David Foster Wallace, çok yakında, Siren'de.
11 Nisan 2011 Pazartesi
8 Nisan 2011 Cuma
Keyif
Resimde Siren'in kedilerinden biri sayılan Marduk, Jonathan Safran Foer'in Eating Animals'ı üzerinde kestiriyor. Açık olan sayfada Foer, geçtiğimiz günlerde ölen meşhur Kutup Ayısı Knut'tan bahsediyor. Her şeye rağmen, güzel bir hafta sonu geçirmenizi dileriz!
7 Nisan 2011 Perşembe
Yarı kapalı
Görselde, matbaasından ancak kopup elimize ulaşan Şifre Ağacı (Tree of Codes) var bugün. Gündemde feci bir şifre kaosu sürüp giderken Jonathan Safran Foer'in Bruno Schulz'un kelimelerini kullanarak şifrelediği kitapla baş başa kalmak, daralan ruhlar için ilaç gibi. Şifre Ağacı'ndan daha önce de bahsettik burada; okumak ancak şimdi mümkün oldu, çünkü basılıp "hazırlanması" epey uzun sürüyor haliyle, bir süredir kitabı bekliyorduk biz de. Bu koza-kitabı, sayfa ardına boş bir beyaz sayfa yerleştirmek suretiyle okuyoruz, ama elbette, sayfaları üst üste bindirip kelimelerin birbirleri içinde yankı yapmalarını sağlamak mümkün. Sizi bilmem ama ben başlangıç cümlelerine takılırım genelde; Foer, Şifre Ağacı'na, "Yoldan geçenlerin gözleri yarı kapalıydı," cümlesiyle giriş yapıyor.
6 Nisan 2011 Çarşamba
İnanılmaz Yakın
Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın ile Her Şey Aydınlandı'nın yazarı Jonathan Safran Foer ile Kaya Genç'in yaptığı söyleşi, bu ayki Vogue Türkiye'de yer alıyor. Foer'in son kitabı Eating Animals, önümüzdeki aylarda raflarda olacak. Geçen hafta Radikal İki'de Karin Karakaşlı şahane bir yazı yazmış Foer'den yola çıkarak, Birikim ise hayvan hakları ve et endüstrisi üzerinden görüşlerine yer vermiş. Vogue'daki resimler Marc Regas imzası taşıyor. Foer'in adını, henüz çekimleri tamamlanmadan Oscar adayları arasında gösterilen Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın'ın sinema uyarlaması dolayısıyla daha çok duyacağız.
5 Nisan 2011 Salı
Zihin
“Fiziksel bir tehlike yok,” dedi Doktor kendinden emin bir şekilde. “Tarih boyunca hayaletler kimseye fiziksel zarar vermemiştir. Kurbanlar kendi kendilerine zarar verebilirler sadece. Hatta hayaletin zihne saldırdığı bile söylenemez. Çünkü zihin; düşünen, bilinçli zihin metanetlidir. Burada oturmuş konuşurken bilinçli zihinlerimizde hayalet inancı hiç yok. Dün geceden sonra bile ‘hayalet’ kelimesini söylerken kendimizi tutamayıp hafifçe gülümsüyoruz. Hayır, doğaüstü olayların tehlikesi çağdaş zihinlerin en zayıf olduğu noktadan saldırmalarıdır; o yerde koruyucu batıl inanç zırhımızı çıkarmış, başka bir korunma yöntemi de benimsememiş oluruz. Hiçbirimiz dün gece bahçede koşan şeyin bir hayalet olduğunu düşünmüyoruz, ama dün gece Tepedeki Ev’de bir şeyler olup bittiği kesin ve zihnin içgüdüsel sığınağı -yani kendinden şüphe etmek- eleniyor. ‘Hayal gücümün
ürünüydü,’ diyemiyoruz, çünkü üç kişi daha oradaydı.” “Ben şöyle diyebilirim,” diye araya girdi Eleanor gülümseyerek,“Üçünüz de hayal gücümün ürünüsünüz, bunların hiçbiri gerçek değil.”
