13 Eylül 2017 Çarşamba

Fırtına



Jonas bile gergindi -annemizin deyimiyle fırtına gibi esiyordu- ve sessizce uyuyamıyordu; Jonas, değişim rüzgârlarının estiği o günler boyunca huzursuzdu. Derin bir uykudan irkilerek uyanır, bir şey duymuşçasına kafasını kaldırır, sonra ayaklanıp şiddetli bir dalga misali merdivenden yukarı, yatakların üzerinden, kapılardan içeri dışarı, sonra merdivenden aşağı, antreden, yemek salonundaki bir sandalyenin üzerinden, masanın etrafından, mutfağın içinden koşarak geçip bahçeye çıkar, orada durulur, aheste aheste yürür, sonra patisini yalayıp kulağını kaşımak için durup şöyle bir güne bakardı. Geceleyin koştuğunu duyabiliyor, biz yatarken ayak ucumuzdan geçtiğini, fırtına gibi estiğini hissedebiliyorduk.

Tüm alametler değişime işaret ediyordu. Cumartesi sabahı uyandığımda bana seslendiklerini sandım; uyku sersemliğini üstümden atıp öldüklerini hatırlayana kadar, kalkmamı istiyorlar, diye düşündüm; Constance beni uyandırmak için asla seslenmezdi. O sabah giyinip aşağı indiğimde kahvaltımı hazırlamak için bekliyordu ve ona, “Bu sabah bana seslendiklerini sandım,” dedim. “Hadi bir an önce kahvaltını et,” dedi. “Yine çok güzel bir gün.”


Kasabaya inmem gerekmeyen güzel sabahlarda, kahvaltıdan sonra yapmam gereken işler vardı. Çarşamba sabahları mutlaka çit boyunca yürürdüm. Tellerin kopmadığını, dış kapıların kilidinin bozulmadığını düzenli olarak kontrol etmem şarttı. Bunları kendim tamir edebiliyor, teli koptuğu yerden kıvırıp tekrar birleştiriyor, gevşek parçaları sıkıştırıyordum; her çarşamba sabahı bir hafta daha güvende olacağımızı bilmek büyük mutluluktu.


(Jackson, Shirley. Biz Hep Şatoda Yaşadık. Çeviren: Berrak Göçer.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme