The Believer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Believer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2009 Cumartesi

Yazı 'İş'leri - David Foster Wallace, Dave Eggers'a karşı

Amerikan edebiyatının "müthiş dâhisi" Dave Eggers, The Believer dergisi için ölümünden önce David Foster Wallace ile zorlu bir söyleşi yapmış. Deha etiketini Eggers kadar rahatlıkla taşımayan Wallace, aşağıdaki kesitte kendi 'yazı işlerini' anlatıyor:

Eggers: Telefonu bir keresinde 'Alo' diye değil de 'Dağıt dikkatimi' diyerek açtığını anımsıyorum ki o sırada bu bana çok yerinde gelmişti, çalışırken telefona cevap vermek konsantrasyonu bitiren bir şey. Ayrıca birden çok şey üzerinde de çalıştığını söylüyorsun aynı anda... Gece mi gündüz mü yazdığını, yazıya nasıl vakit ayırdığını, nasıl bir bilgisayar/dizüstü/Commodore64 kullandığını vs. bunları bilmek isterim.

Wallace: Bilemiyorum, ben asla 'ofis' denilebilecek bir yerde çalışmadım; okulda ofisimi de öğrencilerle görüşmek ve asla okumayacağım kitapları depolamak için kullanırım. Restoranlarda yazardım eskiden ama tütün çiğnediğim için çeşitli açılardan olanaksız hale geldi buralarda yazı yazmak. Sonra bir süre kütüphanelerde çalıştım (çalışmak derken bir metnin ham ve işlenmiş versiyonlarını elle yazmaktan bahsediyorum, daktilo etme işini evde yaparım ve aslına bakarsan bir iş olarak saymam da bunu.) Sonra köpek sahibi oldum. Yalnız yaşıyorsan ve köpeklerin varsa hayat biraz garipleşiyor. Evcil hayvanlarının ebeveyni gibi hisseden tek nevrotiğin ben olmadığımı da biliyorum. Ama benim için biraz zor oldu bu durum, arkadaşlarım da epey dalga geçtiler. Önce onları birkaç saatten fazla yalnız bırakamaz oldum. Sanılacağı kadar hastalıklı bir durum değildi aslında çünkü köpeklerimin çoğunun sorunlu bir geçmişleri vardı. Önce onları evde yalnız bırakmayı istemez oldum sonra da evde çalışabilecek denli rahat etmek için daha çok köpek sahiplendim. Tüm bunlar ev dışında yazı yazamaz hale getirdi beni ki bu da benim açımdan fazla iyi bir şey değildi çünkü a)zaten agorafobik yatkınlıklarım vardır ve b)ev, kütüphaneye kıyasla çok daha dikkat dağıtıcı bir ortam. Sonuçta artık evde çalışır oldum ama biliyorum ki dışarıda çalışıyor olsaydım daha verimli olurdum.İşlerin boka sardığını hissedersem sabahları özellikle birkaç saatimi İş adını verdiğim bu şeye ayırıyorum. İyi iş çıkarırsam akşam saatlerine dek sarkıtıyorum. Gerçi iyi işliyorsam adına İş dememe gerek de kalmıyor, kendiliğinden öyle gelişiyor zaten, yapmak istediğim şey o oluyor. Aslında iş iyi işlerken olan şu ki tüm disiplinim ve rutinlerim askıya alınıyor çünkü onlara ihtiyaç duymuyorum. Ama işler yürümüyorsa kendime kurallar, rutinler, uğraşlar vs. yaratmak zorundayım.

Demek istediğim şey yazma biçimimin çoğu insanınkine kıyasla oldukça kaotik olduğu - ki sanırım sen de o insanlardan birisin.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Hepimiz Bunny Munro'yuz!

The Believer'ın Eylül sayısında Nick Cave ile Bunny Munro'nun Ölümü henüz çıkmadan yapılmış bir röportaj gözümüze çarptı. Cave, burada kitabın adını Bir Seks Manyağının Ölümü koymayı düşündüğünden bahsediyor. (Kitaba bu adı vermemesi isabetli olmuş.) Cave ile Bunny Munro'nun Ölümü hakkında pek çok söyleşi yapıldı ancak Believer'ınki biraz daha eski tarihli olduğu için sanırım Cave'in romanından bahsetme biçimi biraz daha farklı. Believer "Hepimizin içinde bir Bunny Munro olduğunu düşünüyor musun?" diye soruyor Nick Cave'e. Yanıtı ve dahası aşağıda:

Nick Cave: "Benim içimde var. Bence herkesin içinde bir Bunny Munro var-evet, evet. Kitabı okuyan diğer erkekler de aynı şeyi söylediler. Özellikle de herhangi bir zamanda aklından akan düşüncelere dair. Bunny Munro karakteriyle bir canavar yaratmayı amaçladım ben ya da öykünün akışı içinde bir canavara dönüşsün istedim. Bizleri şoke etsin, ancak aynı zamanda da onu tanıyıp anlayabilelim istedim."

...

Believer: "Bunny Munro'nun film hakları ne oldu? Sinemaya uyarlanacak mı?"

Nick Cave: "Eğer maddi destek bulunursa Florida'ya göre uyarlayabilirim herhalde. Ama Avril Lavigne karakterini kimin canlandıracağını kesinlikle biliyorum."

Believer: "Kim canlandıracak?"

Nick Cave: "Avril Lavigne tabii ki."

24 Ekim 2009 Cumartesi

Etgar Keret ve yenilmişlik...

