sansür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sansür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2014 Salı

Kurtuluş

"Fakat şu da doğru; hikayeler bizi kurtarabilir."*

21-27 Eylül haftası, Amerika'da Yasaklı Kitaplar Haftası olarak kutlanıyor. Yasaklı kitabın kutlaması mı olur demeyin, hafta boyunca sansür karşıtı etkinlikler düzenleniyor, yasaklanmış kitaplara dikkat çekiliyor, okuma özgürlüğünün önemi vurgulanıyor. Yasaklı derken, söz konusu yasakların, en azından bu yıllarda, ağırlıklı olarak kütüphaneler ve okulların dayattığı, kitapların genel erişimine dair yasaklar değil de, gelen şikayetler uyarınca okul ve halk kütüphanelerine sokulmamaları üzerinden gelişen kısıtlamalar olduğunu belirtmek gerek. Gazap Üzümleri, Fareler ve İnsanlar, 1984 ya da Bülbülü Öldürmek gibi çağdaş klasikler, Amerikan kütüphanelerince içeriklerinden ötürü yasaklara tabi olmuş eserler; 2013'ün en sık yasaklanan kitabı/serisi ise Harry Potter. (Ya çocuklarımız büyüye meraklanır, dinden uzaklaşırsa yollu bir hezeyan doğrultusunda.)

Malum, Türkiye, yayımlanmamış bir kitabın yasaklandığı ülke olarak bu konuda sınır tanımıyor; yine de uygulamadaki farklılıkları atlamamak önemli.

Tim O'Brien'ın 1990 yılında basılan, yazarın Vietnam'daki savaş deneyiminden sonra anımsama ve yazma edimine eğilen kitabı Taşıdıkları Şeyler, 2001, 2003 ve 2007 yıllarında, Amerika Afganistan ve Irak cephelerine asker yolladığı sıralarda çeşitli eyaletlerce yasaklanmış örneğin; gerekçeler ne olursa olsun, zamanlama manidar. Vietnam'dan neredeyse otuz, yazımından on yıl sonra, hakkında gündeme gelen yasaklar, kitaba dair değil, sansürcü zihniyetin kaygıları hakkında ipucu veriyor esasen.

Ugresiç'in Okumadığınız için Teşekkürler'inde bir Neil Postman alıntısına rastladım; yazar, özetle Orwell'in kitapları yasaklayacak olanlardan, Huxley'nin ise kitap okumak isteyecek kimse kalmadığından yasaklara dahi gerek duyulmayacak bir dünyadan korktuğunu belirtmiş... Kitapların okunmadığı bir dünya tahayyülünün yarattığı dehşet, kanımca, kitapların yasaklandığı bir dünyanın dehşetinden daha büyük, daha derin değil; daha doğrusu, bu iki dehşeti kıyaslamak, pek anlamlı değil. Öte yandan Huxley'e atfedilen, Brodsky'nin, 'Kitap yakmaktan daha beter suçlar vardır, bunlardan biri onları okumamaktır'ı ile bağdaşan bir duruş ve kitaplarla savaşmak, kitapları hiçe saymanın aksine, onları geçerli kılmanın yollarından biri. Yine de bugün, Ray Bradbury'nin deyişiyle 'kitap yakmanın türlü yolu bulunduğu, dünyanın ise elinde kibritle hazır bekleyen insanlarla dolu olduğu' göz önünde bulundurulursa, yasakları salt kitabı önemseyen bir pratik olarak değerlendirmek doğru olmasa gerek.

"Ölü değilim. Fakat ölü olduğumda, şey gibi... Bilemiyorum, kimsenin okumadığı bir kitabın içinde olmak gibi. (...) Eski bir kitap. Kütüphanenin raflarından birinde, bu yüzden güvende, falan, fakat kitabı çok, çok uzun zamandır kimse o raftan çekmemiştir. Beklemekten başka şey gelmez elinden. Birinin kitabı raftan alıp okumasını ummaktan başka."**

Umut var.

(Alıntılar, Tim O'Brien, Taşıdıkları Şeyler. Çeviren: Avi Pardo.)






12 Nisan 2012 Perşembe

Ses


Güvercin, onu küçümseyerek, "Hadi canım, sen de!" dedi. "Ben zamanında sürüyle küçük kız gördüm ama, bu kadar uzun boylusuna hiç rastlamadım. Yoo! Sen bal gibi yılansın, boşuna yalan söyleme! Herhalde şimdi de ömründe ağzına hiç yumurta koymadığını söyleyeceksin bana!"

"Tabii ki yumurta yedim," dedi Alice doğru sözlü bir çocuk olarak, "ama biliyorsunuz küçük kızlar da yılanlar kadar çok yumurta yerler."

"Söylediklerine inanmıyorum," dedi Güvercin, "ama gerçekten yiyorlarsa, onlar da bir çeşit yılandırlar bence."

