26 Nisan 2019 Cuma
Tesadüf eseri
7 Mart 2013 Perşembe
Tanrı
13 Şubat 2013 Çarşamba
Bilekkesenler
Canıma kıydıktan iki gün sonra kendime burada bir iş buldum, pizzacıda. Pizzacının adı Kamikaze, pizza zincirinin bir halkası. Çalıştığım vardiyanın yöneticisi iyi biri bana kalırsa; kalabileceğim bir yer buldu, aynı dükkânda çalışan bir Almanın yanında. Öyle müthiş bir iş filan değil, ama şimdilik idare eder. Buraya gelince; bilemiyorum, yani eskiden ölümden-sonra-hayat-var-mı saçmalığına girdiklerinde ben hiç kafa yormazdım. Ama size şu kadarını söyleyebilirim; var olduğunu düşündüğümde bile sürekli radar gibi sinyal sesleri ve uzayda uçan insanlar hayal ederdim. Şimdi buradayım ve bilemiyorum, daha çok Tel Aviv’i anımsatıyor burası bana. Oda arkadaşım, Alman olan, buranın Frankfurt’a benzediğini söylüyor.
Frankfurt da berbat bir yer anlaşılan.
(Etgar Keret, Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü'nde yer alan Kneller'ın Mutlu Kampı öyküsünde öte dünyayı kurguluyor. Çeviri, Avi Pardo. Bu cephede bir sürprizimiz var, yakında!)
5 Nisan 2012 Perşembe
Müthiş!
Suya sabuna dokunmadan kendi dünyasını kuran öykü yazarlarından değil Keret, zorlamayı, yeni okumalar yapmayı, yok sayılanları metinlerine taşımayı seviyor. Küfür, onun öykülerinin önemli bir bileşeni, bütünlüğe uzanan kollardan biridir. O da bunu görerek yaşamın içindekileri yan yana getirir metinlerinde... Aslolan kurmacanın gerçekliğidir. Huzurlu, naif dünyalarda geçen öyküler arayanlar Keret'te umduğunu bulamayacaktır elbet. Çocuklar için düzenlenen bir doğum günü eğlencesinde şapkadan, ucundan kan damlayan kesik bir tavşan başı çıkaran kaç, kurmaca kahramanı, sihirbaz vardır?
(Alıntı, Mart ayı Kitap-lık dergisinde yer alan Şenay Eroğlu Aksoy yazısından geldi: Ortadoğu'nun Parlayan Yıldızı. Etgar Keret'in facebook sayfası oldukça şenlikli ve kendisi gayet aktif, oraya da bekleriz. Yukarıdaki görsel Joe Sorren'e ait, aşağıda Tatia Rosenthal imzalı Müthiş Yapıştırıcı yorumu, öykünün kendisi Gazze Blues'da bulunabilir.)
23 Şubat 2011 Çarşamba
Pes
Henry Miller klasiği Yengeç Dönencesi, Avi Pardo çevirisiyle yakında raflarda olacak - haberi geçen hafta vermiştik. Yengeç Dönencesi bir kenara, bu büyük yazarın Kara İlkbahar metni hakkında Random House'dan aldığı editör mektubunu okuyalım bir ve iki gündür bu mecrada gerçekleştirdiğimiz yazı işleri temalı tavsiyelere bir tanesini de biz ekleyelim: Yazdıklarınızın bir yayınevince kabul görmemesi, değersiz oldukları anlamına gelmez. Pes etmeyin.
Sayın Bay Miller,
Ne yazık ki Kara İlkbahar'ı reddetmek zorundayım. Yazma yeteneğinize saygı duymakla beraber bu kitaptan hiç hoşlanmadım. Bana kalırsa Amerika'da ticari anlamda başarı sağlama şansı çok düşük. Sizin için tek umudum bir başka yayıncının bu kitap hakkında farklı düşüncelere sahip olması ve benim haksız çıkmam yönünde.
İlk sefer olmayacaktır!
