeklerinin bazılarından korumuşlar kendilerini. Pek çok şeyin olduğu bir dünyada tek bir yana bakmaları gerektiğini bellemişler. Yerel bir kütüphanenin kitaplarımdan birine savaş açıp raflardan indirmesine üzülmedim. Bir anlamda birilerini sıkışıp kaldıkları noktalarda hareket etmeye zorlayan bir şeyler yazdım diye gurur bile duyuyorum. Ama bir başkasının kitabı sansürlendiğinde inciniyorum, evet, çünkü bahis konusu kitap çoğu zaman muhteşem olur ve onlardan pek fazla yoktur; zamanla bu kitaplar klasikleşiyor ve bir zamanlar ahlak dışı ve rahatsız edici bulunan bu kitaplar üniversitelerde okutulmaya başlanıyor.

Kitabım bunlardan demiyorum ama içinde yaşadığımız bu çağda, bu zamanlarda, yaşadığımız her an -ki çoğumuz için yaşanan son an olabilir bu- hâlâ aramızda küçük, öfkeli insanlar, cadı avcıları ve gerçeklik inkarcıları olduğunu bilmek, son derece onur kırıcı ve inanılmaz üzücü. Ancak onlar da bizimle beraberler, bütünün bir parçası onlar da ve eğer onlar hakkında hiçbir şey yazmadıysam, yazmam gerekir ve belki de, burada yazdıklarım yeterlidir.

Hep beraber iyileşmemiz umuduyla,

(Charles Bukowski'nin Hans van den Broek'e mektubundan kesit, sene 1985. Sıradan Delilik Öyküleri, Hollanda'da bir yerel kütüphane tarafından sakıncalı bulunurak raftan indirilmiş, van den Broek, yazardan bu konuda görüş istemiş. Hep beraber iyileşmemiz umuduyla.)

9 Nisan 2012 Pazartesi

Yasak


S: Körlükten bahsetmek istiyorum

R: Buyrun

S: Önce görmekten bahsetmem lazım*

SALT Galata'da bir sergi haberiyle girelim haftaya: Tercüme Eden. Sergiyle aynı adı taşıyan kitap da belli noktalarda bulunabiliyor.

Bizler bahar hummasıyla çalıştığımız bugünlerde Henry Miller'ın Yengeç Dönencesi'ni yayıma hazırlıyoruz; kitap Fransa'da Otto Rank ve Anais Nin'in desteğiyle (bu arada Everest, Henry ve June'u yayımladı geçtiğimiz günlerde, belirtelim) Obelisk Yayınevi tarafından yayımlandıktan sonra uzun ve zorlu bir hukuk süreciyle karşılaşmış ABD'de - ülkeye sokulması yasaklandığı gibi otuz yılı aşan bir mücadelenin ardından ancak beraat ederek ABD topraklarına yasal olarak girebilmiş. Miller, çelişkileri seviyor, daha doğrusu yaşamı olduğu gibi ortaya koyarken çelişkileri de yaşama dair diğer her şey gibi kucaklamaktan çekinmiyor, dolayısıyla metin, müthiş bir yaşama arzusu ve dehşetli bir dünya sancısıyla beraberce titreyip şahlanıyor; böylesi bir okuma tecrübesinin zamanında otoriteleri huzursuz etmiş olması çok da hayret verici değil... Bu hafta burada yasaklı kitaplardan bahsedeceğiz bu vesileyle, ne yazık ki sayıca oldukça çoklar, o yüzden kendimizi belli başlı örneklerle sınırlandıracağız...

Üşürken terlediğimiz, bir neşelenip bir efkarlandığımız, kışlık kabuklarımızdan türlü sancıyla sıyrıldığımız çelişkilerle dolu bahar ve yılın en zalim aylarından nisan, yürürlükte şimdi. Akıl sağlığınıza sahip çıkmanız temennilerimizle!

(Alıntı: Anne Carson, Kırmızının Otobiyografisi. Çeviren: Aslı Biçen, Metis. Görselde, Richard Kammler'in Ulysses adlı işi.)

5 Nisan 2012 Perşembe

Müthiş!