(Lewis Carroll, Alice Harikalar Ülkesinde. Çeviren: Tomris Uyar. Kitap, Çin'in Hunan eyaletinde sakıncalı bulunarak yasaklanmış, hayvanların insanlar gibi konuşmasının, dolayısıyla insanlar ile aynı seviyede olmalarının kabul edilemez olduğu gerekçe gösterilmiş. Yukarıda Alice, delilerle birlikte çay içmekte; aşağıda ise kitapta bahis konusu olsa da 'konuşmayan' yegane canlı: köpek yavrusu. İllüstrasyonlar John Tenniel imzalı elbette.)

11 Nisan 2012 Çarşamba

Klasik


Kedi hem para sahibi hem de terbiyeli bir hayvan gibiydi. Biletçinin ilk bağrışında geri çekilmiş, eşikten inmiş ve durağa oturmuş, elindeki parayla bıyıklarını temizlemeye başlamıştı. Ama biletçi kadın zili çekip de tramvayı harekete geçirir geçirmez, kedi bir tramvaydan kovulan, ama yine de bir yere yetişmesi gereken herhangi biri gibi davrandı. Üç vagon geçtikten sonra en son vagonun arkasına sıçradı, patisini camdan çıkan bir boruya doladı ve yola koyuldu; böylece para vermekten de kurtulmuştu.

(Mihail Bulgakov, Üstat ile Margarita. Çeviren: Sabri Gürses. (Metin, bu çeviri ile ilk defa Rusçadan Türkçeye doğrudan aktarılmış.) Bulgakov, 1891-1940 yılları arasında Rusya'da yaşadı; 1920'lerin sonlarından itibaren sansüre maruz kaldı. Rusya, Üstat ile Margarita'yı yazarın ölümü üzerinden seneler geçtikten sonra, ancak 1966 yılında, bir dergide tefrika olarak ve sansürlü biçimde yayımlandığında okuma şansını elde etti. Bugün bu kitap, Rus edebiyatının en önemli çağdaş klasiklerinden biri sayılır.)

10 Nisan 2012 Salı

Beraberce


Yazar olarak işim, gördüklerimin resmini kelimelerle çekmektir. "Sadizm"den bahsediyorsam böyle bir şey var diyedir, uydurduğumdan değil, korkunç şeyler hakkında yazıyorsam bunlar yaşamlarımızda gerçekleştiğindendir. Kötülük savunucusu olduğumdan değil, kötülük kol gezdiğinden böyledir. Yazdığım şeyleri her zaman savunduğumu söyleyemem, bunlar yüzünden çamura batıracak da değilim kendimi. Yazdıklarıma savaş açanların neşe, sevgi veya umut besleyen kısımları görmezden gelmelerini tuhaf buluyorum, çünkü bunlar da mevcut. Günlerim, yıllarım, inişler ve çıkışlar ile geçti benim; karanlıkları da gördüm, aydınlıkları da. Sadece "ışıktan" bahsetseydim ve bunun diğer yüzünü kaale almasaydım, o zaman bir sanatçı olarak yalan söylüyor olurdum. Sansür, gerçeklikleri kendilerinden ve başkalarından gizlemek isteyenlerin aracıdır. Korkuları gerçeklerle yüzleşememekten kaynaklanır ve onlara bu nedenle kızgınlık besleyecek değilim. Sadece dehşetli bir üzüntü duyuyorum. Büyüdükleri sırada varlığımızın mutlak gerçeklerinin bazılarından korumuşlar kendilerini. Pek çok şeyin olduğu bir dünyada tek bir yana bakmaları gerektiğini bellemişler. Yerel bir kütüphanenin kitaplarımdan birine savaş açıp raflardan indirmesine üzülmedim. Bir anlamda birilerini sıkışıp kaldıkları noktalarda hareket etmeye zorlayan bir şeyler yazdım diye gurur bile duyuyorum. Ama bir başkasının kitabı sansürlendiğinde inciniyorum, evet, çünkü bahis konusu kitap çoğu zaman muhteşem olur ve onlardan pek fazla yoktur; zamanla bu kitaplar klasikleşiyor ve bir zamanlar ahlak dışı ve rahatsız edici bulunan bu kitaplar üniversitelerde okutulmaya başlanıyor.

Kitabım bunlardan demiyorum ama içinde yaşadığımız bu çağda, bu zamanlarda, yaşadığımız her an -ki çoğumuz için yaşanan son an olabilir bu- hâlâ aramızda küçük, öfkeli insanlar, cadı avcıları ve gerçeklik inkarcıları olduğunu bilmek, son derece onur kırıcı ve inanılmaz üzücü. Ancak onlar da bizimle beraberler, bütünün bir parçası onlar da ve eğer onlar hakkında hiçbir şey yazmadıysam, yazmam gerekir ve belki de, burada yazdıklarım yeterlidir.

