14 Haziran 2016 Salı
Duygu
Hayatımı daha az duygulanmayı öğrenmeye harcadım.
Her gün daha az duygulandım.
Büyümek midir bu? Yoksa daha beter bir şey mi?
Kendini mutluluktan korumadan mutsuzluktan koruyamazsın.
(Jonathan Safran Foer, Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın. Çeviri: Algan Sezgintüredi. Görselde Serge ve Jane, yan yana ve uzak.)
13 Haziran 2016 Pazartesi
Umut
Son derece keyifsiz başlayan bir hafta, ne konuşasım ne de yazasım var ama hala, yine de ya da belki inadına, umudum var. Savaşla, nefretle, kinle dolu, çivisi çıkmış bir dünyada mücadeleye devam...
Diren karanlığa.
(Görsel arşivden - nice kıyıma, katliama şahit olmuş bir şehirden, Berlin'den. )
9 Haziran 2016 Perşembe
Denge
S: Çember adlı romanınız, Google, Facebook ya da benzer bir teknoloji şirketini mi esas alıyor?
Hayır, hayır. Roman, Çember adlı büyük bir teknoloji devinin diğer tüm şirket ve yapıları kendi bünyesi altında topladığı bir zamanda geçiyor. Çember, sosyal medya ve tüm diğer arama fasilitelerini tek bir sisteme entegre ederek çabucak büyüyen ve güçlenen bir oluşum.
S: Bahsettiğiniz şirket ortamı hayatın içinden fırlamış gibi. Silikon Vadisi'ndeki benzer yerlere ya da bilhassa Google'a uğradığınızı düşünenler çıkacaktır.
Bir noktada oralara gidip gezmem gerektiğini düşündüm ama kitabı gerçek dünyada var olan herhangi bir şeyle ilişkilendirmek istemediğim için vazgeçtim. Google, Facebook, Twitter ya da diğer Internet şirketlerine yolum düşmedi. Buralarda çalışanlarla görüşmedim, bu şirketler hakkında yazılmış kitapları okumadım. Gerçek bir şahıs veya şirketten etkilenmek istemedim. Ama uzun zamandır San Francisco civarında yaşıyorum, haliyle bütün bunlara oldukça yakın sayılırım.
S: Çember pek çok yeni programı devreye sokuyor, yeni sistemler keşfediyor. Gerçek dünyada teknolojinin ilerleme hızını göz önünde bulunduracak olursak, çağa yetişemeyeceğinizden endişelendiğiniz oldu mu?
Çember gibi bir şirketin geliştireceği, hafiften kötücül bir şey düşündüğüm pek çok sefer öyle bir şeyin ya da daha radikal bir şeylerin geliştirildiği hakkında haberlere denk geldim aslında. Aynısı yazılım adları ve sistem özelllikleri konusunda da geldi başıma. Halihazırda varolduklarını öğrendiğimde romanda kullandığım birkaç ismi değiştirmem gerekti. Ama esasen, teknolojinin kendisine dair değil de, onun insanlık anlayışımız ve dengeye dair neleri değiştirebileceği, ne anlama geleceği hakkında yazdım ben.
(Dave Eggers, çok yakında Handan Balkara'nın özenli çevirisiyle okurla buluşacak romanı Çember'den bahsediyor. Distopya hiç bu kadar tanıdık olmamıştı... Yakında, kitapçılarda.)
8 Haziran 2016 Çarşamba
Çember!
(Görseller Berlin, Frankfurt, Milano kitapçılarından, Çember ortalığı inletti zira. Sonuncu fotoğrafta Nam June Paik'in kült robot işlerinden biri, Tate'te sergide. Çember, çok yakında, tüm kitapçılarda...)
6 Haziran 2016 Pazartesi
Yaz!