Hatırlatmamızı yapalım, Etgar Keret bu cumartesi günü The Hall'da !f İstanbul ve Sundance işbirliğiyle gerçekleşecek bir panelde senaryo yazımı hakkında konuşacak.(Saat 11.00'de.) Aynı gün saat 16.00'da G-Mall D&R'da kitaplarını imzalayacak ve saat 17.00'de Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü isimli kitabında yer alan Kneller'in Mutlu Kampı öyküsünden uyarlanan kült film Bilekkesenler'in (Wristcutters) yine !f kapsamındaki gösterimine katılacak.
Bu şahane yazarla tanışma fırsatını kaçırmayın deriz.
4 Şubat 2011 Cuma
Sürtüşme
Son blog yazımızda Etgar Keret'in öykülerinden uyarlanan $9.99'un trailerına yer vermiş ve bunlardan birinden bir fragman yayımlamıştık. Aşağıdaki söyleşide TimeOut New York dergisi Keret'e 'hayatın anlamı'nı soruyor, cevaplar ilginç.
S: İnsanlar neden cevabı olmayan sorulara kolay yanıtlar ararlar?
Keret: Bence film kolay yanıt arayanlar değil de aramaktan vazgeçmiş olanlar hakkında. Bazen arayış da kendi içinde bir anlam taşır. Hayatın anlamını arayan karakterle onu yadırgayan diğerleri arasındaki fark, arayış içinde olanın ne denli naif olursa olsun vazgeçmemiş olduğudur. Buna resmen kafayı takmış. Diğerleri ise bir zamanlar önemsedikleri soruların yanıtlarını bir kenara bırakmış, çoktan hayatları için yaptıkları B ve C planlarına geçmişler.
S: Yaşınız ilerledikçe meylettiğiniz temaların ve tarzınızın değiştiğini düşünüyor musunuz?
Keret: Eskiden beni rahatsız eden şeyler yüzünden halen rahatsız oluyorum; ama artık birilerinin yüzüne bir yumruk patlatma dürtüsü duyduğum söylenemez. Geçmişte yazdığım öyküler hep benimle mutluluğun arasında duran şeylere ve başarısızlığa dairdi. Şimdiyse öykülerim o şeylerle uzlaşmaya ve başarısızlığa dair... Başarının insanı ürküten bir yanı var aslında. Hayatla arandaki sürtüşme paydasını düşürüyor.
31 Ocak 2011 Pazartesi
Karanlıkta çalışanlar
Haftaya güzel haberler ile başlayalım: Tepedeki Ev çıktı, İğrenç Adamlar ile Kısa Görüşmeler mutfakta ve şubat ayında şehre yine bir misafirimiz uğrayacak: Etgar Keret. Bu defa !f İstanbul'un davetlisi olarak gelecek olan Keret, Sundance Enstitüsü danışmanlarından Bill Wheeler ve Wesley Strick ile beraber 26 Şubat günü saat 11.00'de The Hall'da gerçekleşecek senaryo yazım paneline katılacak. Aynı gün festival kapsamında Wristcutters (Bilekkesenler) adlı film gösterilecek; Bilekkesenler, Keret'in Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü kitabında yer alan Kneller'in Mutlu Kampı adlı öyküsünden uyarlanmış ve kadrosunda Tom Waits ile Patrick Fugit'i barındıryor. Eğer hala izlemediyseniz bu fırsatı kaçırmayın; filmin ardından salonda bulunacak Keret izleyicilerden gelecek soruları da cevaplayacak. !f programında ilgi çekici etkinlikler ve şahane filmler var, kardı kıştı demeyin ve şehrin olanaklarını değerlendirin. Keret ile ilgili yine bazı sürprizlerimiz olacak; ya da şöyle diyelim, çok yakında çıkacak yeni bir Keret kitabına hazır olun, ziyaretiyle eşzamanlı olmasa da önümüzdeki aylarda yine Avi Pardo çevirileriyle benzersiz Keret öyküleri gelecek...