Hep beraber iyileşmemiz umuduyla,

(Charles Bukowski'nin Hans van den Broek'e mektubundan kesit, sene 1985. Sıradan Delilik Öyküleri, Hollanda'da bir yerel kütüphane tarafından sakıncalı bulunurak raftan indirilmiş, van den Broek, yazardan bu konuda görüş istemiş. Hep beraber iyileşmemiz umuduyla.)

11 Ekim 2011 Salı

Sanık

GalleyCat sayesinde haberdar olduğum bir projeden; Uprise Book Project'den bahsetmek istiyorum bugün. Proje, ABD'de şu veya bu nedenle yasaklanmış kitapları 13-18 yaşları arasındaki gençlere iletme amacıyla kurulmuş. ABD'de uzun zamandır mahkeme kararıyla kitap yasaklanmıyor; ancak eyalet ve ilçelerin okul ve kütüphane komitelerince sakıncalı bulunan kitaplara erişim engelleniyor; kitaplar kitapçılarda bulunabilseler de, kütüphaneler ve okullar tarafından yok sayılıyor. Harry Potter'dan Kurt Vonnegut'a uzanan bir yelpazede pek çok kitap ve yazarın farklı yerlerde ilgili komitelerce yasaklandığını belirtelim önce. Her neyse, Uprise Book Project, Kasım ayına değin 10000 dolarlık mali destek bulabilirse, çocuk ve gençlerin kaydolacağı ve okumak istedikleri ancak erişemedikleri yasaklı kitapları anonim kalma koşuluyla birlikte belirtecekleri bir sistem tasarlıyor. Siteye üye olacak bağışçılar, kitaplara sponsorluk ederek yani maliyetini karşılayarak, kimliklerini bilmeyecekleri gençlere site aracılığıyla gönderimlerini sağlayacaklar. Biraz karışık görünüyor ama mantıksız sayılmaz; proje bugüne değin 4000 dolarlık bağış toplamış ve kasım sonrasında harekete geçecek gibi görünüyor.

Bizde işler başka bir minvalde ilerliyor elbette. Sansür, yasak vs. konularında epey yazı yazdık burada; hatırlatalım, bugün Burroughs Çağlayan'daki yeni Adalet Sarayı'nda, hakim karşısında olacak, yayıncısı ve çevirmeni ile birlikte. Saat 09.00'da görülecek duruşmada sanıklara destek vermek isteyenler için, adres belli.

3 Ekim 2011 Pazartesi

Naylon

Bir ayı daha devirdik, devirdik de ne oldu sevgili okuyucu, hayat devam ediyor; şairi anmaktan ötesi abes kaçacak, "Tarihe gömülen koca koca atlar, tarihe gömülür, o kadar."* Çok iç açıcı bir hafta geçirdik denemez, 30 Eylül Dünya Çeviri Günü'nde gelen Palahniuk'un Ölüm Pornosu'nun çevirmen ve yayıncısına 6 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açılması haberi, ironik denmeyecek denli üzücü. Neler olacağını göreceğiz; 2 sene önce ABD'de bir öğretmen Palahniuk'un Guts isimli öyküsünü (Tekinsiz adlı kitabında yer alır) derste öğrencilerine okuttuğu için işinden kovulmuş ve büyük bir yaygara kopmuştu diye hatırlıyorum - Palahniuk'un ve çevirmeni ile yayıncısının kaderinin bu topraklarda nasıl şekilleneceğini hep birlikte göreceğiz.

Haftanın önemli gelişmelerinden biri giderek güçlenen Amazon'un yeni tablet'i Fire'ı piyasaya sürmesi oldu. Fire'ın en cazip yanı, piyasadaki pek çok büyük şirketin öne sürdüğü benzerlerinden oldukça ucuz olması ve kitap okuma yanı sıra film izleme, vs. gibi olanaklar sunması.

Ateş adı verilen bu yeni icadı (!) bir kenara koyalım ve istemsiz çağrışımla ateşten yangına uzanarak söze Fahrenheit 451 ile devam edelim. Ray Bradbury, kitabın önsözünde metni bir kütüphane bodrumundaki daktilo odasında ("çıldırmış bir şempanze gibi tuşlara vurarak, içeri girip kitap raflarına koşarak, kitapları çekip sayfaları çevirerek, dünyanın en güzel poleni olan ve insanda edebi alerji yaratan kitap tozunu içine çekerek")yazdığını ve McCarthy döneminde yayımlatmak istediğinde pek çok engelle karşılaştığını söylüyor. Sansür ve baskının söz konusu olduğu o günlerin politik ikliminde kitabı dergisinde tefrika olarak yayımlamayı sonunda genç ve cesur bir editör kabul etmiş: Fahrenheit 451, böylelikle Hugh Hefner'ın Playboy'u sayesinde gün yüzüne çıkmış. İronik demek bu durum için de müsait değil - poşette satılan bir derginin sansürü eleştiren bir metni sahiplenmesi yerinde ancak.