Haziran ayının ilk pazartesi günü, yazın resmi başlangıcı: Geçenlerde bir vesileyle bu bloga ne zamandır yazdığıma baktım: Dokuz yıl olmuş sevgili blog okuru, yeni idrak etmiş bulundum, arşivi biraz karıştırınca yinelenen şeyleri de görüyor insan, zamanın damgası bu belki - yazın çöken cinnet halleri, kış buhranları, bahar sancıları, fuar sonrası zindeliği, hep tekrar, hep döngüsel... Misal, şu anda, herkes soyunup dökünür, sıcaklardan bunalırken ben, anladığım kadarıyla her yaz bir kere illa ki tutulduğum yaz gribinin serin sularında tir tir titriyorum ama eğer döngülere inanacaksam bu, birkaç güne yerini gıcık bir öksürüğe bırakacakmış; blog, beni her sene böyle hasta olduğuma ikna etti, adeta bir kaplumbağanın kış uykusuna yatması, bir yılanın deri değiştirmesi gibi, döngüsel yaz gribi... Evet, yaz geldi, hava ısınacak, mevsimsiz yağmurlar yağacak, sosyal medyada tüm tanıdıklar ya düğüne ya tatile gidecek, geceler kısa olsa da yarın hep geç gelecek, ışık insanı rahatsız edecek ama yaz demek, ister sevin ister sevmeyin biraz gevşemek, biraz vites düşürmek anlamına gelecek.
Geçen seneydi sanıyorum, gazetelerin magazin eklerinde, sahneleri bırakıp da tekrar geri dönen bir şarkıcının sevgilisinin, kumsalda, elinde Tezer Özlü'ye ait bir kitapla yakalanması olay olmuştu, zira otoriteler, bu olayı fırsat bilip kumsalda okunacak kitapların ne olabileceği ve ne olamayacağı yönünde kaidelerle karşımıza çıkıvermişti. (İma edilen, Tezer Özlü ile gösteriş yapılıyor olması gerektiği, zira Özlü'nün metinlerinin kumsalda okunamayacağı idi. Kitapla gösteriş!) Kendi adıma, kumsalda güneşin altında pineklemeyi sevmediğimi ama kumsalda güneşin altında pinekleyenlere davranış adabı dayatılmasını hiç sevmediğimi söyleyeyim - kumsalda ister Bebekler Vadisi'ni okuyun ister Kutadgu Bilig'i, karar ve keyif sizin, sizi aksine inandırmalarına izin vermemenizi temenni ederim. (Kutadgu Bilig enteresan olurdu, tabii lafın gelişi...) Her neyse, madem döngülerden ve kimin ne okuduğundan bahsediyoruz, hayat hep döngüden ibaret değil elbet, yeni şeylere de yer var ve iyi ki var: Mesela - bir süredir Snapchat kullanıyorum ve kumsaldı, festivaldi, partiydi gibi ortamlardan ziyade okuduğum metinleri paylaşıyorum; gayet seviyeli ve hatta neredeyse sıkıcı editöryel ortamıma eklenebilirsiniz, beklerim, yalnız direkt mesajlara yanıt veremiyorum, şimdiden söyleyeyim. Benim Snapchat'imden çok daha eğlenceli bir tavsiye ise 102 No'lu Sınıfın Kumandası, kendisi dünyayı gezmekte, onu şuradan takibe alabilirsiniz.
Neyse işte, yaz geldi, yine geldi, zaten hep gelirdi - özetimiz bu... Geri kalan tüm kararlar, seçimler ve elbette ki keyif, sizin.
İyi haftalar.
Görselde Pola Negri, kumsalda (ya da sette?) ve kimbilir ne okuyor.
(Snapchat: sanemsirer.)
