sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2018 Cuma

Ördek!


Plastik ördekler nereleri gezebilir? İnsanların hayvanlara dair hikâyeler icat edip durma ihtiyacı nedendir? Kurmacada hayvanlar, kendilerini bize nasıl sevdirebilir?

Geçen hafta başladığımız podcast'imiz Kitap, Kaşık ve Diğer Gerekli Şeyler, ikinci bölümünde kurmacada hayvanları ele alıyor. Konuğumuz yönetmen Ayşe Ünal ile okyanusa dökülen 28.800 plastik ördeğin macerasını, Kafka'nın, Orwell'in, Carroll'ın yarattığı kitap kahramanlarını, animasyon ile can verilen kurmaca hayvanları, en sevdiğimiz çocuk kitaplarından Küçük Kara Balık'ı ve Bir Kutup Ayısının Anıları'nı konuştuk.

Dinlemek ve her şey bir yana, aşağıdaki görselde yer alan mandarin ördeğinin hikayesini öğrenmek isterseniz buraya buyrun.



25 Nisan 2016 Pazartesi

Hikaye!

Burada da alıntıladığım bir söyleşide yönetmen Wim Wenders, graffitinin korkunç bir illet olduğundan, şehir sokaklarının sloganlara bulanmış olmasının dehşetli bir vandalizm ortaya koyduğundan vs. bahsediyordu, belki hatırlarsınız... (Esas derdi, filminin arka planını denetleyemiyor olmaktı.) Ben, kendi adıma, şehirlerin duvarlarına atlayan sanattan haz duyuyorum ve bu eserlerin doğrudanlığından, kurumsallaşmaya karşı anonim tavrından vs. etkileniyorum. Londra'da, henüz bir yıl önce karşısında durup nefesimi tuttuğum duvarların bir çoğunda başka işler, başka şeyler vardı mesela; zamanla sürekli gelişen, değişen ve dönüşen şehir panoraması sokak sanatını da kapsamaktaydı. Öte yandan, bir yıl önce şuursuzca bir sokak yanından geçmiş olduğum ROA imzalı dev kirpiyle bu defa karşılaştık - o zaten şaşkındı, ben ondan daha şaşkın... (ROA, sokak duvarlarına şehir sakinleri arasında olan ama çoğu zaman insanların gölgesinde pek görünmeden yaşayan hayvanları/kemirgenleri vs. resmediyor; ilginizi çekerse buradan inceleyebilirsiniz. Şurada da yine çok çarpıcı bir Thierry Noir derlemesi var; belgesel niteliğinde.)

Her neyse, başlı başına birer ilham kaynağı olduğunu düşündüğüm bu çok sesli duvarlardan bazı kareler aşağıda, fakat arşiv o denli genişledi ki fotoğraflar için bir tumblr sayfası açacağım bir ara, notunu düşerim.

Aşağıda donklondon, cernesto, Zabou, Stik ve Mr. Fahrenheit'a ait birtakım bir şeyler ve tabii bir de konuşan bir şehir var, mırıldanan, bağıran, anlatan - hikayeyi çıkarsamak, her zamanki gibi, okura düşüyor.

İyi haftalar!













11 Aralık 2012 Salı

İhtimal



Tam da Edinburgh kökenli Irvine Welsh'in Porno'sunu matbaaya uğurladığımız şu günlerde, Edinburgh'dan tuhaf mı tuhaf bir haber geldi: Bir sene önce kitaplardan oyarak yaptığı heykelleri kütüphanelere bırakan gizemli şahıs şehre geri dönmüş! Evet, İskoç Kitap Haftası etkinlikleri sırasında yeniden ortaya çıkan bu kişi, kâğıdın olasılıklarını derinlemesine irdelemişe benziyor.

Üstte Lanark'ı, aşağıda ise Peter Pan'ı konu alan icraatları görüyorsunuz. Kaynak: Fine Books Magazine.



Gerilla usülü sanatı takdir etmekle beraber, benim kitaplarla gerçekleşecek aktivitelere yönelik duruşum net öte yandan: Okumak!

29 Mayıs 2012 Salı

İyi


Dün biraz dağınık bir giriş yaptım haftaya; yavaştan toparlarım sanırım... Malum, bahar sonu demek mezuniyet demek; ABD'de üniversite mezuniyet törenlerinde yazarların yeni mezunlara konuşmalar yapması adetten sayılıyor, geçen hafta Neil Gaiman'ın Philadelphia'daki University of the Arts'ta yaptığı konuşma YouTube'a düştü bile - bu okulun bir güzel sanatlar akademisi olması dolayısıyla Gaiman, gençlere oldukça klişe sayılabilecek ancak açık yürekli önerilerde bulunuyor - burada bir kısmını paylaşayım isterim:

Hayat bazen zordur. İşler ters gider - aşkta, işte, dostlukta, sağlıkta ve pek çok farklı alanda işler ters gider hayatta. Zorluklar karşısında yapmanız gereken şu: İyi sanat yapın. Ciddiyim. Kocanız bir politikacıyla mı kaçtı? İyi sanat yapın. Bacağınız ezildi ve bir boa yılanı tarafından yutuldu mu? İyi sanat yapın. Vergi İdaresi peşinize mi düştü? İyi sanat yapın. Kediniz havaya mı uçtu? İyi sanat yapın. Internette birileri işlerinizin aptalca veya kötücül olduğunu mu iddia etti ya da daha önce benzer işlerin yapıldığını mı söyledi? Siz iyi sanat yapın.

Sanat aşkına!

(Görsel, Christiane Möbus. Daha da bir şey demiyorum desem? Dedim bile.)

