10 Temmuz 2014 Perşembe
Sayfadaki
Eğer insanların bir sayfadan ötekine geçmesini sağlayacak bir şeyler yazıyorsan endişelenmene gerek yok. Kimse senden hangi okullara gittiğini, hangi başarılara imza attığını söylemeni beklemeyecek.
Aynı şekilde, hangi okullara gitmiş olursan ol ya da hangi başarılara imza atarsan at, bunlar, okurun, can sıkıcı bir metnin bir sayfasından diğerine geçmesini sağlamayacaktır.
İmza
Yalnızca yazmak istediği için asla üniversiteye gitmemiş ve şimdi gerçek bir üniversitede gerçek bir profesör olmuş biri
(Neil Gaiman; kendisine yazıp eğitimine devam edemeyeceğini, ancak bunun yazın alanında bir şeyler ortaya koymasını olumsuz etkilemesinden kaygı duyduğunu belirten okuruna bu minvalde bir yanıt vermiş. Gaiman'ın blog sayfası oldukça ilginç, takibe almanızı tavsiye ederim. Görselde Dürer'in tavşanı, Albertina merdivenleri üzerinde, Viyana.)
9 Aralık 2013 Pazartesi
Taslak
İlk taslağımı yazarken hep bunun önemli olmadığına ikna etmeye çabalarım kendimi. Duvarı aşmanın yollarından biridir kendini bunun önemli olmadığına ikna etmek. Kimsenin ilk taslağı göreceği yok. Kimse ilk taslağı umursamaz. Kendine bu yüzden işkence ediyor olabilirsin ama açıkçası, her ne yaptıysan düzeltilebilir.
Şimdilik sadece kelimeleri dök dışarı. Nasıl yazabiliyorsan öyle yaz hikayeyi, sonra düzelt.
24 Kasım 2010 Çarşamba
Ejderha
Ben rüyamda ejderhalar görürüm. Küçüklüğümde, eski şehrin altında bir ejderha yaşadığını söylemişlerdi bana. Ejderhayı, binaların çevresinde siyah bir duman gibi kıvrılarak dolaşan, kilerlerin arasındaki çatlakları dolduran, maddesiz ama hep var olan bir şey gibi hayal ettim. Ejderhayı böyle düşlemiştim, geçmişi de böyle değerlendiriyorum. Dumandan ibaret kara bir ejderha gibi. Gösteriye çıktığımda, ejderha tarafından yenmiş ve geçmişin parçası haline gelmiş oluyorum. Sahiden yedi yüz yaşındayım. Krallar gelip krallar gidiyor. Ordular geliyor; ya da dağılıp uzaklaşıyorlar ya da geride sadece yıkık binalar, dullar ve yetim çocuklar bırakarak geri gidiyorlar.
Ama heykeller kalıyor, duman ejderhalar da, geçmiş de.
(Neil Gaiman - Üç Harfli Kelime Aşk. Çeviren: Sıla Okur.)
12 Şubat 2010 Cuma
Ezber aşklara inat...
Şubat ayının kırmızılı pembeli, parlak ambalajlı cafcafına kıyasla, Üç Harfli Kelime’nin mektupları sade ve gösterişsiz. Kitap, Jonathan Lethem’in kaleminden yazılmış, Mars’ın ağzından Dünya’ya hitaben tutku ve hiddet dolu tehditkâr bir mektupla açılıyor: ‘‘…Niye seni istediğimi bilmiyorum bile ve düşünmeme fırsat vermesen iyi edersin.’’(S.18) Seçki, Douglas Coupland’ın zarafet ve kalp kırıklığı içinde yazdığı, aşığın arzu nesnesiyle beraber var olduğu iki kişilik evreninden kovularak dünyanın ‘gerçekliğiyle’ yüz yüze gelmesine isyan ettiği mektupla sonlanıyor: ‘‘Derler ki, insan âşık olduğunda, gündelik dünyanın yanında ilerleyen yeni bir paralel evrene girermiş… Bence gerçek evren, aşk bitince patlayarak saçılan tehlike; insanın dünyası yıkılıp tutunacak bir dalı kalmadığında ortaya çıkan gerçeklik. Ben şimdi bu gerçekliğin içindeyim. ’’ (S. 226) Üç Harfli Kelime’de aşkın anlamı katmanlı, açılımları geniş… Öyle ki, bizleri aşkın tanımı hakkında yeni baştan düşünmeye zorluyor.
