Jonathan Lethem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jonathan Lethem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2010 Cuma

En kolay yakılan sanat biçimi


Sıfır adlı romanını geçtiğimiz yıl yayımladığımız Jess Walter'ın yeni kitabı Körler Ülkesi, bugünden itibaren raflarda olacak. Körler Ülkesi, Edgar ödüllü yazar Jess Walter'dan hayata, hatırlamaya ve hesaplaşmalara dair tersine bir gerilim romanı. Körler Ülkesi'nden burada önümüzdeki günlerde bahsedeceğiz. Yalnız kitabın; Ölümsüz, Sıfır ve Kaybolan adlı romanlarımızla beraber Soluk Soluğa dizimizden çıktığını belirtelim öncelikle.

Bugünkü Radikal Kitap, yaz için kitap önerilerinde bulunmuş okurlarına; önerilen kitaplardan biri geçtiğimiz hafta New Yorker'ın gelecek vaat eden yazarları arasında yer aldığını duyurduğumuz Jonathan Safran Foer'den Her Şey Aydınlandı. Radikal'in listesi yıl içinde yayımlanmış önemli metinlerin altını çizerek gözlerden kaçmamaları için öne çıkartıyor.

"Roman en kolay yakılan sanat biçimidir. On dokuzuncu yüzyılın ortasında, kasabamızın tüm sakinleri -tüm erkek, kadın ve çocuklar- en az bir roman yazabilecekleri kanısına vardılar...

1850–1853 arasında yedi yüzü aşkın roman yazıldı. Biri şöyle başlıyordu: Ne zamandır düşünmemiştim bu rüzgârlı sabahları. Bir diğeri: Herkesin ilk seferini hatırladığı söylenir; ben hatırlamıyorum. Bir başkası: Cinayet pis bir iştir, ona kuşku yok tabii ama insanın kardeşini öldürmesi bilinen suçların en beteridir.

272 anı kitabı, 66 suç romanı, 97 savaş öyküsü yazıldı. Romanların 107’sinde erkek kardeşini öldüren bir adam vardı. Geleceği merak eden çiftler 29’unda yer alıyorlardı; 68 tanesi bir öpücükle son buluyordu ve 35’i hariç hepsinde “utanç” kelimesi yer almıştı. Okuma-yazma bilmeyenler görsel romanlar yarattılar: kes-yapıştır çalışmaları, oymabaskılar, karakalem çizimler, suluboyalar… Yankel ve Brod Kütüphanesi’ne Trahimbrod romanları adında yeni bir bölüm kuruldu. Ancak yazılmalarından beş yıl sonra sadece birkaçı okunmuştu.

Bir keresinde, yaklaşık yüz yıl sonra bir oğlan bu bölüme girdi.

12 Şubat 2010 Cuma

Ezber aşklara inat...


Şubat ayının kırmızılı pembeli, parlak ambalajlı cafcafına kıyasla, Üç Harfli Kelime’nin mektupları sade ve gösterişsiz. Kitap, Jonathan Lethem’in kaleminden yazılmış, Mars’ın ağzından Dünya’ya hitaben tutku ve hiddet dolu tehditkâr bir mektupla açılıyor: ‘‘…Niye seni istediğimi bilmiyorum bile ve düşünmeme fırsat vermesen iyi edersin.’’(S.18) Seçki, Douglas Coupland’ın zarafet ve kalp kırıklığı içinde yazdığı, aşığın arzu nesnesiyle beraber var olduğu iki kişilik evreninden kovularak dünyanın ‘gerçekliğiyle’ yüz yüze gelmesine isyan ettiği mektupla sonlanıyor: ‘‘Derler ki, insan âşık olduğunda, gündelik dünyanın yanında ilerleyen yeni bir paralel evrene girermiş… Bence gerçek evren, aşk bitince patlayarak saçılan tehlike; insanın dünyası yıkılıp tutunacak bir dalı kalmadığında ortaya çıkan gerçeklik. Ben şimdi bu gerçekliğin içindeyim. ’’ (S. 226) Üç Harfli Kelime’de aşkın anlamı katmanlı, açılımları geniş… Öyle ki, bizleri aşkın tanımı hakkında yeni baştan düşünmeye zorluyor.