"İşte şimdi kitaplardan neden nefret edilip korkulduğunu anlıyor musun? Onlar yaşamın yüzündeki gözenekleri gösterirler."** Şaire selam çakarak girdik madem, yine şairin sözleriyle kapatalım: "Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta, her şey naylondandı, o kadar."***
Her şeye rağmen, aydınlık günler dileklerimizle.

(*Acıyor, Turgut Uyar.** Fahrenheit 451, Ray Bradbury; çevirenler: Zerrin-Korkut Kayalıoğlu. *** Geyikli Gece, Turgut Uyar. Uyar'ın şiirleri Yapı Kredi tarafından yayımlanıyor.)

30 Eylül 2011 Cuma

Yasak

Benden alınma bir kaburgadan yaratılmış olduğunu söylüyor. İnanılır şey değil. Gene uyduruyor. Benim kaburgalarımda bir eksilme olmadı ki...

Mark Twain'in Adem'le Havva'nın Güncesi ile başladık söze; Adem'le Havva'nın Güncesi, Massachusetts'deki Charlton Kütüphanesi tarafından 1906 yılında sakıncalı bulunmuş ve koleksiyona dahil edilmesi yasaklanmış; yasak, 105 yıl sonrasında kalkmış ve kitap böylelikle geçtiğimiz hafta yeniden rafına dönmüş... 24 Eylül-1 Ekim arası, ABD'de kütüphane, yazar ve kitapçı birlikleri ile sansür karşıtı kuruluşların desteğiyle Yasak Kitaplar Haftası vuku buluyor; Yasak Kitaplar Haftası'na global platformda Uluslararası Af Örgütü'nün de destek verdiğini belirtmek gerek. Sözün, fikrin ya da kitabın yasaklanmasını kınamak dışında diyecek pek bir şey yok; Twain'in Adem'le Havva'nın Güncesi oldukça keyifli bir kitap, şiddetle öneririz. (Çeviren: Akşit Göktürk, YKY.)

Kitap içimde büyümeye başladığı için belki. Her gittiğim yere onu da taşıyorum. Karnım burnumda yürüyorum sokaklarda, polisler beni karşıya geçiriyorlar. Kadınlar kalkıp yer veriyorlar bana. Kimse itip kakmıyor artık beni. Hamileyim. Kocaman karnımı dünyanın ağırlığına bastırmış, yürüyorum paytak paytak. (...)

Söyleyecek bir şeyi olan herkes bu kitapta söyleyecek söyleyeceğini – anonim olarak. Çağı tüketeceğiz. Bizimkinden sonra bir kitap daha yazılmayacak – bir kuşak boyunca, en azından. Bugüne dek karanlıkta kuyu kazdık, bizi yönlendirebilecek tek şey sezgilerimizdi. Hayati sıvıyı akıtabileceğimiz bir kanalımız olacak artık, fırlattığımızda dünyayı sarsacak bir bomba. Geleceğin yazarlarına yeterince entrika, dram, şiir, efsane ve bilim sağlayacak malzemeyi koyacağız içine. On bin yıl beslenebilmeli dünya onunla. Görkemiyle muazzam.

Düşüncesi bile beni titretmeye yetiyor.


(Alıntı, Henry Miller, Yengeç Dönencesi. Yengeç Dönencesi, ABD'de 60 yıl boyu mahkeme kararıyla basımı engellenmiş bir metin. Çeviren: Avi Pardo. Önümüzdeki aylarda, raflarda...)

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Resim

Seni kategorize etmeye çalışırlar. Seni kendi kafalarındaki resme uydurmak isterler ve uymazsan çok bozulurlar. Bir şeyler yapabilmeye ne denli yakın olduğunu görmektir yazı; bütün sanatların amacı budur. İnsan başka ne ister ki, ne zannederler - inanmadığın bir yolda yürümek isteyeceğini mi düşünürler? Bence sanatçılar dünyayı ele geçirmeli çünkü bir şeyler yapabilecek yegane insanlar onlar. Gazete sayfalarından çıkma politikacıların bunu bizden almasına neden izin verelim?

(William S. Burroughs - David Bowie söyleşisi. Rolling Stone, 1974. Sene 2011, Türkiye'ye uzanalım: William S. Burroughs'un ölümünden 14 yıl sonra Yumuşak Makine adlı kitabı hakkında ahlaki normlarla bağdaşmadığı gerekçesi ve halkın ar ve haya duygularını incittiği iddiasıyla soruşturma açıldı.)