Suya sabuna dokunmadan kendi dünyasını kuran öykü yazarlarından değil Keret, zorlamayı, yeni okumalar yapmayı, yok sayılanları metinlerine taşımayı seviyor. Küfür, onun öykülerinin önemli bir bileşeni, bütünlüğe uzanan kollardan biridir. O da bunu görerek yaşamın içindekileri yan yana getirir metinlerinde... Aslolan kurmacanın gerçekliğidir. Huzurlu, naif dünyalarda geçen öyküler arayanlar Keret'te umduğunu bulamayacaktır elbet. Çocuklar için düzenlenen bir doğum günü eğlencesinde şapkadan, ucundan kan damlayan kesik bir tavşan başı çıkaran kaç, kurmaca kahramanı, sihirbaz vardır?


(Alıntı, Mart ayı Kitap-lık dergisinde yer alan Şenay Eroğlu Aksoy yazısından geldi: Ortadoğu'nun Parlayan Yıldızı. Etgar Keret'in facebook sayfası oldukça şenlikli ve kendisi gayet aktif, oraya da bekleriz. Yukarıdaki görsel Joe Sorren'e ait, aşağıda Tatia Rosenthal imzalı Müthiş Yapıştırıcı yorumu, öykünün kendisi Gazze Blues'da bulunabilir.)


4 Nisan 2012 Çarşamba

Hayır


Zamanında, yani yirmi yıllık bir aranın ardından yazdığı ilk roman olan Bunny Munro'nun Ölümü'nü yayımladığımızda, burada Nick Cave'den epey bahsetmiştik. Bugün biraz eskilere uzanıp üstadın MTV'ye yazdığı mektuba yer veriyor, bir de küçük duyuru yapıyoruz: Nick Cave'in ilk romanı Ve Eşek Meleği Gördü, 6 45 tarafından geçtiğimiz aylarda yeniden yayımlandı, aklınızda olsun, raflarda.

Geçtiğimiz yıllar boyunca bana verdiğiniz destekten dolayı teşekkür ederek başlamak istiyorum sözlerime. En İyi Erkek Sanatçı dalında aday gösterildiğim için sizlere minnettarım.Son albümüm Murder Ballads'da yer alan P.J Harvey ve Kylie Minoque düetlerine yayın akışınızda yer vermekte olduğunuzun farkındayım ve bundan dolayı sevinçliyim. Tekrar, içtenlikle teşekkür ederim. Bunlarla beraber En İyi Erkek Sanatçı dalındaki adaylığımın iptal edilmesini ve önümüzdeki yıllarda ödül veya adaylıklar söz konusu olursa rekabete dayalı bu tür ödül törenlerinde yer almaktan keyif alan diğerlerinin tercih edilmesini talep ediyorum. Ben, bunlardan keyif almıyorum. Müziğimin her zaman için özgün ve münferit olduğu kanısındayım ve birtakım şeyleri belli ölçütlere indirgeyenlerin alanları dışında var olduğu inancındayım. Kimseyle rekabet etmiyorum. Esin perimle olan ilişkim en iyi ihtimalle hassastır ve hassasiyetine halel getirecek etkilerden onu korumak, benim görevimdir. O, bana şarkılar hediye eder ve ben de ona hak ettiği saygıyla karşılık veririm - onu yargı ve rekabet hakaretine maruz bırakmamak anlamına gelir bu. Bir at yarışı değil bu, esin perim de bir at değil; öyle olsaydı bile onu böylesi bir kağnıya koşmazdım - kopmuş kafalar ve ışıldayan ödüllerle dolu bir kağnı bu bahsettiğim. Esin perim ürkebilir! Fırlayıp kaçabilir! Beni sonsuza dek terk edebilir! O yüzden tekrarlıyorum MTV ekibi, son albümüme gösterdiğiniz heyecan ve sarf ettiğiniz efordan ötürü size minnettar olmakla beraber ki gerçekten öyleyim ve teşekkür ediyorum, tekrar teşekkür ediyorum ama hayır... Hayır, almayayım.

3 Nisan 2012 Salı

Dürtü


Soru: Okurlarınızdan aldığınız tepkilerden bahsedebilir misiniz bize biraz?