Geçen seneydi sanıyorum, gazetelerin magazin eklerinde, sahneleri bırakıp da tekrar geri dönen bir şarkıcının sevgilisinin, kumsalda, elinde Tezer Özlü'ye ait bir kitapla yakalanması olay olmuştu, zira otoriteler, bu olayı fırsat bilip kumsalda okunacak kitapların ne olabileceği ve ne olamayacağı yönünde kaidelerle karşımıza çıkıvermişti. (İma edilen, Tezer Özlü ile gösteriş yapılıyor olması gerektiği, zira Özlü'nün metinlerinin kumsalda okunamayacağı idi. Kitapla gösteriş!) Kendi adıma, kumsalda güneşin altında pineklemeyi sevmediğimi ama kumsalda güneşin altında pinekleyenlere davranış adabı dayatılmasını hiç sevmediğimi söyleyeyim - kumsalda ister Bebekler Vadisi'ni okuyun ister Kutadgu Bilig'i, karar ve keyif sizin, sizi aksine inandırmalarına izin vermemenizi temenni ederim. (Kutadgu Bilig enteresan olurdu, tabii lafın gelişi...) Her neyse, madem döngülerden ve kimin ne okuduğundan bahsediyoruz, hayat hep döngüden ibaret değil elbet, yeni şeylere de yer var ve iyi ki var: Mesela - bir süredir Snapchat kullanıyorum ve kumsaldı, festivaldi, partiydi gibi ortamlardan ziyade okuduğum metinleri paylaşıyorum; gayet seviyeli ve hatta neredeyse sıkıcı editöryel ortamıma eklenebilirsiniz, beklerim, yalnız direkt mesajlara yanıt veremiyorum, şimdiden söyleyeyim. Benim Snapchat'imden çok daha eğlenceli bir tavsiye ise 102 No'lu Sınıfın Kumandası, kendisi dünyayı gezmekte, onu şuradan takibe alabilirsiniz.
Neyse işte, yaz geldi, yine geldi, zaten hep gelirdi - özetimiz bu... Geri kalan tüm kararlar, seçimler ve elbette ki keyif, sizin.
İyi haftalar.
Görselde Pola Negri, kumsalda (ya da sette?) ve kimbilir ne okuyor.
(Snapchat: sanemsirer.)
3 Haziran 2016 Cuma
N-n-n
Notlar:
Anlamsız olduğu ölçüde derin çağrışımlara sahip bir çalışma, çünkü Internet böyle bir şey: Saçını kim tutar? Çeken bilir, ne diyeyim, bu mesele önemli. Kitaplardan hareketle: Story Land. Alice ile Harikalar Ülkesi'nde çay içmek isteyenler buraya - Alice demişken, spekülatif bir bakış: Alice Harikalar Ülkesi'nde acaba gizli manalar mı içeriyor? En güzel yanı, finali: "Dünya, beklentilerin karşılanmadığı çılgın bir yerdir; her şeyde bir anlam aramak yerine kendini doğal akışa bırakmak daha doğru olabilir."
K24'ten dikkate şayan bir dosya: Kahraman Hayvanlar. Peşi sıra gelsin öyleyse: İnsanlar, Hayvanlar ve Yırtıcı Hayvanlar. Üzerine, Uzay Kapsülündeki Maymun. Ardından, Çaresizlik Kuyusu. Sonra, Hayvanlar Üzerine. Bunca kurmacanın üzerine, Elif Bereketli'nin Derek Ryan söyleşisi - gözden kaçmasın. Bu hususta epey konuştuk önceden, bugün, bu bahsi bağlarken Jonathan Safran Foer'in Hayvan Yemek'ini analım ve sözü Marilyn Monroe'nun beslenme düzeni ile kapatalım: çiğ yumurta, süt, biftek, dondurma.
Nick Cave'den yeni albüm. Madem notları kusma bahsiyle açtık, o zaman üstadın Sickbag Song adlı kusmuk torbalarından oluşan kitabıyla bağlayalım.
Bu arada burada yeni ve neşeli bir şarkı listesi, Instagram'da yeni açtığımız Siren sayfası var: Bekleriz, takibe gelin!
Sonsuz sağlık dileklerimle, iyi tatiller.
Anlamsız olduğu ölçüde derin çağrışımlara sahip bir çalışma, çünkü Internet böyle bir şey: Saçını kim tutar? Çeken bilir, ne diyeyim, bu mesele önemli. Kitaplardan hareketle: Story Land. Alice ile Harikalar Ülkesi'nde çay içmek isteyenler buraya - Alice demişken, spekülatif bir bakış: Alice Harikalar Ülkesi'nde acaba gizli manalar mı içeriyor? En güzel yanı, finali: "Dünya, beklentilerin karşılanmadığı çılgın bir yerdir; her şeyde bir anlam aramak yerine kendini doğal akışa bırakmak daha doğru olabilir."