3 Şubat 2010 Çarşamba

Topu topu 3 harften ibaret bir kelime

Defalarca tekrarlanmaktan yıpranmış, hele Şubat ayı geldi mi insanın midesini bulandıran, neredeyse aşınmış bir kelime: Aşk. Sıla Okur çevirisiyle yayımladığımız Üç Harfli Kelime: Aşk ise Ursula K. Le Guin'den, Neil Gaiman'a; Jonathan Lethem'den Etgar Keret'e; Hari Kunzru'dan Francine Prose'a; Margaret Atwood'dan Douglas Coupland'a uzanan çağımızın kırk önemli yazarının çoğu kurgusal, bazısı gerçek aşk mektuplarını bir araya getiren bir antoloji. Öyle tektaş yüzüklerle tescillenmesi diretilen, çikolata ve kırmızı güller eşliğinde tüketilen, atın beni denizlere dedirten türden ezber aşklara dair değil de; kimi zaman ironik, kimi zaman şaşırtıcı, bazısı komik, ama ortak özelliği bireyin bir diğer bireye bağlanma sancılarını dürüstçe yansıtmak olan mektuplar var Üç Harfli Kelime: Aşk'ta. Cafcafı, kırmızı kalpleri, zorlama hediyeleri ile belletilen aşklara inat bir kitap Üç Harfli Kelime: Aşk. Dört bir yandan bangır bangır sevgililer günü mesajlarıyla kuşatıldığınızda içinize su serpecek, benliğinizin ezberlerle sarsılmasını engelleyecek cinsten.

Beni terk edeceksin. Bırakıp gideceksin, biliyorum. Laporte’u bıraktığın gibi. Arif’i bıraktığın gibi. Soyadıyla andığın biri olacağım. Laporte, bu gece Alhambra’da sana selam vermek için sendeleyerek yanımıza gelirken iyi görünmüyordu. Çok ıslak olduğu için bana elini vermek istemedi. Parmaklarımın ucunu tuttu ve sahte bir gülücükle, sanki konuştu benle: Becerdiğin en iyi karı, tattığın en büyük aşk, ama yakında piç gibi bırakıp gidecek seni, zavallı enayi. Arabada, biriyle tanışacağı zaman ellerinin hep böyle terlediğini söyledin. Korkularını biliyorsun, değil mi? Benimkileri bildiğin gibi. Seninle takıldığı, seni bağlamasına izin verdiğin, ardından sana kölesi gibi davranmasını emrettiğin günlerde yönetmenlik yapan Laporte’un uzun zamandır sesi çıkmıyor. Sonra aya bakmamı söyledin, ben de eğilip ön camdan aya baktım. Ardından gökyüzünün rengini beğenmem talimatını verdin, ben de Paris’in lacivert gecesini incelemeye koyuldum. Sarıklı Sih, her zaman olduğu gibi, sana yine en zor park yerini gösterdi ve kulübesinin önünden geçerken, her zaman dediği gibi, Park Etme Şampiyonu dedi. Odada büyük bir tatlılıkla geldin kollarıma. Seninim. Bu gecelik. Ne büyük espri! Ve kalbim, ilk açıklamayla espri arasındaki kısacık boşlukta gümbür gümbür atmaya devam ediyor. Laporte’u bıraktığın gibi. Arif’i terk edip bir de üstüne ikiziyle yattığın gibi. Onlar terk etmeden ben terk ederim. Böylesi daha iyi, değil mi? Ağlama sızlama yok. Evet güzelim, uykuya daldın, gecenin sonu geldi ve ben heyecandan geberiyorum. Bunu ya bir gün yalnız başına okuyacaksın, ya da birlikte okuyacağız.

- Leonard Cohen. (Üç Harfli Kelime Aşk. Çeviren: Sıla Okur.)