"...Öyle hissetsen Tepedeki Ev’in tehlikelerine kucak açmana ramak kalmış olurdu.”
(Tepedeki Ev, Shirley Jackson. Çeviren: Dost Körpe.)
4 Nisan 2011 Pazartesi
Zehir
Yazar hikayesini geliştirirken kendi içindeki bir zehirle karşı karşıya gelir. Zehir yoksa hikaye sıkıcı ve yavan olur. Balon balığı (fugu) gibidir tıpkı: eti aşırı lezzetli, ama yumurtası, ciğeri ve kalbi ölümcül nitelikte toksik. Öykülerim bilincimin karanlık, tekinsiz bir noktasında büyür, zehiri zihnimde hissederim, bünyem kuvvetli olduğu için yüksek dozların altından kalkabilirim. Gençken güçlüsündür; zehirle başa çıkmak daha kolaydır. Ama 40'ını aştın mı güçten düşersin, sağlıksız bir hayatın varsa zehirle başa çıkamazsın. - Haruki Murakami
(Der Spiegel'le yaptığı söyleşide Haruki Murakami koşmaktan ve koşunun yazarlığıyla ilişkisinden bahsediyor. Söyleşi ilginç: Murakami, Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar'ını Japoncaya çevirdiğini belirtip, Salinger'ın kendi zehirinin altından kalkamadığını iddia ediyor. Devam etmekte olan İstanbul Film festivali'nde Murakami'nin İmkansızın Şarkısı adlı romanının sinema uyarlamasını kaçırmayın diyoruz. Yazının görseli May Wilson'a ait. Murakami'nin merakla beklenen 1Q84 adlı romanının İngilizce çevirisi Ekim sonunda yayınlanacak gibi duruyor. Kapak aşağıda, tasarımcı Chip Kidd.)
1 Nisan 2011 Cuma
31 Mart 2011 Perşembe
Şaka
NTVMSNBC'de bir haber okuyup işaretlemişim, keyfim de pek yerinde olmadığından burada paylaşmamışım bir süredir.Haberin başlığı: "Bankayı soyamayınca "şaka" diye bağırıp kaçtılar." Güzide şehrimiz İstanbul'da bir bankayı soyguna yeltenen ancak "Eller yukarı, bu bir soygundur!" diye bağırdıklarında kimsenin tepki vermemesi üzerine "Şaka, şaka" diyerek vazgeçen soyguncular da mevcut; şartlara uyum sağlama yeteneği azımsanacak bir şey değil gerçekten.
Polisin kısa zaman içinde beni yakalayıp asacağını duyduğumda, ne yazık ki sıcak su dolu küvette yayılmış yatıyordum. Anlaşılır bir çeviklikle banyodan fırladım, ıslak sabuna bastım ve ön terastan aşağıya yuvarlandım, şans eseri düşüşü dişlerimle durdurdum ve onlar da bonbonlar gibi yere savruldular. Çıplak ve yara bere içindeyken hayatta kaldığımı anladım, hızla hareket ettim; El Diablo’ya, aygırıma atladım, isyan çığlığını attım! At şahlandı ve ben arkasından yere doğru kayıverdim, birkaç küçük kemiğimi bu arada kırdım.
Bütün bu tahribat yetmezmiş gibi yürüyerek neredeyse altı metre ilerlemişken matbaa makinem aklıma geldi ve böylesine önemli bir politik silah ya da delil parçasını geride bırakmak istemediğimden, onu almak için aynen geri döndüm. Şans bu ya, alet göründüğünden daha ağırdı ve onu kaldırmak elli kiloluk bir üniversite öğrencisinden çok bir vinç için daha uygun bir işti. Polisler geldiğinde elim makineye sıkışmıştı ve kontrolsüz sesler eşliğinde çıplak boynumdan aşağıya Marx’tan geniş pasajlar basılıyordu.
Sakın arka pencereden atlamak suretiyle kaçmayı nasıl başardığımı sormayın bana.
(Eğrisi Doğrusu, Woody Allen. Çeviren: Garo Kargıcı.)