26 Kasım 2010 Cuma
Çekiç ve çivi
Geçtiğimiz hafta, Youtube'da en çok izlenen videolardan biri -Apple'ın en popüler iPhone uygulamalarından bir olan- Angry Birds üzerinden İsrail-Filistin barış görüşmelerini alaya alan bir parodi olmuş. Altındaki yorumlar, videonun kendisinden daha düşündürücü aslında, Mark Twain'in söylediği iddia edilen o meşhur sözü anımsatıyor: "Elinde çekiç olana, her şey çivi gibi gözükür." Etgar Keret'in Avustralya'da Radio National ile yaptığı söyleşiden bir pasajla devam edelim - söyleşinin bu kısmında Etgar Keret Gazze Blues'da yer alan ve bir kısmını bu blogda da okuyabileceğiniz Tuvia'nın Vuruluşu öyküsünden ve biraz da, çekiçlerle çivilerden bahsediyor.
Soru: “Tuvia’nın Vuruluşu” adlı öyküden söz edelim, ki bir köpeğe dair. Kendine “sadık bir köpeğin sınırları nedir?” sorusunu sorup öyküyü oradan mı geliştirdin?
12 Kasım 2010 Cuma
Düşün!
Etgar Keret'in Tablet dergisi için yazdığı makaleden aktarılmıştır.
(İsrail Kitap Haftası sırasında) Haziran ayının başlangıcında ablam, kardeşim ve ben Ramat Gan meydanında kurulmuş düzinelerce kitap tezgahına doğru yürürdük. Her birimiz beş kitap seçerdik ve bazen yazarlar da orada olurlar, kitaplarımızın içine bir şeyler yazarlardı. Ablam çok hoşlanırdı bundan. Ben kendi adıma biraz bozulurdum; biri bir kitabı yazmış olabilir ama başkasına ait olan kopyaya neden bir şeyler karalama hakkı olsun ki - özellikle de el yazısı bir doktorunki kadar berbat ise ve ne dediğini anlamak için sözlüğe bakmanız ve kastettiğinin sadece "umarım beğenirsiniz" anlamına geldiğini görmeniz gerekiyorsa...
Aradan uzun yıllar geçti ve artık bir çocuk olmamama rağmen kitap haftası beni heyecanlandırıyor. Ama şimdi bu tecrübe biraz daha farklı ve çok daha stresli, şimdi ben masanın diğer yanında oturuyor ve başkalarının kitaplarının içine bir şeyler karalıyorum. Ve 18 yıldır yapıyor olsam da, hâlâ bir başkasının kitabının içine bir şeyler yazarken rahat hissetmiyorum kendimi.
Kendi kitaplarım yayımlanmadan önce, yalnızca tanıdığım kişilere hediye olarak verdiğim kitapların içlerine bir şeyler yazardım. Derken, birden bire, kendimi kitaplarını kendi alan insanlara kitap imzalarken buldum işte. (...) Böylece, tamı tamına 18 yıl önce, kendi kitap imzalama tarzımı yarattım: kurgusal imza. Kitabın içindekiler tamamen kurguysa, imza ve ithaf neden kurgusal olmasın ki?
10 Kasım 2010 Çarşamba
Masa başı
Hareketli ve heyecanlı geçen bir kitap fuarının ardından, bizde haberler bol. Öncelikle geçtiğimiz hafta İstanbul'da olan Etgar Keret'in ziyaretinin güzel geçtiğini ve Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü'nün ilk baskısının fuarda tükendiğini, yeni baskının matbaadan gelmesini beklediğimizi belirtelim ve İTEF bünyesinde katıldığı etkinliklerde Keret'i yalnız bırakmayan okurlarına teşekkür edelim. Karga'daki panelde zeminin kalabalığı taşıyıp taşımayacağını bile düşündüm, gördüğü büyük ilgi yazarı sevindirdi. Epey olaylı birkaç gün yaşadık Keret ile, otelinin epey yakınında gerçekleşen canlı bomba saldırısı da dahil, ama Keret İstanbul'dan ve buradaki okurlarından çok etkilendi. Yeni kitabın çevirisine başladık bile, yazar basın mensuplarıyla da oldukça ilginç görüşmeler yaptı, bunları da bu ay içerisinde farklı mecralarda göreceksiniz diye tahmin ediyorum.