1 Şubat 2012 Çarşamba

Hüküm

"Aslında İstanbul’a korsan DVD almak için geldim” diyen Zizek, reklamların insanlara farkında olmadıkları şeyleri hatırlattığını söyleyerek şunları ekledi: “Reklamcılar, yaptıkları işlerde fantezi ögesini kullansınlar. Bu şekilde anlatmak istedikleri şeyler direkt değil, dolaylı olarak vermiş olurlar. Tüketiciler arzuladıkları şeyleri doğrudan almak istemezler. Örneğin benim favori ürünüm Kinder sürpriz yumurta.”

Bazen bir Zaytung haberinin içinde yaşayıp yaşamadığımızdan emin olamıyorum sevgili okuyucu, ama yukarıdaki satırları Hürriyet'in Ekonomi sayfasından aktardım... Anlam, aradıkça sizden uzaklaşan bir şey; ona da şüpheniz olmasın. Anlamsızlık sadece bizlerin mustarip olduğu bir illet değil elbette, global hükmü var; örneğin bugünlerde Almanya bir kitap yakma tartışmasına kapılmış gidiyor, öyle ki çağrışımlar epey derin. Berlin Bienali kapsamında Martin Zet isimli Çek sanatçı, geçtiğimiz yıl piyasaya çıkan ve büyük ilgi gören (Almanya Kendini Yok Ediyor - Thillo Sarazzin) bir çoksatarın kopyalarını toplayıp yakmayı tasarlıyor; haliyle Nazi çağrışımlarından dolayı bu hareketi kınayan insan sayısı da epey fazla. Öte yandan bahis konusu kitap, ülkedeki göçmen işçilere yönelik nefret söylemine varan iddiaları ile öne çıkmış bir kitap - yakmaya gelince, ortalık karışıyor.Öte yandan kitapların yakılıp yakılmayacağına yönelik bir netlik söz konusu da değil. Sanatçı, bahis konusu kitabın kopyalarını toplayacağına ve 'dönüştüreceğine' dair bir açıklama yapmış, ancak bu dönüştürme hadisesinin nasıl gelişeceği çok açık değil. Söylem çağında yaşıyoruz sevgili okur, ne olduğu değil nasıl söylendiği, nasıl aktarıldığı önemli, yine de Berlin'in orta yerinde binlerce kitabı ateşe atmaya kalkarsanız birilerinin sizi engellemeye çalışacağına şüphe yok, söylem ne olursa olsun. Yazıyı Zizek'ten deli saçması bir beyan ile açmıştık, daha evvel Internet'in bir vakit kaybı olduğunu, e-kitap okuyucu cihazların yanık yakıt gibi koktuğunu öne süren Ray Bradbury'nin (ki Fahrenheit 451, kitap yakma temalı bir başyapıt olduğu için burada anılması gerekti) 2010 yılı sonu itibariyle e-kitap haklarını yayıncısına devrederek lanetlediği yeniliklere teslim olduğunu anımsatarak kapatalım. Devir değişim, dönüşüm ve bir de söylem devri; yukarıdaki alıntı her ne kadar talihsiz olsa da, hükmü yok, hükmü yok...

(Görsel, Günther Uecker.)

23 Eylül 2011 Cuma

Heykel

Yoğun bir haftayı bir süre önce İskoçya'da baş gösteren ve gizemli biçimde orada burada belirmeyi sürdüren kitap heykelleri ile kapatalım. Bu fenomen Mart ayında Edinburgh'de ortaya çıkıyor; görünüşe bakılırsa ismini ve kimliğini gizlemeyi seçen bir sanatçı, İskoçya Şiir Kütüphanesi'ne kitaptan yapılma bir heykelcik ve kütüphaneleri desteklediğini söylediği bir not bırakıyor... Ulusal İskoçya Müzesi, Ulusal Kütüphane, Film Arşivi gibi noktalara da uğrayan gizemli şahıs, kimileri biraz ürkütücü görünse de her bir heykelinin yanına kütüphanelere destek verdiği mesajını iliştirmekten çekinmiyor. Yukarıdaki görsel, ABD'de yaşayan sanatçı Daniel Lai'e ait; aşağıdakiler İskoçya'dan kareler. Malzeme: kitap.

İyi tatiller dileklerimizle.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Yazıyoruz, yazıyoruz, yazıyoruz

 

Google, evrendeki tüm kitapları dijital ortama taşımaya yönelik çabalar içinde, biliyorsunuz. Bloglarında belirttikleri üzere, bu sürecin ilk ve en önemli ayağı dünyada tam olarak kaç adet özgün kitap olduğunu saymakmış. Küçük Prens'i ve seyahatleri sırasında yıldızları saymak için delice çaba gösteren işadamıyla rastlaştığı kısmını anımsıyor musunuz? Yıldızları saydığını söyler işadamı, daha önce kimse akıl etmediği için yıldızların kendisine ait olduğunu söyler, onları sayar ve bir deftere işler, defteri de bankaya emanet eder... Her neyse, google 129,864,880 özgün kitap saydığını söylüyor ve verilerinin henüz tam anlamıyla net olmadığını da ekliyor. Her Şey Aydınlandı'da Jonathan Safran Foer kasabadaki herkesin katkıda bulunduğu bi kitaptan bahseder mesela, her şey kayıt edilir Atalar Kitabı'na, kasabalıların yazacak şey bulamadıklarında ise yazdıkları şey şudur: Yazıyoruz, yazıyoruz, yazıyoruz. Sayım yapanlara kolay gelsin, ne diyelim.