3 Şubat 2010 Çarşamba
Topu topu 3 harften ibaret bir kelime
Defalarca tekrarlanmaktan yıpranmış, hele Şubat ayı geldi mi insanın midesini bulandıran, neredeyse aşınmış bir kelime: Aşk. Sıla Okur çevirisiyle yayımladığımız Üç Harfli Kelime: Aşk ise Ursula K. Le Guin'den, Neil Gaiman'a; Jonathan Lethem'den Etgar Keret'e; Hari Kunzru'dan Francine Prose'a; Margaret Atwood'dan Douglas Coupland'a uzanan çağımızın kırk önemli yazarının çoğu kurgusal, bazısı gerçek aşk mektuplarını bir araya getiren bir antoloji. Öyle tektaş yüzüklerle tescillenmesi diretilen, çikolata ve kırmızı güller eşliğinde tüketilen, atın beni denizlere dedirten türden ezber aşklara dair değil de; kimi zaman ironik, kimi zaman şaşırtıcı, bazısı komik, ama ortak özelliği bireyin bir diğer bireye bağlanma sancılarını dürüstçe yansıtmak olan mektuplar var Üç Harfli Kelime: Aşk'ta. Cafcafı, kırmızı kalpleri, zorlama hediyeleri ile belletilen aşklara inat bir kitap Üç Harfli Kelime: Aşk. Dört bir yandan bangır bangır sevgililer günü mesajlarıyla kuşatıldığınızda içinize su serpecek, benliğinizin ezberlerle sarsılmasını engelleyecek cinsten.
Beni terk edeceksin. Bırakıp gideceksin, biliyorum. Laporte’u bıraktığın gibi. Arif’i bıraktığın gibi. Soyadıyla andığın biri olacağım. Laporte, bu gece Alhambra’da sana selam vermek için sendeleyerek yanımıza gelirken iyi görünmüyordu. Çok ıslak olduğu için bana elini vermek istemedi. Parmaklarımın ucunu tuttu ve sahte bir gülücükle, sanki konuştu benle: Becerdiğin en iyi karı, tattığın en büyük aşk, ama yakında piç gibi bırakıp gidecek seni, zavallı enayi. Arabada, biriyle tanışacağı zaman ellerinin hep böyle terlediğini söyledin. Korkularını biliyorsun, değil mi? Benimkileri bildiğin gibi. Seninle takıldığı, seni bağlamasına izin verdiğin, ardından sana kölesi gibi davranmasını emrettiğin günlerde yönetmenlik yapan Laporte’un uzun zamandır sesi çıkmıyor. Sonra aya bakmamı söyledin, ben de eğilip ön camdan aya baktım. Ardından gökyüzünün rengini beğenmem talimatını verdin, ben de Paris’in lacivert gecesini incelemeye koyuldum. Sarıklı Sih, her zaman olduğu gibi, sana yine en zor park yerini gösterdi ve kulübesinin önünden geçerken, her zaman dediği gibi, Park Etme Şampiyonu dedi. Odada büyük bir tatlılıkla geldin kollarıma. Seninim. Bu gecelik. Ne büyük espri! Ve kalbim, ilk açıklamayla espri arasındaki kısacık boşlukta gümbür gümbür atmaya devam ediyor. Laporte’u bıraktığın gibi. Arif’i terk edip bir de üstüne ikiziyle yattığın gibi. Onlar terk etmeden ben terk ederim. Böylesi daha iyi, değil mi? Ağlama sızlama yok. Evet güzelim, uykuya daldın, gecenin sonu geldi ve ben heyecandan geberiyorum. Bunu ya bir gün yalnız başına okuyacaksın, ya da birlikte okuyacağız.
- Leonard Cohen. (Üç Harfli Kelime Aşk. Çeviren: Sıla Okur.)