Fuara ilk defa katıldık bu sene ve benzersiz bir deneyim oldu. Kitaplarımızı okuyan ve bizi takip edenlerle yüz yüze gelmek, hazırladığımız kitapları sahiplenen okurları tanımak bizleri çok mutlu etti, kitap hazırlığı aşamasında masa başında ve yalnız geçirdiğimiz zamanların sonucunda çoğaldığımızı hissettik. Fuarda en çok ilgi gören kitaplarımız Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü, Eğrisi Doğrusu, Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın ve Ne Nedir oldu; Joshua Ferris, Rivka Galchen, Woody Allen, Jonathan Safran Foer, Dave Eggers gibi yazarlara ilgi büyüktü. Şimdi fuarın tüm yorgunluğuna rağmen yenilenmiş bir biçimde ve farklı bir vizyonla döndük masalarımızın başlarına ve artık yalnız olmadığımızı bilerek yeni kitaplar hazırlamayı sürdürüyoruz. Bu yıl bitmeden Joshua Ferris, Shirley Jackson, David Foster Wallace ve Jack Kerouac'tan gelecek şahane romanları şimdiden beklemeye başlayın!
30 Ekim 2010 Cumartesi
Etgar Keret İstanbul'da, şimdi!
Etgar Keret İstanbul'da!
Nimrod Çıldırışları, Gazze Blues ve Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü'nün parlak yazarı, İTEF İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali kapsamında bir dizi etkinliğe katılacak. 31 Ekim Pazar günü KargART, yazarı bir değil tam 3 etkinlik dahilinde ağırlayacak.
KargART'ta 31 ekim günü Etgar Keret'in Kneller'in Mutlu Kampı isimli üyküsünden uyarlanan Bilekkesenler (Wristcutters) filmi gösterilecek. Aynı akşam Etgar Keret, yazar Hakan Günday ve Georgi Gospodinov ile beraber burada bir söyleşi gerçekleştirecek. Gece, İTEF davetlisi diğer yazarların da katılacağı bir parti ile son bulacak. Siz de gelin!
15:00 KargART Bilekkesenler (Wristcutters) film gösterimi
19:00 Etgar Keret, Hakan Günday, Georgi Gospodinov söyleşi
21:00 "Edebi" Parti
29 Ekim 2010 Cuma
Domates suyu
Yarından itibaren Tüyap'ta, salon 2 - 207 A'dayız, tüm okurları bekliyoruz!
New York’tan ülkeme son uçuşumda hosteslerden biri bana âşık oldu. Aklınızdan geçeni biliyorum – hava attığımı ya da yalancının teki olduğumu düşünüyorsunuz. Kendimi dayanılmaz bir erkek sandığımı ya da en azından öyle olduğumu düşünmenizi
istediğimi. Ama doğru değil. Kız gerçekten abayı yaktı bana. Uçak havalandıktan hemen sonra başladı, içki servisi sırasında. Bir şey içmek istemediğimi söylediğimde ısrarla domates suyu ikram etti. Doğrusunu söylemek gerekirse, ondan önce de kuşkulanmaya başlamıştım; acil durumda alınacak önlemleri gösterirken gözlerini benden hiç ayırmamıştı, her şeyi sadece benim için anlatıyordu sanki.
Bu da yetmezmiş gibi yemekten sonra bana fazladan bir sandviç ekmeği getirdi, yemeği yeni bitirmiştim. “Son bir tane kaldı, başka yok,” dedi sandviç ekmeğine aç gözlerle bakan yanımdaki küçük kıza, “ve beyefendi senden önce istedi.” Ama istememiştim. Uzun lafın kısası hostes vurulmuştu bana. Yanımda oturan küçük kız bile farkına varmıştı. “Sana kesik bu,” dedi annesi ya da her nesiyse tuvalete gittiğinde.