Öyle çok şey var ki. Çok hoşuma giden bir anıdan bahsedebilir miyim? Küçük bir oğlan çocuğundan geldi. Bana bir kart atmış, bir de resim çizmiş. Bayıldım. Çocuklardan gelen şeylere hep yanıt veririm -bazen biraz aceleye getirsem bile- ama bunu uzun uzun hazırladım. Bir 'Vahşi Şey' resmi de çizip gönderdim. "Sevgili Jim, gönderdiğin mektuba bayıldım," yazdım altına. Sonra annesinden bir mektup aldım. Şöyle diyordu: "Jim attığınız kartı o kadar çok sevdi ki sonunda onu yedi." Aldığım en büyük kompliman bu sanırım. Orijinal bir çizim olmasıyla falan ilgilenmemişti. Gördü, sevdi, yedi.


(Maurice Sendak, okurlarıyla arasındaki ilişkiden bahsediyor. Gülenay Börekçi, Dave Eggers'ın yorumu ile Vahşi Şeyler'in 'birbirimizle iletişim kurmanın yeni yollarını görmek' için bir fırsat olabileceğini söylemiş Egoist Okur'da... Biz sadece keyfinize bakın diyoruz. İçinizdeki vahşi şeye dürtme zamanıdır belki şimdi.)

2 Nisan 2012 Pazartesi

Olasılık


Borges, Don Quixote'nin Yazarı Pierre Menard adlı öyküde Cervantes'in cümlelerini yeniden ve birebir kağıda döken bir karakter kurgular. Ortaya çıkan metin görünürde Cervantes'inkiyle aynı olsa da bir başka zaman içinde, bir başkası tarafından yazılmıştır ve dolayısıyla anlamı bambaşkadır artık... Geçen hafta David Foster Wallace'ın ölümü ardından yayımlanan romanı (Solgun Kral) The Pale King'in yeni bir edisyonunun yayımlanacağı ve bu edisyonda daha evvel yayımlanandan farklı olarak kitapta 'yer almamış sahnelerin' bulunacağı açıklandı. DVD tanıtımı gibi biraz, değil mi? Solgun Kral, Wallace'ın tamamlanmamış romanının yazardan geride kalan manüskript ve notlar ışığında sert kapaklı bir edisyon olarak yayımlanmıştı; karton kapaklı yeni edisyon duyurulduğu üzere ilk versiyona girmeyen dört 'sahneyi' içeriyor. Romanın sonuna eklenen bir Okuma Kılavuzu, bu sahneleri eklemekle beraber neden ilk versiyonda yani ana roman metninde yer almadıklarını açıklıyor ancak bazı karakterlerin gelişimine ışık tuttukları düşünüldüğünden kitabın sonunda yer vermeyi seçiyor. Yeni edisyonun kapağında spot olarak yer alan cümle şöyle: Daha Önce Yayımlanmamış Dört Sahne ile. Eski yazılarımızdan birinde Wallace'ın Harper's dergisinde yayımlanacak bir yazısına yönelik editörlere gönderdiği faks mesajına yer vermiştik, en hafif betimlemeyle nevrotik derecede titiz bir yazar Wallace, ne söylemek istediğini biliyor ve tam olarak nasıl söylediği konusunda oldukça özenli - yaşıyor olsaydı, böyle gelişmelerin söz konusu olamayacağı aşikar, öte yandan Wallace artık yaşamıyor ve yapıtları, onsuz devam ediyorlar hayatlarına, giderek katlanan, bölünen, çarpılan ve çoğalan subjektif bir gerçeklik resmi dahilinde. Post mortem yani ölümden sonra yazardan geriye cümleleri kalıyor kalmasına da her okuma, kitabı yeniden tanımlıyor ve sonsuz okumalar kitabın evreninin bir parçası artık.

Olasılıklarınız bol, baharınız aydınlık olsun.

(Yukarıda Pale King, sert kapaklı edisyon, Berlin'de bir gece, bir kitapçının vitrininde. Aşağıda Pale King, yeni 'sahneleri' eşliğinde.)