K24'ten dikkate şayan bir dosya: Kahraman Hayvanlar. Peşi sıra gelsin öyleyse: İnsanlar, Hayvanlar ve Yırtıcı Hayvanlar. Üzerine, Uzay Kapsülündeki Maymun. Ardından, Çaresizlik Kuyusu. Sonra, Hayvanlar Üzerine. Bunca kurmacanın üzerine, Elif Bereketli'nin Derek Ryan söyleşisi - gözden kaçmasın. Bu hususta epey konuştuk önceden, bugün, bu bahsi bağlarken Jonathan Safran Foer'in Hayvan Yemek'ini analım ve sözü Marilyn Monroe'nun beslenme düzeni ile kapatalım: çiğ yumurta, süt, biftek, dondurma.
Nick Cave'den yeni albüm. Madem notları kusma bahsiyle açtık, o zaman üstadın Sickbag Song adlı kusmuk torbalarından oluşan kitabıyla bağlayalım.
Bu arada burada yeni ve neşeli bir şarkı listesi, Instagram'da yeni açtığımız Siren sayfası var: Bekleriz, takibe gelin!
Sonsuz sağlık dileklerimle, iyi tatiller.
2 Haziran 2016 Perşembe
Umut
Ben dokuz yaşındayken okulda bize en çok gurur duyduğumuz şeylerden bahseden bir kompozisyon yazma ödevi verdiler. Tembel tenekenin biri olduğumdan babama bu soruyu sordum, onun cevabını araklayıp ödeve koymayı planlıyordum. Babam birazcık düşündü ve şöyle dedi: "Ömrüm boyunca altı savaşta bulundum ve her birinde en ön saflardaki piyade birliklerindeydim, fakat kimseyi incitmedim." Babam buydu işte ve sanırım, onun bu çelişkili gibi görünen değerleri hem karakterime hem de öykülerime sızmıştır benim.
Oğlum öykü seviyor. Sık sık benim "yetişkin" öykülerimi ona anlatmamı istiyor. Onları hiç okumadım ona ama çoğunlukla biraz yumuşak versiyonlarını anlatıyorum. Ailemize dair öykülere de bayılıyor. Özellikle abime dair olanlara. Hikaye anlatmaya pek hevesli olduğu söylenemez ama ufku fazlasıyla geniş, dört dörtlük bir yalancı kendisi yani henüz umut var.
(Etgar Keret, Atlas Review söyleşisi. Görselde DonkLondon'a ait birtakım ince işler - Keret'in otobiyografik öykülerini -bilhassa baba ve oğul olarak durduğu yeri yansıtan öykülerini- içeren Yedi Güzel Yıl, yeni baskısıyla şimdi raflarda, okuyanlar okumayanlara anlatsın.)
1 Haziran 2016 Çarşamba
Dünya!
Bence kurmaca ifadenin en dolaysız biçimlerinden biri. Halihazırda yaşanmış bir şeyi yeniden aktarmaktansa bir şeyler icat etmek hem daha kolay hem çok daha heyecan verici. New York Times'ın Hayat köşesi gibi mecralara pek çok otobiyografik yazı yazmışımdır. Ne var ki babam vefat etmeden önce böyle bir kitap yayınlatmayı düşünmemiştim hiç. Onun ölümüyle nedense birdenbire ailemin öyküsünü anlatma ve oğlumun doğumuyla babamın kaybını birbirine bağlama arzusu düştü içime. Ve görece olarak kısa bir zaman dilimi içerisinde (Yedi Güzel Yıl) babamın oğlu olmaktan çıkıp oğlumun babası haline gelme öykümü anlatmak istedim.
Yaşantımda (bir başlık altında incelenebilecek) başka dönemler de olmuştur; örneğin zorunlu askerlik hizmetimi yaptığım süreci (kitaplaştıracak olursak) şu şekillerde adlandırmak mümkün: Şaşkın ve Kafası Karışık, Çıkıntı, İsrail Savunma Kuvvetleri'ndeki En Kötü Askerlerin İkincisi (birincisi kesinlikle abimdir) ve Dünya Bombok.
(Etgar Keret, kendi yaşantısından çıkma öyküler anlattığı Yedi Güzel Yıl'dan hareketle coşuyor. Söyleşi, Atlas Review'dan; görsel, bitmek tükenmek bilmeyen Londra arşivinden.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