27 Ekim 2010 Çarşamba
Tabulara karşı
Öykülerinde dikkat çeken ahlâkdışı yaklaşımı ve tabu konulara geleneklere aykırı bakış açısı yüzünden pek çok eleştiri almış Keret geçmişte. “Rabin Öldü” adlı öyküsünde Rabin adlı bir kedi bir motosikletin altında kalıp ezilir. Aynı ölçüde aykırı bir başka öyküsü “Sürpriz Yumurta” adını taşıyor. Bir kadın intihar saldırısı sonucunda ölür. Patolog Abu-Kabir’deki adli tıp merkezinde cesede otopsi uyguladığında kadının beyninde onlarca kanser tümörü bulunduğunu keşfeder. Patolog kadının kocasına karısının birkaç ay içinde ölmesinin zaten kaçınılmaz olduğunu söyleyip söylememe ikilemiyle karşı karşıyadır. Olayların gelişimi gücendirici olmamakla birlikte Keret öyküye mizah katmayı başarmış, bu da tutucu çevreler tarafından kâfirlikle suçlanmasına neden olmuş.
Şöyle yazıyor Keret: “Herkes bu saldırılarda ölüm nedenini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde biliyor, insan bedeni içinde ne bulacağını bilmediğin bir sürpriz yumurta değil ki –bir yelkenli, ya da bir yarış arabası veya plastik bir koala. Ne zaman ameliyat etseler aynı şeyleri buluyorlar –küçük metal parçaları, çivi ve şarapnel..."
Ve şöyle diyor: “13 yıl boyunca her yıl Yediot Aharonot gazetesine festival öncesinde basılmak üzere bir öykü yolladım. Bu öyküyü yolladığımda beni telefonla aradılar. “Etgar, öykülerini çok sevdiğimizi biliyorsun, ama bunu yayınlayabileceğimizi sanmıyoruz.” Onlara öyküyü saygısızca bulup bulmadıklarını sorduğumda aldığım yanıt: “Hayır, ama ıstırap hakkında yazmanın alışılagelmiş bir yolu vardır, oysa bu öykü... farklı.”
Sonunda gazete öyküyü yayınlamış, ama İbranice olarak başka hiçbir yerde bir daha yayınlanmamış.
Keret’i çileden çıkaran da bu tavır zaten; insanların, özellikle de siyasetçilerin, yitim, elem ve İsrail belleği hakkında sadece kendi bildikleri gibi konuşulması gerektiğini düşünmeleri.
(Atira Winchester - Söyleşi; Çeviri: Avi Pardo.)
25 Ekim 2010 Pazartesi
Orada neler oluyor?
Etgar Keret'in Avi Pardo tarafından Türkçeleştirilen kitabı Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü, tüm kitapçılarda! 31 Ekim Pazar günü saat 15.00'da KargART'ta gösterilecek olan ve Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü'nde yer alan "Kneller'in Mutlu Kampı" adlı öyküden uyarlanan film, Keret'in dünyasının hakkını veriyor diyelim ve daha fazla ipucu vermeyelim, film gösterimi ücretsiz, herkesi bekliyoruz. Keret, aynı yerde akşam saat 19.00'da Hakan Günday ve Bulgar yazar Georgi Gospodinov'la -yine İTEF kapsamında- bir söyleşi gerçekleştirecek, ardından gece Karga'da yine katılımı ücretsiz olan bir parti ile devam edecek. Pazar gününü kitap, dergi ve gazete eşliğinde miskinlikle geçirmeyi tercih edenlerden olsanız dahi, bu etkinliklerden en azından birine katılmanızı ve pazarınıza farklı bir pencere açmanızı şiddetle öneririz. İyi haftalar dilerken yazıyı Etgar Keret'in The Believer söyleşisinden yazıya dair bir alıntıyla bitirelim.
22 Ekim 2010 Cuma
Tanrı olmak...