Gazze Blues'un yazarları Etgar Keret ve Samir El Youssef söyleşileri çok yakında...

Keret'in The Believer söyleşisinden tadımlık bir bölüm:

The Believer: Bir süre önce Guardian’da İsrail’de dört ay yaşamış olan Linda Grant tarafından yazılmış bir makale okudum, bizim CNN’de gördüğümüz İsrail’den çok farklı bir portre çiziyor. Klostrofobiden, hezimet duygusundan ve güçsüzlükten söz ediyor. İntifada, yolsuzluk skandalları ve toplumda görülen bölünmeden ötürü Siyonist düşe olan inancın yitirildiğinden. Senin öykülerini okumaya döndüğümde, benzer bir şey hissettim.

Etgar Keret: İnsanın hayata dair tek otantik duygusu yenilmişlik duygusudur bence. Kaybedeceğimizi bile bile oynadığımız bir oyun hayat. Öleceğiz. Uygarlığımız son bulacak. Toplumumuz inişte, fakat bu konuda çok da üzülmenin manası yok, Roma inişe geçti ve çöktü, ondan önce Asur uygarlığı inişe geçti ve çöktü, yok oldular, biz de bir gün yok olacağız. Olup biteni gerçekten kavrayabilirsen hezimet duygusu yaşaman kaçınılmazdır. Ama bu hayatını sevemeyeceğin ya da geliştiremeyeceğin anlamına gelmez.

Bu bağlamda, benim için İsrail’i, bölgeyi sevmemekle, genel olarak insan tabiatını sevmemek arasındaki farkı görmek zor, çünkü İsrailli siyasetçilerin ve pek çok siyasi sistemin retoriği şu: ‘Hayat güzel, her şey harikulade, fakat şu adamlar göt!’ Bugün İsrail’de yaşanan sorunların çoğu bölgeden kaynaklanan bize özgü sorunlar değil, her yerde yaşanan fakat İsrail’de aşırı boyutlara varan insani sorunlar. Yabancı düşmanlığı ve aşırı şiddete başvurmak – Orta Doğu’da icat edilmedi bunlar.

Fakat bana Siyonist ideolojiyle hayal kırıklığına uğrayıp uğramadığımı sorarsan, ben zaten Siyonizm’le hayal kırıklığına uğramış olarak doğdum. Annemle babam Siyonizm’le hayal kırıklığına uğramış olabilir, ama ben Siyonizm fikrini hiçbir zaman benimsemedim. Bana yolsuzluklarla hayal kırıklığına uğrayıp uğramadığımı sorarsan, yolsuzluklar beni fazla şaşırtmıyor derim. Durumu kabullenip kabullenmediğimi sorarsan, kabullenmiyorum. Sonunda iyi olup olmayacağını sorarsan, sana sonunda kötü olacağını söylerim. Bir çelişki yok bunda. İletmeye çalıştığım bir mesaj varsa o da, bununla baş etmenin tek yolunun esnek olmaktan, aşırı ve sert bir gerçeklikte yaşamaya devam ederken, hiçbir grubu dışlamamaktan geçtiğidir.

(Çeviren: Avi Pardo)

3 Ekim 2009 Cumartesi

Okunan Kitaplar Satın Alınan Kitaplara Karşı!

Geçtiğimiz günlerde Sel Yayıncılık, Nick Hornby'nin 'Shakespeare Para İçin Yazdı' isimli kitabını yayınladı. Kitap, Hornby'nin The Believer dergisindeki köşe yazılarından bir derleme; Hornby köşesinde her ay satın aldığı kitapların ve okuduklarının bir listesini yapıyor. Sonuç oldukça ilginç, yazarın satın aldığı kitaplar listesi, okuduğu kitaplar listesinden hemen her zaman biraz farklı. Hornby'nin okuduğu, okumadığı ya da bir gün okumayı umduğu şeylere dair yazdıkları hem yazarı okur olarak karşımıza çıkarması açısından hem de kendi okuma alışkanlıklarımızı gözden geçirmek adına epey faydalı. Hornby'nin eğlenceli ve mizah dolu yaklaşımına da değinmeden geçmemeli. Hornby okumanın yaşama dair ve yaşamın içinde bir uğraş olduğunun altını çizmiş. Edebiyat eleştirmeni gibi değil de, okur gözüyle değerlendirmiş listesindeki kitapları.

Bu kitap içinde kitaptan pencereler açan kitapta benim dikkatimi çeken Hornby'nin Tom Perrotta'nın Türkçede Yatak Odası Dersleri adıyla yayınladığımız The Abstinence Teacher isimli romanına dair söyledikleri oldu:

"The Abstinence Teacher (Yatak Odası Dersleri) zekice kaleme alınmış, komik, düşünceli ve empati kurulabilen bir roman... Bu roman (Yatak Odası Dersleri) önemli meseleleri ele alıyor -isim vermek gerekirse, gülünç olma derecesinde birbiriyle zıtlaşma halinde olan, günümüzde en çok rağbet gören iki kültürün çatışması- ki bu meseleler, Tom Perrotta gibi zeki ve insancıl bir yazar tarafından acilen ele alınmayı gerektiriyor. Size tavsiyem şu: gelecek kuşaklar için yazan yazarları okumayın."

Perrotta'nın gündelik hayatın ürkütücü kutuplaşmalarını ele aldığı romanını hatırlamak için iyi bir fırsat 'Shakespeare Para İçin Yazdı'.