Günler, tepelerden aşağı koşan vahşi atlar misali geçip gidedursun, ekim ayını da devirmiş bulunmaktayız neredeyse. Bizler gün sonu özetlerine, hafta sonlarında ve ay sonlarında yaptıklarımızı özetleyip yapacaklarımızı listelemeye fazlasıyla alışkınız, öyle ki geçen zaman gerçekliğini yitirip kum saatinden akan taneciklerden pek de farkı olmayan biçimde işliyor algımıza. Algılanan zamandan reel zamana geçip takvimimize baktığımda görüyorum ki duyurulacak haberler epey artmış, o zaman vakit kaybetmeyelim.
Harıl harıl sizler için yeni kitaplar seçerek çalıştığımız yazın ardından sonbahara Dave Eggers'dan Ne Nedir ile merhaba dedik ve kitabın açtığı pencerelerden epey bahsettik burada. Yaratılış mitleri konusunu daha fazla irdelemeyeceğimi söylemiştim ancak kütüphanemize göz gezdirirken rastladığım bir kitabı burada bu konuya ilgi duyanlara hemen önermek isterim: Su Mitosları - Deniz Gezgin. Sel'in Hayvan Mitosları ve Bitki Mitosları'nın ardından bastığı kitap konuya ilgi duyanlar için şahane bir giriş olanağı sağlıyor.
Ne Nedir demişken, bu hafta Dave Eggers ve McSweeney's tayfasından bir koli dolusu dergi ve kitap, ayrıca elle yazılmış bir teşekkür kartı geldi kapımıza. Resmi yazışmalara alışkın olan bizleri epey de sevindirdi; McSweeney's'in genç yeteneklerinden John Brandon'ın henüz ismi Türkçeleştirilmemiş olan romanı Citrus County şu anda çeviride, sanıyorum 2011'in ilk aylarında karşınızda olacak. Bir kayboluş öyküsünü konu alan romanın soluk soluğa okunduğunu söylemek gerek.
1 Ekim 2010 Cuma
Bilinmeyen
Ekim ayı kitaplarının son hazırlıkları tüm hızıyla sürerken hatırlatalım, önce Woody Allen'ın Eğrisi Doğrusu ardından Etgar Keret'in Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü ve Joshua Ferris'in Bilinmeyen'i raflara düşecek. Ferris, bu blogda zaman zaman bahsettiğimiz, genç ve parlak bir yazar; New Yorker onu geleceğe yön verecek yazarlar arasında sayıyor, ilk kitabı Ve İşimiz Bitti ise yayımlandığı yıl pek çok ödüle aday gösterilmekle beraber The New York Times'ın Yılın En İyi Romanları sıralamasında ilk beşte yer almıştı - ki bu, ilk romanını yayımlamış bir yazar için ayrıca önemli. Yeni kuşağın en özgün ve yetenekli kalemlerinden biri sayılan Ferris'in yeni romanı Bilinmeyen, yazarın olgunlaştığının ve çağdaş edebiyatın ağır topları arasına şimdiden kurulmaya niyetlendiğinin göstergesi. Ferris, ilk romanı Ve İşimiz Bitti'yi bir ara çekmeceye tıkıp yakmayı düşündüğünü belirtmiş ve şunları söylemiş:
"Ne yazmak istediğimi biliyordum ama doğru sesi bulamamıştım. Sonra bir gece ilk iki cümle aklıma düşüverdi. Kalktım ve yazmaya koyuldum. Sesi kafamda duyabilmek muhteşem bir duyguydu ama korkutucuydu da, hepsini sayfalara dökemeden bir arabanın altında kalıp öleceğimden emindim. Öyle ki o ara yürüyüşe çıkmayı ve markete gitmeyi bile bıraktım ve eve sürekli dışarıdan yemek söyler oldum - beni öldürme olasılıkları bir arabanınkinden daha yüksek olan yemekler. (...) İşimi seviyorum ben. Yazmaya bir gün ara versem huzursuzluğa gark oluyorum."
Bilinmeyen'de Ferris, tanısı konulamayan bir hastalığın pençesinde hayatı giderek tuhaflaşan bir adamın öyküsünü anlatırken yine bizlerin hayatlarına ve hayata dair hiç sorgulamadan kabullendiğimiz pek çok şeye yöneltiyor oklarını. Ve İşimiz Bitti'deki ironinin yerini, bu kez derin bir hüzün kaplıyor. Varoluşun sefaleti mi desem, günümüz insanının çıkmazları mı bilemiyorum. Kafa yormaya değer.
Resimde efsane sanatçı Jackson Pollock büyük bir ciddiyetle resmi üzerinde çalışıyor. Günler, haftalar, aylar geçiyor ve insanın işi çalıştıkça -beklenenin aksine- çoğalıyor. Bilinmeyenlere inat, kendimizi bilerek yaşayabilmemiz dileklerimizle...
30 Temmuz 2010 Cuma
Yuvarlak masa
Fransa'dan bir haber: Fransız Kültür Bakanlığı, 14 Temmuz'da kutlanan Bastille Günü öncesinde yaptığı duyuruyla yazarlarımızdan bizlerin de pek sevdiği Etgar Keret'e "şövalyelik" madalyası verdiğini açıklamış. Şövalye deyince ilk akla gelen Yuvarlak Masa Şövalyeleri elbette, ardından Tarot kartları, arkasından "Sir" John Lennon'ın kraliyet ailesi karşısında şarkı söylerken "Ucuz koltuklarda oturanlar alkışla eşlik etsin, sizler de mücevherlerinizi şıkırdatın," gibisinden beyanı... Neyse, serbest çağrışımın derin denizlerinde boğulup gitmeden önce şövalyelik bahane, Keret -eğer hâlâ tanımıyorsanız- şahane diyelim öncelikle. Keret'in öykü kitabı Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü, ekim ayında raflarda olacak; ayrıca kendisi -bir son dakika değişikliği söz konusu olmazsa eğer- kasım ayında yapılacak olan İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali'nin konukları arasında şehrimize teşrif edecek. Keret'in bağımsız sinemada da önemli bir isim olduğunu ve Jellyfish, Wristcutters (Bilekkesenler adıyla Filmekimi'nde gösterilmişti)gibi filmlerin senaryolarının müsebbibi olduğunu söyleyelim. Ve elbette, yaratıcı figürlere destek verilmesi; şövalyelik, ödül veya diğer yollarla uluslararası arenalarda yaptıklarının tanınması gerçekten önemli.
Güzel bir haftasonu geçirmenizi dileriz.
21 Nisan 2010 Çarşamba
Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü
Etgar Keret; blogumuzda daha önce de bahsettiğimiz, genç, yetenekli ve söyleyecek çok şeyi olan bir yazar. Yıldızı hızla yükselmekte olan Keret'in sesine aşina değilseniz eğer, Parantez'den çıkan Nimrod Çıldırışları adlı kitabını ve Samir El Youssef ile ortak projesi Gazze Blues'u okumanızı şiddetle tavsiye ederiz.
İlk sayısı geçtiğimiz ay yayınlanan yeni edebiyat dergisi Sıcak Nal'da Nil Pınar Arın, Gazze Blues'a yönelik kapsamlı bir eleştiri dosyası hazırlamış ve Keret'in yine büyük ilgiyle takip ettiğimiz dergilerden The Believer'la yaptığı söyleşinin bir kısmına yer vermiş. Arın, "Kuralsız bir dünyada dolaşırken bir tanıdığa rastlamak," gibi bir etki bıraktığını söylemiş Keret'in. Gerçekten de Keret'i okurken bir tanışıklık hissi uyanıyor insanda; sanki 10 senedir görüşmediğiniz ama beraberce pek çok badire atlattığınız bir grup arkadaşla olmadık bir yerlerde bir araya gelmişsiniz gibi bir his... Okuma tecrübesi kişiye özel elbette, haliyle tanımlamaya çalıştığım kişisel bir izlenim, yine de Arın'ın bahsettiği duyguya benzerlik taşıdığı kanısındayım.
Keret'in Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü adlı kitabını yine Avi Pardo'nun çevirisiyle önümüzdeki aylarda yayımlayacağız, şimdiden haber edelim.








.jpg)








